Ramazan ayını iyi değerlendirelim
Tasavvuf, İslam, Dini Resimler, Şiir, Kıssadan Hisseler, Hikayeler | ismetiyye.com
Ocak 06, 2009, 08:45:52
9 Muharrem 1430 *
....................................Selamün aleyküm, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Son Konular Üyeler Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]   
  Yazdır  
Gönderen Konu: Ramazan ayını iyi değerlendirelim  (Okunma Sayısı 107 defa)
 
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
fukaha
Bizden biri
*



Offline Offline
Yaş: 26
Üye No: 329
Nerden: istanbul
Mesaj Sayısı: 1.235
23 Mesajına Toplam
29 Kere Teşekkür Edildi
Durumum:
« : Ağustos 24, 2008, 10:42:57 »

Mehmet Talü


1Eylül 2008 pazartesi günü Ramazan Ayının biridir. Yüce ALLAH’ın lütfu ile sağlık ve esenlik içinde, Müslümanlar olarak arınma ve yenilenme bilincimizin tazelendiği, ferdi hayatta dindarlığın, sosyal hayatta huzur, dayanışma ve kaynaşmanın yoğun olarak yaşandığı, manevi derecesi çok yüksek ve kazancı pek büyük olan af, mağrifet ve bereket mevsimi yeni bir Ramazan ayına ulaşmış bulunuyoruz, elhamdulillah… Hepimize mübarek olsun! Yüce ALLAH’ın engin rahmet, mağfiret ve bağışlamasının diğer zamanlara göre daha fazla olduğu, sosyal dayanışma ve yardımlaşmanın güzel örneklerinin verildiği Ramazan ayına bir kez daha erişmenin, sahura kalkarak bu ayın manevi atmosferine girmiş olmanın mutluluğunu yaşıyoruz.

Maddi ve manevi sayısız güzelliklerin yaşandığı ve yapılan amellerin mükafatlarının sınırsız olarak verildiği Ramazan ayına tekrar kavuşmanın sevincini yaşıyoruz. Kendi ailemizin nafakası ile birlikte ihtiyaç içerisinde bulunan insanların yokluklarıyla da ilgilenmenin verdiği hazzı tadıyoruz. Rahmet ve merhamet ayı olan Ramazan’da hem gönül soframızı, hem ocağımızı insanlara açmak suretiyle paylaşmanın ve yoklukta var olmanın mutluluğunu taşıyoruz.

Bu mübarek ayın geceleri de, gündüzleri de çok iyi değerlendirilmeli, elden geldiğince ibadete, hayır ve hasenata ağırlık verilmelidir. Çünkü, çok kârlı bir uhrevî kazanç mevsimidir.

Ramazan ayı, rahmet, mağfiret ve kurtuluş ümidinin tazelendiği, ibadet ve nefis muhasebesi ile gönüllerin arındığı, yardımlaşma, dayanışma, birlik ve beraberlik ruhunun canlanarak ayrı bir sosyal bütünleşmenin yaşandığı müstesna bir zaman dilimidir. Eriştiğimiz bu Ramazan’ın ayının, her bir mü’min için getirdiği rahmet, mağfiret ve kurtuluş müjdesinden bütün mü’minlerin ve insanlığın hissedar olmasını; bütün milletimize, İslâm âlemine ve insanlığa hayırlar getirmesini Yüce RABBİMizden niyaz ediyorum. Teravih namazları, iftar sofraları, okunan mukabeleler, davetler vb. davranışlar ile adeta “Sosyal Barışın” da sembolü olan Ramazan ayınızı tebrik eder, bütün güzelliklerin sizlerin olmasını temenni ederiz.                             

Yıl içerisinde gönüllerin yumuşadığı, rahmet kapılarının açıldığı geceler, günler ve aylar vardır. İşte bunlardan biri de Hz. Peygamber (S.A.V.)Efendimizin “Evveli rahmet,  ortası  mağfiret ve sonu cehennemden  azad olmaktır.” (Beyhekî, Şuabü’l-İman, 3/305, N0: 3608) diye haber verdiği Ramazan ayıdır. Bu bakımdan Ramazan ayı; bir müjdeleme, bir uyarma, bir toparlanma, bir daha iyiye gitme ayıdır.

Bu ay, öğrenmek, anlamak ve gereklerini yerine getirmek üzere okuyan herkesin zihninde ve kalbinde farklı, kalıcı ve derin izler bırakan yeryüzünde en çok okunan Kur’ân-ı Kerim’in indirildiği; ve aynı zamanda nimetlerin kadrinin bilinmesine vesile olan, insanda şükran hisleri uyandırarak, yoksulların çaresizlerin halinden anlama şuuru veren ve maddenin esaretinden kurtararak “sabır” denilen en yüksek ahlaki bir meziyete eriştiren bir ibadet olan oruç ibadetinin farz kılındığı bir aydır. Ramazan sabır ve tahammül ayıdır. Bu ayda öfkelenmeyelim, kimsenin kalbini kırmayalım. Haklı da olsak, bazı haklarımızdan vazgeçelim, fitne ve fesat çıkmasını önleyelim.

Öyle bir güzel bir aya kavuştuk ki, kıymetini bilenlere ne mutlu!.. İçinde, İslâm’ın en mühim farzlarından biri olan Oruc’un bulunduğu Ramazan Ayı, dinî hayatımızda çok ehemmiyetli, müstesna bir yere sahip. Her Müslümanın onun kıymetini bilmesi, feyiz ve bereketinden istifade etmesi, akıl, zekâ ve inancının gereği, manevî yönden yücelmesinin de en önde gelen şartlarından biri.
Logged

"Her arzu ettiğini yiyenlerin, ibadetlerinin tadını duyması mümkün değildir." (Süleyman Darani)
ravza-i mutahhara
Demirbaş
*



Offline Offline
Yaş: 24
Üye No: 1210
Nerden: karabük
Mesaj Sayısı: 446
12 Mesajına Toplam
13 Kere Teşekkür Edildi
Durumum:
« Yanıtla #1 : Ağustos 24, 2008, 12:51:46 »

RABBİM en güzel vede onun hoşnut olacağı şekilde geçirmeyi nasip etsin,amin 
Logged
fukaha
Bizden biri
*



Offline Offline
Yaş: 26
Üye No: 329
Nerden: istanbul
Mesaj Sayısı: 1.235
23 Mesajına Toplam
29 Kere Teşekkür Edildi
Durumum:
« Yanıtla #2 : Ağustos 25, 2008, 10:36:13 »

Ramazan Ayı diğer aylara nispetle dinî ve sosyal hayatımızda çok önemli bir yere sahiptir. Bu ayın ulviyeti; Kur’ân-ı Kerim’in bu ayda inmiş olması, onu diğer aylardan daha hayırlı kılan “Kadir Gecesi”nin bu ayın içinde bulunması, bu ayda tutulan orucun bir arınma ve takva vesilesi olması, kulun ALLAH’a olan iman ve bağlılığını bu ibadet vasıtasıyla kendi nefsinde yaşayarak tecrübe edebilmesinden kaynaklanmaktadır. Bu hakikati Kur’ân-ı Kerim bize şöyle bildirmektedir: “Ramazan ayı öyle bir aydır ki, onda Kur’ân-ı Kerim, insanlara sırf bir hidayet ve Hakk’a ileten dosdoğru yolun ve hak ile batılı ayırt eden hükümlerin apaçık delilleri olarak indirildi. Artık sizden her kim o Ramazan ayına erişirse onun orucunu tutsun. Ve her kim de hasta olur veya sefer-yolculuk halinde bulunur da orucu tutamazsa, tutamadığı günler sayısınca, diğer günlerde oruç tutar. ALLAH Teâlâ, size kolaylık diler, size güçlük istemez. Kolaylık istemesi o sayıyı kaza borcunuzu ikmal etmeniz, tamamlamanız ve sizi hidayete erdirdiği, muvaffak kıldığı o şeyden dolayı ALLAH Teâlâ’yı tekbir etmeniz, yüceltmeniz içindir. Ve ta ki şükredici olmanızı ümit edebilesiniz.” (Bakara suresi: 185)

ALLAH Teâlâ Hazretleri, bu ayeti celilesinde oruç ayı olan Ramazan-ı şerifi diğer aylar arasından özellikle medhetmektedir. Şöyle ki: Mevla Teâlâ, Ramazan-ı şerifi diğer aylardan, Kur’ân-ı Kerim’i o ayda indirmekle seçtiğini beyan etmiştir. Diğer peygamberlere indirilen ilahi kitapların da bu ayda indirildiği hususunda rivayetler vardır.

Ramazan ayı ayların efendisidir. Kur’ân-ı Kerim’in inişi bu ayda başlamıştır. Ramazan ayı ALLAH’a itaat ve ibadet, iyilik ve ihsan, mağfiret, rahmet ve rıdvan ayıdır. Ramazan ayı içinde, bin aydan hayırlı olan Kadir gecesi bulunmaktadır. Ramazan ayı mü’min kulun din ve dünya işlerinin düzeltilmesine yardımcıdır. Ramazan ayı duaların çokça kabul edildiği bir aydır.

Selman-ı Farisi (R.A.)’den rivayete göre, Resûlullah (S.A.V) Efendimiz, Şaban-ı şerifin son günü hutbe okuyarak şöyle buyurdu:

“Ey insanlar! Çok büyük ve mübarek bir ay sizi gölgeledi, gelmesi çok yaklaştı. O, kendisinde bin aydan daha hayırlı Kadir gecesi bulunan bir aydır. ALLAH Teâlâ, onun orucunu farz, gecesinin kıyamını, Teravih namazının kılınmasını da nafile kıldı. Her kim, onda bir hayırla ALLAH’a yaklaşırsa, nafile bir ibadet yaparsa, diğer aylarda bir farz eda etmiş gibi olur. Onda bir farz işleyen ise diğer aylarda yetmiş farz eda etmiş gibi olur. O, sabır ayıdır; sabrın karşılığı ise cennettir. O, iyilik ayıdır; o, kendisinde müminin rızkı artan bir aydır. Her kim, onda bir oruçluyu iftar ettirirse, günahlarına mağfiret ve kendisinin cehennemden kurtulmasına vesile olur ve oruçlunun mükafatından bir şey eksiltilmeksizin, iftar ettirene de onun bir misli verilir. Dediler ki:

- Ya Resûlellah! Hepimiz, oruçluya iftar ettirecek bir şey bulamaz ki… Bunun üzerine Resûlullah (S.A.V)Efendimiz şöyle buyurdu:

- ALLAH Teâlâ; bir hurma, bir yudum su veya süt ile oruçluyu iftar ettirene de bu sevabı verir. (Görülüyor ki; iftarın mükellef sofralar ve ziyafetler şeklinde düzenlenmesi şart değildir. Bir lokma ekmek, bir hurma veya bir yudum su ile de olsa aynı sevabı alır. Yeter ki ikramlar, ALLAH rızası için yapılmış olsun. İftar davetlerinde lüks ve israftan kaçınılmalı ve bu davetlerde fakirlere de yer verilmelidir.) O, bir aydır ki, başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden azad olmaktır. O ayda her kim kölesinin, işçisinin işini-yükünü hafifletirse, azaltırsa; ALLAH da onu mağfiret eder ve cehennemden azad eder.O halde, onda dört şeyi çokça yapınız. Bunların ikisiyle Rabbinizi razı edersiniz, diğer ikisine de mutlaka muhtaçsınız. Rabbinizi kendisiyle razı edeceğiniz iki şey: La ilahe illALLAH kelime-i tevhidini söylemeniz ve O’na istiğfar etmenizdir. Mutlaka onlarsız duramayacağınız diğer ikisi ise: ALLAH’tan cennet isteyip cehennemden ona sığınmanızdır. O ayda her kim, bir oruçluyu doyurursa; ALLAH Teâlâ da ona, benim Kevser havzımdan öyle bir içirir ki, cennete girinceye kadar bir daha susamaz.” (İbn-i Huzeyme; Sıyam; 8; No: 1887; 3/191; Beyhekî, Şuabü’l-İman, 3/305, N0: 3608)

Bu hadis-i şeriften anlaşılıyorki: İnsan Ramazan ayında rahmete giriyor. Yani, şimdi biz ALLAH’ın rahmeti içinde yüzüyoruz elhamdülillâh... Suçluyuz, günahkârız, yüzümüz kara, mâzimiz karanlık... Eksiğimiz kusurumuz çoktur amma oruç tuta tuta ayın ortasında ALLAH günahları mağfiret ediyor. Ramazan’ın sonu da cehennemden âzad olmaktır. “Ey kulum, sen Ramazan’ı tuttun, Ben seni affeyledim, mağfiret eyledim, cehenneme de atmayacağım; hadi bakalım âzâd oldun!” diyecek ALLAH Teâlâ Hazretleri. Kime? Tabii ki Ramazan’ı güzel geçirenlere...
Logged

"Her arzu ettiğini yiyenlerin, ibadetlerinin tadını duyması mümkün değildir." (Süleyman Darani)
fukaha
Bizden biri
*



Offline Offline
Yaş: 26
Üye No: 329
Nerden: istanbul
Mesaj Sayısı: 1.235
23 Mesajına Toplam
29 Kere Teşekkür Edildi
Durumum:
« Yanıtla #3 : Ağustos 27, 2008, 07:21:00 »

Ramazan ayını iyi değerlendirelim (3)
Mehmet Talü


RABBİMizi râzı edeceğimiz, RABBİMizin rızâsına ereceğimiz iki iş nedir: “La ilahe illALLAH” kelime-i tevhidini çokça söylemek. İkincisi de, ikinci olarak yapılması gereken, istiğfar etmektir. Demek ki, bu Ramazan ayında ne yapacağız?.. “Lâ ilâhe illALLAH”ı çok söyleyeceğiz; bir... Estağfirullah’ı çok söyleyeceğiz, ikii... Kendisinden müstağni kalamayacağımız öteki iki iş: ALLAH’tan cennetini istememiz ve cehennemden ALLAH’a sığınmamızdır. Tamam, bunu da yaparız: “Yâ Rabbi, bizi cennetine dahil eyle!.. Yâ Rabbi bizi cehenneminden âzâd eyle!..” diye de çok dua edeceğiz.

İmam Rabbani (K.S.) Hazretleri, mektubatında şöyle buyuruyor: “Bilinmelidir ki, Ramazan-ı şerif ayı çok büyük bir aydır. Bu ayda, namaz, zikir, sadaka gibi, yapılan her nafile ibadet Ramazan’ın dışında yapılan bir farzı edaya denktir. Bu ayda bir farz eda eden ise diğer aylarda yetmiş farz eda etmiş gibidir. Kim bu ayda bir oruçluyu iftar ettirirse, günahları affolur, boynu cehennemden azat olur ve iftar ettirdiği kişinin ecrinden bir şey eksilmeden, bir mislini de iftar ettiren alır. Bu ayda, kölesinin ve işçisinin işini hafifleteni ALLAH Teâlâ affeder ve cehennemden azat eder. Ramazan ayı girdiğinde Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz, bütün esirleri salar ve isteyene izin verirdi. Bu ayda hayırlara muvaffak olan kişiye, senenin tamamında Allâh Teâlâ’nın muvaffak kılması refik yani yoldaş olur. Bu ay, huzuru kalp olmaksızın, dağınıklık üzere geçerse bütün sene dağınıklık üzere geçer. O halde bu ayı ganimet bilerek bunda huzuru kalbi kazanmaya çok çalışmak lazımdır. ALLAH Teâlâ, Ramazan ayının gecelerinden herbirinde cehenneme girmeye layık olmuş kişilerden binlercesini mağfiret eder ve bu ayda cehennem kapıları kapanır, şeytanlar zincire vurulur, rahmet kapıları açılır. İftarı acele yapıp sahuru geç yapmak sünnetlerdendir. Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz, bu hususta çok mübalağa göstermiştir. Çünkü bu hal, ihtiyacı ortaya koymaktan ibarettir ki kulluk makamına da bu yaraşır. Hurma ile iftar etmek de sünnettir. Teravih namazını eda etmek ve bu ayda Kur’ân-ı Kerim’i hatmetmek, sünneti müekkede yani kuvvetli sünnetlerdendir ve çok büyük bereketler kazandırır. ALLAH Teâlâ, bizi Habibi hürmetine muvaffak eylesin. Amin!”

ALLAH Teâlâ, bizi böyle bir aydaki hayır ve bereketlere muvaffak kılsın ve bizi en büyük bir nasiple merzuk eylesin. Amin!..

Ramazan-ı şerif ayı, çok büyük bir aydır. Bu ayda: Namaz, zikir, sadaka gibi, yapılan her nafile ibadet, Ramazan’ın dışında yapılan bir farzı eda etmeye denktir. Diğer aylardaki iyilik ve ibadetlere bire on, bire yüz sevap sözkonusu olurken, Ramazan ayında durum aynı değil. Onda yapılan tüm iyilik ve ibadetler için bire yedi yüz ve daha fazlasından başlayan sevaplar. Bunun içindir ki zekatlar da, fitreler de diğer bütün ibadetler ve iyilikler de bu ayda daha çok yerini bulur. Zira Ebu Mesut el-Gifari (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:

“Eğer kullar, Ramazan’da neler olduğunu bilseydiler, elbette ümmetim, bütün senenin Ramazan olmasını temenni ederdi” buyurdu. (İbn-i Huzeyme, Sıyam: 7; No: 1886; 3/190)

Ebu Hureyre (R.A.)’den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:

“Ümmetime, Ramazan-ı şerif ayında beş haslet yani özellik verilmiştir ki, onlar kendilerinden evvel hiç bir ümmete verilmemiştir.

a- Oruçlunun ağız kokusu ALLAH indinde misk kokusundan daha hoştur.

b- İftar edinceye kadar melekler onlar için istiğfar eder.

c- ALLAH Teâlâ her gün cennetini süsler, sonra ona hitaben: Yakında salih kullarım, kendilerinden sıkıntı ve eziyetleri atıp sana varacaklar, buyurur.

d- O ayda azgın şeytanlar zincire vurulur. Binaenaleyh başka ayda yaptıklarına o ayda ulaşamazlar.

e- Ramazan-ı şerifin son gecesinde, oruç tutan kullar affolunurlar.

- O zaman, ya ResûlALLAH! O gece Kadir gecesi midir? diye sorulunca, Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:

“Hayır! Lakin çalışan kişiye ücreti, işini bitirdiği zaman verilir.” buyurdu.” (Ahmed b. Hanbel, 2/292)

Ebu Hureyre (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz buyurdu ki:

“Ramazan ayının birinci gecesi olunca, şeytanlar ve cinlerin şirretleri zincire vurulur. Cehennemin kapıları kapatılır ve hiçbir kapısı açılmaz. Cennetin kapıları açılır ve hiç bir kapısı kapatılmaz ve bir münadi: Ey hayır dileyen! Hakka ibadete  gel! Ey şer dileyen! Günah işlemekten vazgeç, artık! diye çağırır. ALLAH’ın bu ayda, iftar saatlerinde cehennemden azat ettiği nice kimseler vardır ve bu, her gecedir.” (Tirmizi, Savm:1, Nesei: Siyam: 3, İbn-i Mace, Siyam: 2)

Ebu Hureyre (R.A.)’den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:

“Beş vakit namaz, bir cuma diğer cumaya kadar, Ramazan’dan diğer Ramazan’a kadar büyük günahlardan sakınıldığı takdirde aralarındaki günahlar olurlar.” buyurdu. (Müslim; Taharet: 5; No: 16, 1/209)

Mübarek Ramazan-ı şerif ayı, bütün hayırları ve bereketleri kendinde toplamıştır. Bu ayda hayırlara muvaffak olan kişiyi, senenin tamamında ALLAH Teâlâ muvaffak kılar. Her kim bu ayı huzuru kalple geçirir ve bu ayın hayır ve bereketlerinden nasibini alırsa, senenin tamamını huzuru kalple geçirmeye muvaffak olur ve bu ayda bulunan bütün hayır ve bereketlere nail olur. Bu ay, kalp huzuru olmaksızın, dağınıklık üzere geçerse bütün sene dağınıklık üzere geçer. O halde bu ayı ganimet bilerek bunda kalb huzurunu kazanmaya çok çalışmak lazımdır.
Logged

"Her arzu ettiğini yiyenlerin, ibadetlerinin tadını duyması mümkün değildir." (Süleyman Darani)
fukaha
Bizden biri
*



Offline Offline
Yaş: 26
Üye No: 329
Nerden: istanbul
Mesaj Sayısı: 1.235
23 Mesajına Toplam
29 Kere Teşekkür Edildi
Durumum:
« Yanıtla #4 : Ağustos 28, 2008, 06:47:39 »

Ramazan ayını iyi değerlendirelim (4)
Mehmet Talü
milli@milligazete.com.tr
   
28.08.2008
   

ALLAH Teâlâ, Ramazan ayının gecelerinden herbirinde cehenneme girmeğe müstehak olmuş kişilerden binlercesini mağfiret eder ve bu ayda cehennem kapıları kapanır, şeytanlar zincire vurulur. Rahmet kapıları, cennet kapıları ardına kadar açılır. Mahşerde cehenneme doğru yola alanları gören cennet ehilleri soracaklar:

- Sizler hiç Ramazan’a erişmediniz mi? Yok muydu hayatınızda Ramazan’ ayı? Onlar diyecekler ki:

- Vardı, varolmasına da bizler onun özelliğine itibar etmiyor, değer vermiyorduk. Önceki aylar gibi ibadetsizliğimizi sürdürüyorduk. Onun için Ramazan’ın şefaatinden mahrum kaldık.

Her bir gün ve gecesinde inen rahmet, mağfiret ve huzurun farkında olanların daha çok istifade ettiği Ramazan ayı, insanlar için gerçekten bir rahmet ayıdır. Asırlardır din ile bağını koparmadan sürdüren ve onu hayatına rehber edinen kimseler, Ramazan ayının rahatlatıcı ve genişletici etkisini nefislerinde, ailelerinde ve toplumlarında yaşamış ve yaşatmış, Ramazan ayını sadece dini değil, sosyal ve kültürel hayatları için de canlı bir dönem haline getirmişlerdir.

Muazzam bir feyiz ve bereket, zevk ve şevk mevsimi geldi, gece gündüz muhteşem bir mânevî eğitim uygulanacak, bir ay boyunca şahane bir iman ve irfan devresi yaşanacak... Günahlar bağışlanacak, gönüller nurlanıp, ödüller dağıtılacak, imanlar kuvvetlenecek, vicdanlar aklanacak, bedenler paklanıp, sıhhatlanacak, kardeşlik duyguları coşacak, sevgi pınarları gürül gürül akacak, camiler dolup taşacak. Ramazan, her yıl aşınan değerleri onarmaya, kaybolan değerleri yeniden kazandırmaya gelir. İç âlemimizi zenginleştiren, gönül tahtımızı yücelten manevî değerler Ramazan’da doruğa ulaşır. İnsan ilişkilerini düzenleyen ahlâkî erdemler, Ramazan’da bütün toplumu kuşatır. Ramazan’da elde edilen yüksek değerler, her davranışımızı ahlâkî kılar. Hatta toplumlar arası ilişkileri düzenleyen evrensel değerler bile Ramazan’da farklı bir boyut kazanır. Ramazan, İslâm’ın rahmetle yoğrulmuş adaletini, bilgi ve hikmetle bütünleşmiş ahlâkını bütün insanlığa gösteren bir rahmet ve bağışlanma ayıdır.

Oruç, iradeleri merhametle eğitir ve özgürleştirir. İftar cömertliği, ikramı ve paylaşmayı öğretir. Teravih, ibadetin neşe ve coşkusunu bütün topluma yayar. Sahur, hayır ve bereketin ne olduğunu gösterir. Kadir Gecesinde, bütün bu yüksek değerlerin son ilâhî kaynağı olan Kur’ân-ı Kerîm, âdeta yeniden nazil olur. Kur’ân-ı Kerîm’le akıllar ve gönüller sonsuzluk yolculuğuna hazırlanır. Verdiğimiz zekât ve fitreler, toplumun sosyal yaralarını Ramazan’ın şifalı elleriyle sarar. Bayramla toplum rahmete, birliğe ve coşkuya yürür.

Ramazan ayı, Kur’ân-ı Kerîm’ın emri olan: Nefsi Tezkiye, Ahlakı Tehzib, Rezaili Tasfiye Ve Fezaili Tekmil’in pratikteki yolu ve çaresidir. Ramazan ayında, oruç tutarken, Müslümanların hiç unutmamaları gereken başlıca hakikat işte budur. Oruç asla, sadece yeme-içmeden kesilmekden ibaret değildir; bilakis her Müslüman, orucun nefs-i emmareyi yenme, iradeyi kuvvetlendirme ve neticede takvâyı kendine hâl edinme ana gayesine hizmet eden bir idman ve egzersiz olduğunu daima göz önünde tutmalıdır. Mü’minlere erdem ve olgunluk kazandıran, diğer bir ifadeyle ruhu besle mek için bedenlerin aç bırakıldığı  Ramazan ayında nefsâni arzular değil, insani mezi yetler öne çıkmalıdır. Demek ki oruçtan hedef takvadır. Cenab-ı Hak buyuruyor ki: “Ey iman edenler! Oruç tutmak, sizden önceki ümmetler üzerine yazılıp farz kılındığı gibi, sizin üzerinize de yazılıp farz kılındı. Bu, öteden beri uygulanan ilâhi bir kanundur. Taki oruç sebebiyle günahlardan sakınmanızı, müttekî olmanızı ümid edebilesiniz. Oruç sayesinde nefsinize ve şehvetlerinize hâkim olma alışkanlığını elde ederek günahlardan, tehlikelerden sakınıp takva mertebesine erebilesiniz. (Bakara Sûresi: 183)

Bu ayet-i kerimeden anlaşılıyor ki: Bütün ibadetlere ve bilhassa oruca devam etmekten takva meydana gelir, yani bütün ibadetlere devam, sahibine takvayı, ALLAH korkusunu, ALLAH saygısını kazandırır. O halde ibadetsiz kişilerden takva beklenemez. Zira takva, ibadetin mahsulüdür. Takvayı kazandıramayan oruç ve diğer ibadetler ALLAH Teâlâ katında makbul değildir. Nitekim Ebu Hureyre (R.A.)’den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz: “Oruç tutan nice insan vardır ki, ellerine geçecek olan sadece açlık ve susuzluk çekmektir. Teheccüd namazını kılan nice insan vardır ki, kârları sadece uykusuzluktur. (İbn-i Mace: Sıyam;21; No: 1690; 1/539) buyurmuşlardır.
Logged

"Her arzu ettiğini yiyenlerin, ibadetlerinin tadını duyması mümkün değildir." (Süleyman Darani)
fukaha
Bizden biri
*



Offline Offline
Yaş: 26
Üye No: 329
Nerden: istanbul
Mesaj Sayısı: 1.235
23 Mesajına Toplam
29 Kere Teşekkür Edildi
Durumum:
« Yanıtla #5 : Ağustos 29, 2008, 08:29:46 »

Ramazan ayını iyi değerlendirelim (5)
Mehmet Talü
milli@milligazete.com.tr
   
29.08.2008
   

Orucun dünyaya bakan sayısız faydaları olabilir. Oruç bedenin yılda bir kez bakıma alınmasıdır. Vücudun kendisini yenilemesidir, sinir sisteminin düzelmesidir, midenin dinlenmesidir, abur cubur yeme alışkanlıklarının düzenlenmesidir, sabır eğitimidir, fakirlerin halinin anlaşılmasıdır, toplumsal birlik ve beraberlik eğitimidir, sağlığın ve nimetlerin bir şükrüdür, vs… Bunların hepsi doğrudur ve orucun sadece dünyaya bakan daha pek çok faydası vardır. Biz onların bir kısmını bilebiliyoruz bir kısmını ise hala anlamamış olabiliriz. Bunlar da doğrudur. Ama oruç tutmanın asıl amacı bunlar değildir. Orucu niçin tutmamız gerektiğini bize orucu farz kılan ayet söylemektedir: “Ta ki oruç sebebiyle günahlardan sakınmanızı, müttekî olmanızı ümid edebilesiniz.”. O halde bir soru daha sormalıyız: Takvalı olmak ne demektir? Takva, kelime anlamı ile ‘korunma’ demektir. Ama bir terim olarak “takva”, ALLAH’ın öğrettiği yollarla kişinin kendisini ALLAH’ın azabından ve gazabından korumasıdır. Görüldüğü gibi “takva”, ancak ALLAH’ın öğrettiği yollarla, yani yapılmasını istediği şeyleri yapmak, yapılmamasını istediği şeyleri de yapmamakla olabilir. Bu da bu şeyleri bilmeyi gerektirir. Öyleyse takva bilgisiz olmaz. Şişedeki sıvının asit olduğunu bilmeyen birisi su yerine onu içebilir ve helak olur. Takvada da yanlış uygulamalar kişiyi korumaz, bel ki daha kötü durumlara götürebilir.

Takvanın aslı, nefsi hesaba çekmektir. İlim, ALLAH korkusunu, zühd de gönül rahatlığını meydana getirir. Güzel ahlâk; eziyetlere tahammüldür, gazabın azlığıdır, rahmetin bol bol gelmesi ve yayılmasıdır, sözün güzelliğidir. Her şeyin bir cevheri vardır, insanın cevheri de aklıdır. Aklın cevheri de sabırdır. Zalim, pişmandır, kendisini insanlar övse bile. Mazlum ise selamettedir, insanlar tarafından kötülense bile. Kanaatkâr olan zengindir, aç kalsa bile. Hırslı ise yoksuldur, servete sahip olsa bile. Her kim ki nail olduğu nimetten dolayı ALLAH Tealâ’ya şükretmezse o nimetin yok olmasını istemiş olur. Oruç tutmanın amacı takvalı olmaktır. Yani oruç insanı ALLAH’ın azabından ve gazabından koruyucu bir kalkandır. Orucun asıl gayesi budur. Bununla beraber orucun dünyaya bakan ve yukarıda değindiğimiz faydaları da küçümsenmeyecek kadar çoktur. Hatta sadece bu faydaları için bile oruç tutmaya değer. Ama o zaman da böyle bir oruç ibadet olmaktan çıkar. Çünkü ibadetler ancak niyetlerle ibadet olur ve niyetin de ALLAH rızası olması gerekir.  Oruç, ALLAH’ın verdiği helâl nimetleri, sırf ALLAH rızası için belli bir zamanda terk etmektir. Oruç, kul olmanın gereği, iman etmenin sonucudur. Oruç, sabretmeyi, direnmeyi, istekler karşısında hür olmayı öğretir. Kişinin en özgür olduğu an; isteklerine, şehvetine ve kızgınlığına yenilmediği andır. İşte oruç bu özgür iradeye kapı açar. Oruç, mü’minin duygu ve düşüncelerini inceltir, yardım duygularını artırır, şefkat ve merhamet ahlâkını geliştirir. Açlık çekmenin zorluğunu gösterir. Fakirleri, zorluk ve darlık çekenleri düşünmeyi sağlar. Kendini nimetlerde yüzdüren Rabbine şükrünü artırır. Oruç, günahlara karşı perde, Cehennem’e karşı kalkandır. Aşırı ihtiraslardan uzak bulunmak ve kanaat sahibi olmak, Ruhun Orucu’dur. Heva ve heveslere aykırı hareket etmek, Aklın Orucu’dur. Yeme, içme ve harama karşı perhizkâr olmak ise, Nefsin Orucu’dur.

İnsan oruç sayesinde nefse ve nefsin arzularına hakim olmak melekesini kazanır. Kötü meyillerden, kötü arzulardan, masiyet ve günahlardan, manevi tehlikelerden sakınır, takva mertebesine erer. Nefsimizi kötüleyelim. Süleyman Daranî hazretleri (K.S. = ALLAH yüce sırrını takdis etsin) gibi yapalım. Ne demiş? “Bütün dünya halkı beni kötülemekte bir araya gelseler, benim kendimi kötülediğim kadar kötüleyemezler...” Nefs-i emmâremizin en büyük düşmanımız olduğunu bilelim. Kibir, gurur, benlik, büyüklenmek âfetlerinden kaçalım. İnsanlarda iyilik yapma ve kötü işlere meyil etme gibi duygular daima mevcuttur ve bu duygular bir çatışma içerisindedir. Kötu duygular, ya da nefis güç kazanıp ruha hakim olunca, süfli arzular ve kötü arzular baskın olur. Ruh güçlenip bedene hakim olunca ulvi duygular ve güzel hisler galip duruma geçer.
Logged

"Her arzu ettiğini yiyenlerin, ibadetlerinin tadını duyması mümkün değildir." (Süleyman Darani)
fukaha
Bizden biri
*



Offline Offline
Yaş: 26
Üye No: 329
Nerden: istanbul
Mesaj Sayısı: 1.235
23 Mesajına Toplam
29 Kere Teşekkür Edildi
Durumum:
« Yanıtla #6 : Ağustos 31, 2008, 11:50:08 »

    

Ruhu ve bedeni terbiye ederek insanı ALLAH’a yaklaştırmaya vesile olan Ramazan ayında tutulan oruçlar ve yapılan ibadetler sabır ve metanetimizi daha da artırıyor. Oruç ruh ve beden sağlığı yönünden son derece önemli bir ibadettir. Maddi gıdalar bedeni ve nefsi besleyip güçlenmesini sağladığı gibi, namaz, zekat, hac, oruç gibi ibadet ve taatlar da ruhu besleyip güçlenmesini sağlar. Zira ibadet ruhun gıdasıdır. Oruç ibadeti nefis-ruh mücadelesinde akıl ve irade sahibi olan insanın ağırlığını ruh tarafına koyma manasına gelmektedir. Oruç, insanı cismaniyetten uzaklaştırıp, daha fazla ruhaniyet kazandırır, maddi âlemden uzaklaştırıp melekut âlemine yaklaştırır. Birçok nefsi arzusuna Ramazan ayında dizgin vuran insan, ruhen arınır ve temizlenir. İnsanda kötülüğe karşı olan meyil, bu ayda adeta yok olur. Rahman’ın rızasına kavuşma arzusuyla dolu gönüller, iyilik yapmanın hazzını tadarken, toplumda ihtiyaç sahibi olan insanların ihtiyaçlarını gidererek, bir taraftan da toplumsal huzurun pekişmesinde önemli rol oynarlar. Bütün istatistikler Ramazan suç oranın düştüğünü göstermektedir. Kısaca Ramazan güzel duyguların hakim olduğu bir iklimdir. Oruç ibadeti ve onunun gerek fert ve gerekse toplum için getirdiği faydalar çok farklı şekillerde ifade edilmeye çalışılmıştır. Oruç, insanı gerektiğinde nefsin bütün arzularını yenebilecek bir irade gücüne sahip kılar; günlük alışkanlıkların esaretinden kurtarır. Her türlü feragata, fedakarlığa atıştırır. Açlık elemini duymak hususunda zenginle fakiri birleştirir. Zenginlere fakirleri düşündürür. Gururu giderir. Günün birinde yiyecekten, içecekten mahrum kalındığı zaman, açlığa, susuzluğa katlanmak gücünü kazandırır. Oruca riya karışmaz. Oruç insanı riyasızlığa ve ihlasa ulaştırır. Oruçta riya yoktur. Ebu Hureyre (R.A.)den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.)Efendimiz: “ALLAH: Adem oğlunun işlediği her hayır iş kendisi içindir, fakat oruç böyle değildir. Oruç sırf Benim için tutulan bir ibadettir. Onun mükafatını da Ben veririm, buyurdu. Oruç bir kalkandır. Herhangi biriniz oruçlu olduğu zaman, artık o kimse kötü söz söylemesin, fiil yapmasın, düşmanlık veya bağırma da yapmasın. Eğer bir kimse ona sövmeye yahut onunla dövüşmeye kalkışırsa, derhal: Ben oruçlu bir kimseyim, desin. Muhammed’in canı kudret elinde bulunan ALLAH’a yemin ederim ki, oruçlunun ağzının açlık kokusu ALLAH katında misk kokusundan daha hoş ve daha temizdir. Oruçlunun sevinip neşeleneceği iki sevinci vardır; Birisi iftar vaktinde, orucu bozduğu zaman sevinir, öbürüsü de Rabbisine kavuştuğu zaman orucunun mükâfatı ile sevinir.” (Buhari; Savm: 9, Müslim; Sıyam: 164, Ebu Davud; Savm: 25, Tirmizi; Savm: 25, Tirmizi; Savm: 55, Nesei; Siyam: 41, İbn-i Mace; Siyam: 1, Muvatta; Siyam: 58)  buyurmuşlardır. Bakınız bu hadîs-i kudside Cenab-ı Hak: “Adem oğlunun işlediği her hayır iş kendisi içindir, fakat oruç böyle değildir. Oruç sırf benim için tutulan bir ibadettir. Onun mükafatını da ben veririm,” buyuruyor. Buradan, oruç ibadeti ve onun hikmetleri hakkında çok calib-i dikkat sonuçlar çıkarmak mümkündür. Şöyle ki: Bilindiği gibi bütün ibadetler ALLAH içindir. Peki neden ALLAH Teâlâ “Oruç Benim için eda edilen ibadettir.” buyuruyor. Çünkü ALLAH’a kulluğun en samimi ve hasbi örneği oruçta yaşanır da onun için. Kulun ibadetine arız olacak en tehlikeli hastalık riya, yani gösteriş hastalığıdır. Riya, ibadetleri kemiren bir kurt gibidir. İnsan ondan şiddetle kaçınmalıdır. Şeytan insanı ibadetini terke muvaffak olamazsa, bu defa ona başka bir cihetten yaklaşarak onu gösterişe sevk eder.

ALLAH korusun, bir insan gösteriş için namaz kılabilir, gösteriş için zekat verebilir, gösteriş için hacca gidebilir. Yani bu ibadetleri eda ederken bunların içerisine riya karışabilir. Bunu dışarıdan tesbit etmek mümkün değildir. Bunu ancak ALLAH bilir. Fakat oruç ibadetine riyanın karışması mümkün değildir. Yani bir kimse gerçekten oruç tutuyorsa, Ramazan ayında şartlarına uygun olarak bu ibadeti eda ediyorsa bunu gerçekten ALLAH için yapıyordur. Bunda riya, gösteriş yoktur. Çünkü oruç ibadetinde samimi olmayan yani bu ibadeti gösteriş için yapan kimse, başkalarının görmediği yerde yer içer ve insanlara karşı da oruçluymuş gibi görünebilir. Bu imkan elindedir. Ama bu imkana rağmen böyle yapmıyor da şartlarına uygun olarak orucu tutuyorsa işte bu kişinin yaptığı ibadet gerçekten ALLAH içindir. Ve tahmin ediyoruz ki ALLAH Teâlâ işte bu sebeple “Oruç benim içindir. Onun mükafatlandıracak da benim.” buyurmaktadır. Buradan anlaşılıyor ki, ALLAH Teâlâ bu ibadete karşılık bizim aklımızın alamayacağı ölçüde sevap verecektir. ALLAH’a kulluğun, ve kulluktaki samimiyetin en önemli ifadesi olan oruç ibadeti, kulun hayatında çok büyük değişiklikler yapan onu ruhen ve bedenen terbiye eden ve yenileyen bir ibadettir. Bu hasbi ve samimi ibadetin şartlarına uygun olarak eda edilmesi halinde sonunda kula ne kazandıracağını Ebu Hureyre (R.A.)den rivayete göre şöyle müjdeleyen Resûlullah (S.A.V.)Efendimiz: “Kim, iman ederek ve mükâfatını sadece ALLAH Teâlâ’dan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, onun geçmiş günahları mağfiret olunur” buyurmuşlardır. (Buhari, İman: 28, Leyletu’l-Kadr: l, Savm: 6, Müslim, Sıyam: 3, 20, Müsafirin: 175, Ebu Davud, Ramazan: l, Savm: 57, Tirmizi, Savm l, Cennet: 4, Nesai, Sıyam: 39, İbn-i Mace, İkame: 173; Sıyam: 2, 33, Darimi, Savm: 44, A.b.Hanbel, 2/232)

Ebu Hureyre (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:  “Her kim Ramazan gecelerinde, ALLAH’a inanarak ve ecrini ALLAH’tan bekleyerek ibadet için kalkarsa, daha önceki günahları af olur.” (Buhari, İman: 25-27, Savm: 6, Leyletu’l-Kadir; 1, Müslim, Müsafirin: 173-176, Ebu Davud, Ramazan: 1, Tirmizi, Savm: 83) buyurdu.

Yani her kim Ramazan gecelerini teravih namazı kılmak suretiyle yahut bunun dışında zikir, istiğfar ve Kur’ân-ı Kerim okumak gibi ibadetlerle ihya ederse, bunu da ALLAH Teâlâ’nın vaad ettiği mükâfata inanarak, ecrini ALLAH’tan bekleyerek yaparsa, başkasından bir şey beklemezse ve bu ibadetleri halisane yapıp ALLAH’ı başkalarına bu ibadette ortak kılmazsa mağfiret olunur.  Kullarına lütufkar olan, acıyan, merhamet eden ALLAH Teâlâ’nın, ne büyük imkanıdır bu!.. Bu büyük imkandan istifade edememek de ne büyük bahtsızlıktır. Bütün gücümüzle bu imkandan istifade etmeye çalışmalı onu asla kaçırmamalıyız. Yalnız burada bir yanlış anlamaya mahal vermemek için bir hususa dikkat çekmek lazımdır ki o da şudur: Hadis-i şerifte “ onun geçmiş günahları mağfiret olunur.” buyuruluyor. Burada her türlü günahın affedildiği anlaşılmasın. Çünkü kul hakları bu gibi umumi ifadelerin dışında tutulmuş, istisna edilmiştir. Yani siz birisinin hakkını üzerinize geçirmişseniz, Ramazan’da oruç ibadetini eda etmekle o hakkı ödemiş olmuyorsunuz. Birisine kötülük yapmış, zülmetmiş, haksızlıkta bulunmuşsanız, Ramazan orucu sizin bu günahlarınızı affettirmiyor. Bu gibi günahların affedilme yolu hak sahiplerinin haklarını helal etmelerine bağlıdır. Bunu da unutmamak lazımdır. Bu vesile ile şunu da hatırlatalım ki: Orucu ALLAH için tutuyoruz. Ramazan’ı bahane ederek işlerimizi aksatmayalım. İşverenler haklarını helal etmezlerse borçlu kalırız, hak yemiş oluruz. Bu bakımdan maddi ve manevi sayısız güzelliklerin yaşandığı ve mükâfatları nın sınırsız olarak verildiği bu manevi iklimi, çok iyi değerlendirmeliyiz. Özümüze dönerek, gaflet ve cehalette geçen günlerimizi sorgulamalı, hata ve günahlardan temiz lenme isteğimizi artırarak kendimizle hesaplaşmalıyız. İyi ve güzel davranışları artırarak, geçici ve kötü şeyleri de terk ederek onbir ayın geride bıraktığı manevi kirleri te mizlemeye çalışmalıyız.
Logged

"Her arzu ettiğini yiyenlerin, ibadetlerinin tadını duyması mümkün değildir." (Süleyman Darani)
islama_hasret
Bizden biri
*



SubhanALLAHi ve Bihamdihi
Offline Offline
Üye No: 250
Nerden:
Mesaj Sayısı: 2.606
Nasıl Biri: Resule hasret...
98 Mesajına Toplam
137 Kere Teşekkür Edildi
Durumum:
« Yanıtla #7 : Ağustos 31, 2008, 12:06:56 »

  kardeşim
Logged

Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
Sayfa: [1]   
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Site Map | Arşiv | Wap | Wap2 | Wap Forum | Rss
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.4 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks
| Sitemap
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Sitemap
1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 81, 82, 83, 84, 85, 86, 87, 88, 89, 90, 91, 92, 93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 123, 124, 125, 126, 127, 128, 129, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 137, 138, 139, 140, 141, 142, 143, 144, 145, 146, 147, 148, 149, 150