 |
“Evet” demeden önce…
Muhakkak ki, son kararınızı vermeden önce diğer kriterleri de dikkate alıyorsunuz. Evleneceğiniz kimseyi anlayabilmeniz için olağanüstü durumlardaki davranışlarını ve beden dilini iyi okumanız gerekiyor. Öyleyse ne yapacağız? Evlilik öncesi taraflar birbirlerini iyi tanısınlar diye gayri ahlâkî ve gayri İslâmî olan flört devresini mi yaşayacağız? Tabii ki, hayır. Konuyu bize bakan yönüyle; yani dinî nikâhla flörtün meşrulaştırılmasını daha sonra ele alacağız. Peygamber Efendimiz, “Ameller niyetlere göredir. Kişi için, ancak niyet ettiğinin karşılığı vardır” diyerek yapılan işin ve davranışın içimizde taşıdığımız niyet ve maksada göre değerlendirildiğini bildirmektedir. Aslında bütün beğendiklerimiz ve istediklerimiz şöyle dursun, kalbimizin en ince hatıratını bilen Zat, saf ve katışıksız arzularımıza uygun fiilleri zaten yaratıyor. Çünkü bizi bizden daha iyi biliyor. Eş seçiminde herkesin kendine göre bir tercihi vardır. Eşinizin dindar, güzel ve yakışıklı, zengin-kariyer sahibi olmasını istemek, sizin en doğal hakkınızdır. Ancak seçeceğiniz hayat arkadaşınızda tercihinizi nasıl yapacağınızı iyi bilmeniz gerekiyor. Eşinizde aradığınız vasıfları geniş bir yelpaze diliminde düşünün. Eğer seçiminizi yaparken sadece zenginlik sizin için tercih sebebi olursa, eşinizin çok zengin olması sizi mutlu etmeye yetmeyecektir. Zira evlilik, eşlerin her bakımdan denk olmasını gerektirir. Evlilikte denkliğin yanlış anlaşıldığını kısaca belirtmek istiyorum. Zira mutlu olmak için illâ ki fakir bir kızın fakir bir erkekle veya üniversite mezunu bir kızın yine üniversite mezunu bir erkekle evlenmesi gerekmemektedir. Burada asıl olan, adayınızda aradığınız kriterlerin beklentilerinizi ne kadar karşıladığıdır… Kısaca evlilikte denklik muhatabınızla karşılıklı beklentilerinizin eşleşmesidir. Tercih ettiğiniz kişinin aradığınız bütün vasıfları aynı oranda taşıdığından emin olmalısınız. Çünkü eşinizin size cinsel ve duygusal yönden çekici görünmesi, maddî ihtiyaçlarınızı karşılayacak ekonomik durumu, tahsili, beşerî ilişkilerinin mükemmelliği, toplum içinde saygınlığı ve en önemlisi diyaneti yönünden denkliği ve bunlar gibi birçok vasfın bir arada olması sizin iyi bir eş seçimi yaptığınızı gösterecektir. Peygamber Efendimiz, “Eşinizi şu dört özelliğine göre tercih edin. Güzelliğine, soyuna, zenginliğine ve dindarlığına göre. Siz dindar olanını tercih edin” diyor. Ancak burada dindar diye bahsettiği kimse ALLAH rızasını gözeterek iş gören ve Peygamber Efendimizin sünnet-i seniyesine riayet eden kişi olsa gerek. Zira dindar diye tercih ettiğimiz kimsenin beşerî ilişkilerinin son derece kötü olması, hiçbir iş güç sahibi olmaması ve size hiçbir yönden çekici gelmemesi, sizin böyle birisiyle yapacağınız evliliği yürütmenize yetmeyecektir. Ahlâkın en önemli esası inanç ve akidedir. Ancak her şey sadece akideden ibaret değildir. Akide eğer pratik hayata geçirilmez, amelî aktivite ile takviye edilmezse, inanç, sadece bir kanaat olarak kalır. Bir de işin kader boyutu var, onu da hiç aklımızdan çıkarmayalım. Çok iyi bir terbiye almış, dinî vecibelerini eksiksiz yerine getirmeye çalışan ve gerçekten tercihini samimî olarak yapan, ancak mutlu olamayan nice evli insanlar vardır. Hem kendi evliliğimde, hem çevremdeki evliliklerde gözlemlediğim kadarıyla eşimiz, istisnalar hariç, aslında bizim aynamızdır. Onun şikâyet ettiğimiz çoğu davranışlarını bizler de farkında olmadan yaparız. “Eşim bana karşı oldukça kaba davranıyor, yargısız infaz yapıyor, sürekli hatalarımı bulmaya ve yüzüme vurmaya çalışıyor,” diyen kişinin davranışlarına bakar, onu biraz yakından tanıma fırsatı bulursanız, aynı hareketleri onun da eşine ya da çevresindeki insanlara yaptığını görürsünüz. Şikâyet yerine biz davranışlarımıza özen gösterelim. Davranışlarımıza dikkat ettiğimiz ölçüde eşimiz de aynı şekilde hareketlerine dikkat edecektir. “ALLAH için birbirini seven ve bu sevgiyle bir araya gelen iki kişi, hiçbir gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde arşın gölgesinde gölgelendirilecektir,” hadisindeki müjdeye mazhar olabilmemiz için çok dua etmeli ve sabretmeliyiz. Çünkü eşimizle gerçekten ALLAH rızası için bir aradaysak, mutluluğumuz için aramızdaki ünsiyet oluşacaktır inşALLAH. Aslında herkes, gönlündeki ideal eşini kendisi inşa ediyor. Ve inşa ettiğiniz o eşi ALLAH sizin karşınıza dünyanın bir ucundan çıkarıveriyor. Anlaşılıyor ki, eş seçiminde etkili olan en önemli unsur, niyet ve duadır. Anne ve babanın da evlâdının doğru seçimi yapmasında doğrudan etkileyici rolü vardır. Ebeveynlerin adayda hangi kriterleri aradığı, meydana gelecek mutlu bir evliliğin nedeni olabilir. Çünkü zamanımızda yapılan en büyük hata, anne ve babanın çocuklarını evlendirirken eşler arası uyumdan çok, zenginlik, asalet ve kariyer kavramlarını dikkate alarak tercihlerini yapmaları, çocuklarını da bu doğrultuda yönlendirmeleridir. Müstakbel eşin dinî düşüncesine, ameline; özellikle de akidesine çok az önem verilmektedir. Biz büyükler yılların tecrübelerini çocuklarımıza doğru şekilde aktarmalıyız ki, yaptığımız yanlışları onlar yapmasınlar, doğru olan davranışları bizlerden örnek alsınlar. Asgarî müşterekler olarak adlandırdığımız, insanlığın ve İslâmın temel değerleri etrafında yapılacak tercihler, muhatapları pişman etmeyecektir. Anne ve baba iyi evlât yetiştirme konusunda mutlaka mutabakat sağlamalıdır. ALLAH’ın şefkat, merhamet, incelik ve hassasiyetle donattığı çocuklarımızı hakikî insanlığa yüceltme çabasında olmalıyız. Çocuklarımızın aklî, kalbî, hissî, mantıkî boşluk yaşamasına izin vermeyelim. Pratikte ALLAH inancıyla sağlam bir akideye sahip olmaları için çabalayalım. Çocuklarımızın çalışmayıp ve bir meslek sahibi olamayıp aç açık kalacağından endişe ettiğimiz kadar, çocuklarımızın aklını, kalbini, hislerini şuurlu bir şekilde terbiye edemeyip, hayatları boyu mutsuz olacaklarından da endişe duymalıyız. Olmazsa olmaz şeklindeki beklentiler düş kırıklığına yol açar Evlilikten ne beklediğine eş adaylarının birbirlerini sınamaları, birbirlerinin önüne anlaşmalar koymaları, Dr. Senai Demirci’nin aktarımıyla “harita çizmeye, ona bakmaya” benzetiliyor. Diyor ki, “Sizin karşınızdaki insana sunduğunuz harita, evliliğin devasa coğrafyasına göre küçük ölçekli bir haritadır. Girintileri çıkıntıları olduğundan daha az detaylı gösterir. Oysa bir haritanın kaba çizgilerinde kaybolmuş ovalar ile dağlar arasında ne dehşetli uçurumlar ve ne dehşetli kayalar vardır. Haritaya bakan değil, o arazide nefes nefese yürüyen görür bunları.” Evliliğin gerçekliliği, insan ilişkilerinin bütün inişlerini ve çıkışlarını, umulmadık sislerini ve rüzgârlarını içerir. Evlilikten önce çizdiğiniz haritaya bunları dahil edemezsiniz. Evlilik öncesi yapacağınız anlaşma haritası bir yere kadar işe yarar. Ondan sonrası aranızda oluşan sevgi ve saygının ölçüsüne göre aydınlanır. Bunu biraz açalım isterseniz. Meselâ, evliliğimizin onuncu yılında başımıza gelecek olağanüstü durumda nasıl davranabileceğimizi şimdiden bilemeyiz. Maddî durumunuz oldukça iyi iken şartların değişmesiyle, ALLAH korusun, iflâsın eşiğine geldiğinizde, bu durum sizin ve eşinizin kişiliğini nasıl etkiler, bilemezsiniz. Evet, bunlar evliliğin gerçekleridir. Evlilik öncesi yapacağımız anlaşma haritasında bunlar yer almaz. Ancak yıllar sonra eşimizle aramızda oluşan sevgi ve saygının ölçüsüne göre olağanüstü durumlardaki her yükü kaldırabiliriz. Kararınızı verdiniz ve “Evet” dediniz. Sıra söz ve nişan devresinde Muhatabımızı en iyi değerlendireceğimiz ve verdiğimiz “evet” kararında ne derece haklı ya da haksız olduğumuzu bize gösterecek olan en kritik dönem bu. Düşünülenin aksine fazla romantizm karıştırılmadan, akıl ve mantıkla davranılması gereken bir dönem. Bu dönemde doğal olarak taraflar arasında var olan psikolojik duvarlar yıkılacak, sevgi ve muhabbetin temelleri atılacaktır. Nişan bir sözleşmedir. Aynı zamanda taraflar arasında akrabalık bağı kurmanın ilk teşebbüsüdür. Bu devrede taraflar birbirlerine karşılıklı hediyeler gönderir ve ziyaretler yaparlar. Bu ziyaretler kız ve erkeğin, dolayısıyla ailelerinin birbirlerini tanımalarına vesile olur. “Nihayet kendime bir eş buldum, bu fırsat kaçmaz!” deyip olduğunuz gibi davranmazsanız, aynı samimiyetsizliği karşı taraftan da göreceksiniz. Çünkü kadın, karşısında bir Mecnun, erkek de Leylâ karakterini arıyorsa, gerçeği değil hayal ettiğini görecek ve gerçeklerle hayaller karıştırıldığı için mutsuz olacaktır. Kendilerini hayallerin etkisinden kurtarabildikleri ölçüde güzelliklerin ve çirkinliklerin farkına varacaklardır. “Seni hayat arkadaşı olarak kendime uygun görüyorum ve insan olarak taşıdığın bütün kimliğine katlanabilirim,” diyorsanız bu beraberliği mutlu bir evlilikle taçlandırabilirsiniz. Gerçekten duygusal şartlar altında yuva kuran karı ve koca, duygu fırtınası yatışıp da birbirlerini akıllarının gözleriyle görmeye ve oldukları gibi görünmeye başladıkları andan itibaren geçimsizlikler ve anlaşmazlıklar ortaya çıkmaya başlar. “Nikâhta keramet vardır,” deyip birbirleriyle hiçbir yönde denk olmayan, kişilikleri tamamen farklı olan erkek ve kadının beraberliklerini nikâha taşımaları hiç de doğru olmayacaktır. Nişanlılık dönemi, evlilik öncesi yaşanması gereken, tarafların birbirini tanıyıp anlamaları ve karakterlerinin uyuşup uyuşmadığının kanaatine varacakları dönemdir. Bu dönemde erkek ve kadının birbirlerine karşı samimiyet ve yakınlığının ölçülü olmasına özen gösterilmelidir. Nişanla beraber dinî nikâhı yapmak son derece mahzurludur. Bu bağ ile çiftler, birbirlerine duygusal ve fiziksel olarak yakınlaşabilir. Çünkü şartlarına uygun olarak kıyılan bir nikâh dinî, ahlâkî, hukukî ve içtimaî sonuçları da doğurur. Kadına ve erkeğe bazı sorumluluklar yükler. Genellikle bu haklar ihmal edilir ve hiç nazara alınmaz. Meselâ, kadına mehir ödemek, geçimini temin etmek erkeğin vazifesi olur, her iki tarafın da birbirlerinden istifade etmesi meşru olduğu için kadının eşini reddetmesi caiz olmaz, ölüm halinde her iki taraf da birbirlerine mirasçı olur. Bu nedenle dinî nikâhı yakınlaşma aracı olarak kullanamayız. “Nasıl olsa evlenecekler!” deyip baş başa gezmelerini ve el ele tutuşmalarını sağlamak için nişanın dinî nikâhla desteklenmesi son derece yanlıştır. Bu dönem nikâhlılık yakınlığı ile değil, nişanlılık mesafesiyle geçirilmelidir. Nişanlılık, tarafların birbirlerini iyi anlamaları ve uyuşmanın mümkün olup olmayacağına karar vermelerine yetecek uygun bir zaman dilimini kapsamalıdır. Bu dönemde, belirsizlikler belirlenmeli ve kararsızlıklar karara bağlanmalı ki, İlâhî heyecanla bezenmiş, en güzel duygularınızın ifadesi olan ve aşkınıza tercüman evliliğiniz başlasın. Evliliğimiz bir çiçek gibidir. Sürekli bakım, dikkat ve emek ister. Bu nadide çiçeğe göstereceğimiz özenin karşılığı mutlu, huzurlu bir dünya hayatı ve ebedî hayata uzanan bir dostluk olacaktır. Sevgiyi farklı şekillerde verdiğimiz ve aldığımız için evliliklerde sevgiyi canlı tutmak zor iştir. Karşılıklı sevgiyi nasıl algıladığımızı anlamazsak evlilik çiçeğimiz kuruyabilir. Çünkü evlilik aynı evi, aynı yastığı paylaşmak değildir. Birbirlerini büyük bir şansla bulmuş olan kadın ve erkeğin, birbirlerine duydukları sevgi, onları mutlu etmeye yetmez. Evliliğin sürekliliği için kararlılık gerekmektedir. Eşler, aynı noktaya ve aynı hedefe bakabilmelidir. Mutlu bir evliliğin anahtarı, eşlerin birbirlerine göstermiş oldukları ilgi, alâka ve sevgidir. Evlilik, kalbinizdeki sevginin doruğa çıkması için hazırlanmış ömürlük fırsattır. Çünkü sevginizi doğrudan odaklayabileceğiniz bir eşiniz var. Durmayın, kalbinizde saklı bütün sevgileri en yalın haliyle ona aktarın. Almaya değil, vermeye; sevilmeye değil sevmeye; mutlu edilmeye değil mutlu etmeye odaklanırsak, eşiniz sizin sevdiklerinizi sevmeye, siz de eşinizin sevdiklerini sevmeye başlarsınız. Kalbinizin ısındığını ve ruhunuzun sevindiğini hissedersiniz. Eşimizin hayallerini, ilgi alanlarını, yeteneklerini bizimle paylaşmasına izin verelim ve onu cesaretlendirelim. Kendimizi eşimizin yerine koyalım. Evliliği, ahlâken en yüksek makama getiren ve mübarek kılan ALLAH Vedud, Rahman ve Rahim isimlerinden kaynaklanan sevgi ve şefkati düğün hediyesi olarak bizlere vermiştir. Eşimize olan ilgimiz, ona duyduğumuz sevgi ve muhabbetle alâkalıdır. Çünkü eşimize duyduğumuz hakikî muhabbet şefkati netice verecektir. Şefkat muhabbetten daha üstündür, hâlistir, mukabele istemez, sâfîdir, karşılıksızdır. Muhabbet ise karşılık bekler, ücret ister. Çocukların annesinin sinesinden aldıkları lezzeti eşler de birbirlerinin sinesinden alabilirler. Varlığına ihtiyaç duyulduğunu hissedememek, kadın için de erkek için de ölümden beterdir. Sevmekten ve eşimize duyduğumuz sevgiyi açıklamaktan çekinmemeliyiz. Mutlak bir bağımlılık yapmadıkça en yoğun şekilde ona göstermeliyiz. Ayrıca evlilik hayatında bağlılık ile bağımlılığı karıştırmayalım. Eşimize olan sadakatimiz ve itaatimiz bağlılığı; kendimize hiçbir değer atfetmeyip, varlığımızı eşimizin varlığına bağlamamız bağımlılığı netice verir. Evlilikte olması gereken, her iki tarafın da bağımsız kişilikleri ve birbirinden ayrı benlikleri olduğunu kabul etmeleridir. Bağımlı kişiler hiçbir çaba göstermeden kendilerine sevgi ve ilgi gösterecek bir eş ararlar. Çünkü bağımlılık sevgi eksikliğinden oluşmaktadır. Yeteri kadar sevildiklerini hissedemeyen kişiler, bu boşluğu dolduramadıklarından kendilerini sevilebilir ve değerli oldukları konusunda hep şüphe ile doludurlar. Evlilik akdi, paylaşmak esasına dayanır. Ancak bu bağımlılık olarak algılanmamalıdır. Çünkü evliliklerde zamanla “Benim” ifadesi yerini “Bizim” ifadesine bırakır. Bu öyle bir sihirli kelimedir ki, bunu benimseyen karı ve koca, ruhsal ve duygusal yönden bir bütün olurlar.
|
|