Abdullah bin Cahş
Tasavvuf, İslam, Dini Resimler, Şiir, Kıssadan Hisseler, Hikayeler | ismetiyye.com
Ocak 08, 2009, 02:16:53
11 Muharrem 1430 *
....................................Selamün aleyküm, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Son Konular Üyeler Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]   
  Yazdır  
Gönderen Konu: Abdullah bin Cahş  (Okunma Sayısı 24 defa)
 
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
fukaha
Bizden biri
*



Offline Offline
Yaş: 26
Üye No: 329
Nerden: istanbul
Mesaj Sayısı: 1.235
24 Mesajına Toplam
30 Kere Teşekkür Edildi
Durumum:
« : Eylül 26, 2008, 03:03:51 »

ABDULLAH B. CAHŞ
Prof. Dr. Abdulhakim YÜCE


Hz. Abdullah, İslâm'da birçok tatbikatın ilk örneğini teşkil etmesi açısından ayrı bir önem arzeder.
İlk seriyyeye o çıkmış, ilk sancağı o açmış, ilk istihbarat görevini o yerine getirmiş ve daha nice ilkler,..
İlk seriyyeye Hz. Abdullah'ın seçilmesinde bazı sırlar olduğu kanaatındayız. Yazıda anlatılacağı üzere, birkaç yönden Efendimizle akrabalık bağı olan Abdullah seçilmiştir. Seriyyedeki arkadaşları da hep muhacirlerdendir. Bu ilk seriyye ve daha sonraki savaş öncesi seriyyelerde hep muhacirler görevlendirilmiştir.
Böylece tebliğ seyri içerisinde bir nükteyi yakalamaya çalışıyoruz: İlk gelen âyetlerden olan: "Kalk (ey Habibim!) yakın akrabalarını korkut!" tatbikatım Hz, Abdullah'ın şahsında görüyoruz. Zaten daha sonraki seriyyelerden birine de Efendimizin sevgili amcası Hz. Hamza komutan olarak seçilmiştir.
Bu tatbikattan, Haşim oğullarının Efendimiz'e inanmasalar bile O'nu ölesiye korumaları, ayrıca Ebu Talib'in inanmadığı halde 10 sene cansiperâne küfre karşı koruduğu hatırlanır ve yukarıdaki tatbikatla birleştirilirse tebliğde akrabalara yönelme gibi bir netice çıkar.
Bu dersden hakiki istifade temennisiyle yazıyı takdim ediyoruz...

Karanlıkların dağılıp dünya afakını aydınlığın bürüdüğü ilk günlerde, kudsi mücadelenin saflarına gencecik bir delikanlı daha katılıyordu: Abdullah b. Cahş. Ebu Muhammed diye künyelenen Abdullah, İslâmla müşerref olduğunda henüz 25-26 yaşlarındaydı. Henüz yüce Nebi (s.a.v) tebliğ için Hz. Erkam'ın evine yerleşmeden önce Müslüman olmuştu (1). Dolayısıyla Müslüman olan ilk otuz kişinin içinde yer alıyordu.
Annesinin Abdülmuttalib'in kızı Ümeyme olması ona, iki Cihan Serverinin halasının oğlu olma şerefini vermiştir. Hz. Abdullah'ı Fahr-i Kainat (SAV)'e bağlayan akrabalık bağı sadece bu değildir, ileride kız kardeşi Hz. Zeynep binti Cahş müminlerin annelerinden yani Hz. Peygamberin pâk zevcelerinden olacak, dolayısıyla Hz. Abdullah aynı zamanda Efendimizin kaim biraderi olacaktır (2). Bununla da bitmiyor. Hz. Abdullah'ın kardeşlerinden Ubeydullah Habeşistan'a hicret ettikten sonra Hristiyan oldu. Orada Hristiyan olarak ölünce geri dönen hanımı Ebü Süfya'nın kızı Hz.Ümmü Habibe, Hz. Peygamber (SAV) tarafından nikahlandı. Dolaylı bile olsa Hz. Abdullah bu yolla da hidâyet rehberine yaklaşmış oluyordu (3). Hazreti Peygambere bu kadar bağla akraba olan Hz. Abdullah b. Cahş'ın hayatına bir göz atmak istedik.

İNANANLARIN KADERİ: HİCRETLER
Müşriklerin müslümanlara eza ve cefası günden güne artıyordu. Bu işkenceler dayanılmaz bir raddeye varmıştı. Hatta müslümanlar ara sıra şehit bile veriyorlardı. Bu hal karşısında Hz. Peygamber (SAV), Müslümanların daha emin bir yere hicret etmelerine müsaade etti ve Habeşistan'a gitmelerini tavsiye buyurdu. "Orada bir hükümdar var, kimseye haksızlık yaptırmaz. Orası doğru ve emin bir yerdir. ALLAH başka bir kapı açıncaya kadar oraya gidin" buyurdu (4).
Habeşistan'a hicret edenler arasında Hz. Abdullah'ın yanısıra kardeşleri Ebu Muhammed Abd b. Cahş ile Ubeydullah da vardı.
Abdullah b. Cahş, iki kıbleye de namaz kılan sâbikun-u evvelindendir (5). Her yerde olduğu gibi Medine'ye hicrette de ilk sıradadır. Çünkü Ebu Seleme'den sonra ikinci olarak hicret etmiştir. Bu defaki hicreti kadın, erkek, genç, yaşlı bütün Cahş oğullarını içine alacak şekilde şumüllü bir hicret olmuştur.
İslâm'ın ebedî düşmanları Ebu Cehil ve arkadaşları sabahleyin Mekke'nin etrafını dolaşıyor, kimlerin kendi zulümlerinden kaçtığını tesbit ediyorlardı. Cahş oğullarının evlerine geldiklerinde sanki daha önce orada insan yaşamamış gibi bir sessizlikle karşılaştılar. Pencereden içeriye bakan Utbe b. Rabîa rüzgarın yerlerden tozları süpürdüğünü görünce şöyle diyecektir: "Ah! Cahş oğullarının yurdu bomboş, sahiplerine ağıtlar yakıyor!" Buna mukabil Ebu Cehil (a.l.) (6) "Onlar kim oluyorki evleri üzerlerine ağlasın", deyip evlere el koydu. Kendi malıymış gibi kullandı ve tarumar etti. Bunu duyan Abdullah, durumu Rahmet Nebisi (SAV)'ne anlatınca şu cevabı aldı: "İstemez misin ya Abdullah, evlerine mukabil ALLAH sana Cennette köşkler versin?" Hz. Abdullah "istemez miyim ya ResulALLAH" ve şu müjdeyi aldı. "O zaman sana Cennette köşkler verildi." Hz. Abdullah kârlı bir alış-veriş yapmıştı.

HZ. ABDULLAH CİHAD SAFLARINDA
Müşriklerin yaptıkları eziyetler ve üst üste yaşanan hicretler Hz. Abdullah'ın kalbini dağlıyor ve huzurlu bir tek saniye yaşayamıyordu. Eli kolu bağlı bir şekilde âdeta müşriklerin yaptıklarını seyretme durumunda kaldığı için çaresizlik içinde kıvranıyordu. Bundan ötürü "kendileri ile savaşılan (Mümin)'lara (Savaşma) izni verildi" (7) emri ilâhisine ilk cevap verenlerden biri oldu. Bu ilâhi izinden sonra iki Cihan Serveri (SAV), askeri stratejisini çizmek üzere müşriklerin askeri ve mâlî durumunu öğrenme kararını verdi. Müşriklerin canları ve mallarının tehlikede olduğunu kendilerine hissettirmeliydi. Bu iş için Abdullah (r.a)'ı görevlendirdi. İran Fatih'i Hz. Sa'd b. Ebi Vakkas konuyla alâkalı bize şu malumatı veriyor. Hz. Peygamber (SAV)'in seriyye için seçmiş olduğu sekiz kişinin arasında ben de vardım. Diğerleri de her biri ayrı kabilelerdendi. Efendimiz "Açlık ve susuzluğa sizden çok daha dayanıklı olan birini size reis seçeceğim" buyurdu. Ve sancağı Abdullah b. Cahş'ın eline verdi (8).
İki Cihan Serveri (SAV)'nin bu hareketi ile İslâm'da bazı "İlkler" başlamıştı. Ezcümle: Bir grup müslümanın başına ilk defa bir komutan verilmişti ve ilk defa müslümanlar bir sancak kurmuşlardı (9).
Hidâyet Rehberi (SAV) bir mektup yazdırıp Hz. Abdullah'ın eline verdikten sonra iki günlük bir mesafe yol katedip açmasını ve içindeki tâlimata uygun hareket etmesini ferman etti. Şifahi tâlimatın içinde arkadaşlarından hiç birini zorlamaması da vardı.
İslâmın ilk seriyesi pür aşk ve heyecanla yola çıkarken geri kalanlar da en az o kadar heyecan ve sevinç içindeydiler. Emir harfiyyen yerine getirilmiş ve iki günlük yoldan sonra mektup açılmıştı. Nahle'ye (10) giderek Kureyşin hareketini gözetlemekle ve Hz. Peygamber(SAV)'e mâlumat vermekle memur olduklarını öğrendiler. Hz. Abdullah "emrin başım üzerine" deyip durumu arkadaşlarına da izah ettikden sonra "isteyen gelir, isteyen geri döner" dedi. Kafile hep bir ağızdan "emrin başımız üzerine ya ResulALLAH" deyip tekbir getirerek vâdiye yöneldiler. Nahle'ye vardıklarında Kureyşin Suriye'den dönen bir ticaret kervanına rastladılar (11). Ve tartışma başlamıştı. Acaba ne yapmalıydılar? Haram ayların sonuncusu olan Receb'in son gününde kervana saldırsalar haram aylarda kan dökmüş olacaklar. Haram aylar çıksın diye yarını bekleseler, kervan Harem bölgesine girecek. Orada da bir şey yapamayacaklar. İstişare havasının saldırmaya yönelik kuvvet kazandığı bir hengâmda Vâkıd b. Abdullah et-Teymi'nin attığı okla kervanın başı olan Amr b. Hadremi isabet almış ve ölmüştü. Kervanda bulunanlardan biri kaçıp kurtulmuş, diğer ikisi kervanın bütün yüküyle esir alınıp, Medine'ye doğru yola çıkılmıştı. Çok söz götürecek ve neticede âyetin inzaliyle ancak açıklığa kavuşacak bir hâdise başlamış oluyordu: Haram ayda kan dökme...(12)
Hâdisenin gelişme safhasına geçmeden Hz. Abdullah'ın Kuranla teyid edilen bir tatbikatını bir cümle ile verelim: "Elde ettiğiniz ganimetin beşte biri (humusu) ALLAH ve Resûlüne aittir"(13).
Medine'ye varıp, durumu izah ettiklerinde Rahmet Nebisi çok üzüldü ve yaptıklarını hiç beğenmedi. "Ben size Haram aylarda adam öldürün diye emretmedim, Kureyşlilerden haber alın demiştim." Fakat olan olmuş, kader başka türlü tecelli etmişti. Efendimiz ganimetten yüz çevirip bir şey almayınca Hz. Abdullah ve arkadaşlarının dünyaları başına yıkılmış ve helak oldukları zannına varmışlardı. "VALLAHi, tevbelerimiz hakkında âyet nazil oluncaya kadar hurdan ayrılmayacağız," deyip büyük bir hüzün içine gömülmüşlerdi. Medine'deki Sahâbe-i Kiram da yaptıklarını hiç hoş görmemişlerdi. Hadremi'yi öldürdükleri günün akşamı hilâli gördüklerini söylemeleri de bir şey değiştirmemişti (14). Dünya bütün genişliği ile başlarına dar gelmiş, gerçek bir çaresizlikle karşılaşmışlardı. Yüce Nebi de çok üzgündü. Ama bu mevzuda duâ edip, Cenab-ı Hakk'ın hükmünü beklemekten başka yapacak birşeyi yoktu. Gözler yukarılara çevrilmişti.
Müşrikleri galeyana getirme fırsatlarını arayan Yahudiler, hâdiseyi çok büyütmüş ve yüce dini karalamak için akla hayâle gelmedik entrikalar çevirmeye başlamışlardı. Ama çok geçmeden ALLAH (c.c) müşriklerin suratına öyle bir tokat indirdi ki, ayılan ayıldı, ayılmayan ise gayyaya yuvarlanıp gitti. "Sana haram aydan ve onda savaşmanın doğru olup olmadığından sorarlar. De ki, günâhtır. Ancak (insanları) ALLAH yolundan çevirmek, ALLAH'ı inkâr etmek, Mescid-i Haram'ın ziyaretine mâni olmak ve halkını oradan çıkarmak; bunlar ALLAH katında daha büyük günâhlardır. Fitne de adam öldürmekten daha büyük bir günâhtır (...) (15).
Bu âyetle birlikte Medine'de bir bayram havası esmeye başlamış, Hz. Abdullah ve arkadaşları birbirleriyle ve diğer mü'minlerle göz yaşları içerisinde sarmaş dolaş olmuş, din düşmanları da bir daha yenilmenin acısı ve uyandırdıkları fitnenin utancını yaşamışlardı.
Daha sonra İbn Kesir şu cümlelerle âyeti tefsir edecektir; "Her ne kadar siz haram aylarda kan dökmüşseniz de müşriklerin sizi dinden alıkoymaları, küfürde ısrar etmeleri, yurdunuz olduğu halde sizi göçe zorlamaları daha büyük şeylerdir." (16)
Ayet nâzil olduktan sonra Efendimiz, ganimetleri teslim almış ve esirleri de fidye karşılığı serbest bırakmıştı. Daha sonra Hz. Abdullah'ın büyüklüğünü belgeleyen âyet de nazil olacaktı: "(...) Biliniz ki, gânimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri ALLAH'a, Rasülüne, O'nun akrabalarına, yetimlerine, yoksullara ve (harçlıksız kalmış) yolcuya aittir. ALLAH herşeye hakkıyla kadirdir." (17). Böylece yukarıda bir cümleyle verdiğimiz Hz. Abdullah'a ait şahsi ictihâd, Kur'ân'la teyid ediliyordu. O da Hz. Ömer gibi, âyetin nüzülünden çok önce tatbikatın âdeta böyle olması gerektiğini aklen ve hissen keşfediyordu. Buna da biz, "tevâfuk-u Abdullah b. Cahş" deyip geçelim.
Ana hatlarıyla anlatmaya çalıştığımız Hz. Abdullah b. Cahş seriyyesi, müslümanların hayatında çok önemli bir dönüm noktasını teşkil etmektedir. Ezcümle:
1- Hz. Peygamber ilk defa sancak çıkartmıştır.
2- İlk defa Hz. Abdullah-b. Cahş Emiru'1-Mü'minin diye isimlendirilmiştir.
3- İlk defa gizli bir emirname yazdırılmıştır.
4- Mü'minlerin eliyle ilk defa bir müşrikin kanı akıtılmıştır.
5- Aldıkları ganimet İslâm'da ilk alınan ganimettir.
6- Müslümanlar ilk defa esir ele geçirmişlerdir.
7- İlk defa ganimetlerin beşte biri Hz. Peygambere verilmiştir.
8. Küfre karşı ilk ordu -küçük çaplı olsa da- düzenlenmiştir.
Böylece sıcak savaş başlamıştı. Eski tarihçiler İslâm'da gerçekleşen bütün savaşları bu hâdisenin neticesi olarak zikr ederler. Çünkü öldürülen Hadremi ve esir alınan Osman b. Abdullah ile el-Hakem b. Keysan, Kureyşin itibarlı ailelerinden idiler.
Kureyş intikam peşine düştü. Nitekim Urve b. Zubeyr ve et-Taberi de bütün savaşları bu hâdiseye bağlarlar (18).

BEDİR ve UHUD
Hz. Abdullah b. Cahş'ı Bedirde gösterdiği kahramanlıklardan sonra Uhud'ta bir arayış içinde olduğunu görüyoruz. İlk seriyyede kendisiyle birlikte olan İran Fatihi Sa'd b. Ebi Vakkas'a kulak vermeden önce Bedirdeki bir mucizeyi zikredelim: Savaşın şiddetlendiği bir hengâmda Hz. Abdullah'ın kılıcı, kim bilir kaç müşriği hakladıktan sonra kırılır. Kalkınca ayı ikiye bölen o mübarek el, hemen Hz. Abdullah'a bir hurma dalı uzatır. İmanla dolup taşan Hz. Abdullah hiç tereddüt etmeden alır. Çünkü boş yere bu el uzanmaz. Ve hurma dalı hemen bir kılıç oluverir. Görülen mucize karşısında Hz. Abdullah hiç telaşlanmadan müşrikleri Cehenneme yollamaya devam eder. Çünkü onun için; bütün kâinat O'nun yüzü suyu hürmetine yaratılan Zât'ın elinde, bu türlü hâdiselerin zuhur etmesi gâyet normaldi. Daha sonra bu kılıç atalarımızdan Buğa-i Türki isminde bir komutan tarafından 200 dinara satın alınacaktır (19).
Bedir esirleri hakkında Hz. Peygamberin kendisi ile istişare ettiği dört kişiden birinin Hz. Abdullah b. Cahş olduğunu da kaydettikten sonra Hz. Sa'd b. Ebi Vakkas'ın sözlerine dönelim (*). Uhud Harbinde savaşın şiddetlendiği bir anda Abdullah elimden tutup sakin bir yere çekti. Dedi ki "Gel sen duâ et ben âmin diyeyim. Ben duâ edeyim sen âmin de"; olur dedim ve şöyle duâ ettim; "ALLAH'ım! Biraz sonra karşıma çok azılı cengâver bir müşrik çıkart. Kıyasıya dövüşeyim. Sonra onu yenip öldüreyim ve silahıyla eşyasını alayım." Abdullah içten âmin! dedi. Sonra kendisi duâ etti: "ALLAH'ım! Biraz sonra beni azılı bir cengâver bir müşrikle karşılaştır. Kıyasıya dövüşeyim. Sonra o bana galebe çalsın, öldürsün, burnumu, dudaklarımı, kulaklarımı kessin. Senin karşına çıktığımda bu ne hâl ya Abdullah dediğin zaman, "Senin ve Resûlün için ya Rab" diyeyim. Sen de doğru söyledin diyesin." Hz. Sa'd "onun duâsı benim duamdan çok daha hayırlıydı." dedikten sonra şunu ekliyor: "Çarpışma dindikten sonra Abdullah'ı gördüm. Şehid edilmiş, burnu, kulakları kesilmiş, ipe geçirilmiş ve bir ağacın dalına asılmıştı" (20).
Hz. Abdullah b. Cahş henüz hayatın baharı denecek bir yaşda, yani 40 küsür yaşında, azılı müşrik Ahnes b. Şerik ile kıyasına çarpıştıkdan sonra rakibi tarafından şehid edilerek aradığını bulma rahatlığı içerisinde cennetlere doğru kanat açmıştı.
İhlâsla kalkan elleri boş çevirmeyen yüce Mevlâ, Şehitlerin Sultanı, dayısı Hz. Hamza gibi onu da şehâdet mertebesine yükselterek duasına icabet etmişti. ALLAH'ın aslanı, dayısı, Hz. Hamza'yı o kadar çok seviyordu ki, mezarda bile ondan ayrılmak istemedi. Fahri Kâinatın mübarek gözyaşlarıyla ıslanan Uhud Şehitliğindeki mezara ikisi beraber konarak, dayısıyla aynı mezarı paylaşmıştı. Birinin ciğerleri çıkarılıp, çiğ çiğ yenmiş, diğerinin burnu, kulakları, dudakları gerdanlık yapılmıştı. Dünyada, aynı çizgide hiç sapmadan yürüyen bu iki yıldız, Kevser Havuzunun başında, havuzun Sahibinin mübarek ellerinden şerbet içmek üzere kucaklaşarak uçmuşlardı. Ne mutlu onlara ve onların izini takip edenlere... Selâm onlara ve onların izini takip edenlere...


KAYNAKLAR
1) İbn Abdil-Ber, el-İsti'ab, c.2, s.272. Beyrut, 1328
2) İfadenin aslı yazdığımız şekliyledir. Birader yerine kaim olan, geçen manasına... Ancak halk arasında "kayın birader" şeklinde meşhur olmuştur.
3) İbn Hacer. el-İsabe c.2, s.287, Beyrut. 1328.
4) İbn İshak. Siret'u İbn İshak, s.156, Konya 1981
5) M.H. Yazır, Hak Dini Kuran Dili, c.4.s.2606 İstanbul. 1971.
6) A.L.Aleyhi'l-La'ne (ALLAH'ın lâneti onun ve emsalinin üzerine olsun!)
7) Hacc. 22/39
S) İbn Hacer. a.g.e. İbn Abdi'l-Ber. a.g.e. aynı yer. 9) İbn Hacer, a.g.e.. İbn Abdi'l-Ber, a.g.e.
10) Mekke ile Taif arasında bulunan ve Mekke'ye 24 Saatlik bir vadi.
11) Ali Himmet Berki ve Osman Keskinoğlu. H.E. Hz. Muhammed (S.A.V.) ve Hayatı, s.235, Ank.1981
12) M.H. Yazır a.g.e.
13) Er-Razi, Tefsirul-Kebir, c.6, s.526, Beyrut tarihsiz: el-Alusi, Ruhül-Maâni c.2. s.106, Beyrut.1984;
14) Yazır. a.g.e.
15) el-Bakara, 2/217
16) İbn Kesir, a.g.e aynı yer.
17) el-Enfâl. 8/41
18) Berki ve Keskinoğlu, a.g.e. aynı yer.
19) İbn Hacer, a.g.e. İbn Abdi'l-Ber, a.g.e.
20) İbn Abdi’l-Ber, a.g.e.
(*) Bilindiği gibi istişare heyetinin diğer üyeleri Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer ve Hz.Sa'd b.Muaz idiler.
Logged

"Her arzu ettiğini yiyenlerin, ibadetlerinin tadını duyması mümkün değildir." (Süleyman Darani)
Sayfa: [1]   
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Site Map | Arşiv | Wap | Wap2 | Wap Forum | Rss
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.4 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks
| Sitemap
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Sitemap
1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 81, 82, 83, 84, 85, 86, 87, 88, 89, 90, 91, 92, 93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 123, 124, 125, 126, 127, 128, 129, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 137, 138, 139, 140, 141, 142, 143, 144, 145, 146, 147, 148, 149, 150