Ahmed bin Hanbel
Tasavvuf, İslam, Dini Resimler, Şiir, Kıssadan Hisseler, Hikayeler | ismetiyye.com
Ocak 08, 2009, 05:28:43
11 Muharrem 1430 *
....................................Selamün aleyküm, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Son Konular Üyeler Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]   
  Yazdır  
Gönderen Konu: Ahmed bin Hanbel  (Okunma Sayısı 44 defa)
 
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Kadiri
Yeni Üye
*



Offline Offline
Üye No: 1438
Nerden:
Mesaj Sayısı: 74
2 Mesajına Toplam
4 Kere Teşekkür Edildi
Durumum:
« : Eylül 20, 2008, 05:01:55 »

AHMED B. HANBEL(164-241)
Ali HAYRAN


Nübüvvet güneşinin ufukta görünmesiyle kâinatın birdenbire rengi değişmiş ve bu güneşin etrafında gün geçtikçe artan ve arttıkça da etrafını yakan nurdan hâleler teşekkül etmeye başlamıştı. Duymayan gönüller duyuyor, doymayan dimağlar doyuyordu. Ne var ki, bütün kalbi ve hissi isteklerine rağmen bu güneşin nurundan istifade edemeyen devrin kem-talih yarasaları eksik olmuyorlardı. Asırlar temadi ettikçe onlar da uzayıp gidecekti. Yer yer küfür, irtidat ve zulüm şeklinde hakka karşı gösterilen bu reaksiyonlar, mutlak hakimiyetin ALLAH hakimiyeti olduğunu göstermeden başka işe yaramamıştır. Çünkü tarihin hiç bir devrinde fikre yumruk atanlar, imana silah çekenler zafere ulaşamamıştır. Akla gelmedik bütün işkence ve zulümler Hakk'a gönül vermiş bir tek insanı dahi inandığı davadan caydıramamıştır. Bu bahtiyar insanların maruz kaldıkları işkencelere karşı alay edercesine mukabele ettikleri tevhid sadâları hâla Mekke ufuklarında akisler meydana getirmektedir.
İşte bu zulüm halkasından birini teşkil eden bir başka hâdise de hicretin III. asrı başlarında vuku buluyordu. Kur'ân ahkâmı ve Sünnet-i Resulullâh'ın tedviniyle uğraşıldığı ve bundan başka gâyesi olmayan insanlar arasında ilmi, kemâli, vakârı ve takvâsı ile dikkati çeken; sırtında sanki asırların çile ve ıstırabıyla mâlamâl yaşlı bir zât elleri kelepçeli ve sırtına vurulan her kırbacın simsiyah izleriyle hayatını vakfettiği hadis meclisinden uzaklaştırılıyordu. Götürüldüğü yerlerde hapsedilip 28 ay devam eden hapislik müddetinde yediği her kırbaçla zalimleri acze bırakıyor ve ona söyletmek istedikleri şeyi bir türlü söyletemiyorlardı. Ona bu zulmü reva görenler yeise düşüyor, o ise zalime asla boyun eğmiyordu.
İşte bu zât; bugün sizlere anlatmaya çalışacağım Ahmed b. HANBEL'dir. ALLAH ondan ve emsali bütün büyüklerden râzı olsun.

1-HAYATI
a) Doğumu:
Ahmed b. Hanbel meşhur olan kavle göre, Hicret-i Nebeviye'nin 164. senesi Rebiülevvel ayında Bağdat şehrinde dünyaya gelmiştir. Annesi onu Merv'den Bağdad'a hamile olarak getirip orada doğurmuştur (1) Oğullarından Abdullah babasından, 164 senesi R.evvel ayında doğduğunu rivâyet etmiştir (2). Doğum tarihinde ihtilaf olmayan İmamın, Bağdad'da mı, yoksa Merv'de mi doğduğu ihtilaflı ise de kuvvetli olan görüş, Bağdad'da doğmuş olmasıdır (3). Babası Mervli'dir. Annesi Merv'den gelip Bağdad'a yerleştiği zaman babası 30 yaşlarında vefat etmiş ve O'nu annesi büyütmüştür. Babasının vefatı zamanında küçük yaşta olduğu da rivayet edilir (4). Geleceğin büyük imam ve muhaddislerinden olacak olan bu küçük çocuğa doğduğu zaman Ahmed ismini verdiler. Dedesine nisbetle de Ahmed b. Hanbel denildi. Babasının İsmi Muhammed, dedesinin ismi ise Hanbel b. Hilâl'dir. Daha sonra Ebu Abdillah künyesini alacak olan imam, Şeybanî Bağdadî ve Mervezî olarak da zikredilmiştir (5).
Gerek baba ve gerek ana tarafından nesebleri halis araptır. Çünkü ana ve babası Şeyban kabilesindendir. Bu da Adnan kabilesinin bir şubesi olan Rebia kabilesindendir. Bu İse Nizar kabilesinden ayrılmıştır. Ahmed b. Hanbel'in nesebi Nizar'da Resul-i Ekrem'in neseb-i şerifleriyle birleşmektedir. Şöyle ki, Nizar'ın iki oğlu vardı. Bunlardan birisi Muder, diğeri Rebiâ'dır. Resul-i Ekrem Mudar'ın, Ahmed b. Hanbel ise Rebia'nın evladlarından olup haliyle Nizar'da Resul-i Ekrem’le nesebleri birleşmektedir (6).
Annesi de Şeyban kabilesi Amir oğullarından Safiye binti Meymune Binti Abdulmelik'tir (7). Şeyban kabilesi öteden beri şecaati, sabrı, üstün metaneti ve harp kuvvetiyle maruf olan bir kabiledir. Dedesi, Emeviler zamanında Serahs valisi idi (8). Annesinin babası da şecaati, iyiliği, sehaveti ve zayıflara el uzatıp garipleri himâye etmesiyle şöhret kazanmış bir zâttı. Babasının harpçı bir asker olduğu rivayet edilmekle beraber İbnü'l-Cevzî Asma'iden yaptığı rivayette kumandan olduğunu söyler (9). Küçük yaşta -hatta kendisi babasını görmediğini ya da gördü ise de hatırlayamayacak kadar küçük olduğunu söyler- yetim kalan Ahmed, baba ocağının bu cömertlik zevkini tadamamıştır.
Geleceğin büyük imamının terbiye ve yetişmesi annesinin uhdesine düşmüş amcası da buna nezaret etmişti. Daha küçük denilecek yaşta annesi onu ilim tahsil ettirmeye başlatmıştı. Zaten o zamanda annesinin ikâmet ettiği Darusselâm (Bağdad) şehri her bakımdan tahsile müsait bir yerdi. Bağdad o zamanlar dünya ilim merkezlerinin başlıcalarından biriydi. Her sahada tahsil yapılmaya müsait olan bu şehir dinî ilimlerin de tahsil edildiği önemli merkezlerdendi. Burada muhaddisler, kırâat imamları, dilciler, tabibler, filozoflar ve astronomlar bulunuyordu. Bu durumuyla aynı zamanda İslâm âleminin medeniyet merkezi idi.
b) Tahsili:
Daha küçük yaşta kendisinde asalet, takva ve ilim emareleri görülmeye başlanmıştı. Alimler arasında takvasıyla tanınacak olan imam, gençler arasında da takvasıyla ayrılıyordu. Öyle ki, veliler arasında bile dikkati çekiyor ve herkes ondan bahsediyordu. Nitekim Heysem b. Cemil şöyle dedi: "Her zamanda o zamanın halkı üzerine birisi hüccet olur. Fudayl b. lyaz, zamanının hücceti, eğer bu genç (yani A. b. Hanbel) yaşarsa o da zamanının hücceti olur" (9). Büyük adam olmaya namzet olduğunu her haliyle isbat eden Ahmed b. Hanbel, biraz büyüyünce ailesinin teşvik ve yardımıyla ciddi bir tahsile yönelmiş ve kendisini geleceğin büyük imamı yapacak olan hadis ilmini seçmiştir. Kendisini memleket memleket gezdirecek olan hadis ilmi başlıca gâyesi idi (10). İlk hocası Hanefi fukahası büyüklerinden Kazî Ebu Yusuf'tur. Bundan sonra hadise daha çok meyletmiştir. Kendisinin bile "İlk önce hadisi Ebu Yusuf’tan yazdım" (11) demesiyle tahsiline ilk önce fıkıhtan başlamış ve bilahare hadise ağırlık vermiştir. Hadis çalışmalarını fıkıh çalışmalarıyla birleştirdikten sonra kıyasa bağlı olan fıkıh istinbatını hadise dayandırma niyeti onu hadis tahsiline ağırlık vermeye yöneltmiştir. Fıkıh tahsilini sonraya bırakan imam, Ebu Yusuf’tan sonra meşhur hadisçilerden Hüşeym İbn Beşir el-Vasitî (104/183)'den hadis tahsil etmeye başlamıştır. Bu tahsilin dört sene sürdüğü söylenir. Zührî, Amr İbn Dinar ve A'meş gibi meşhur hadis imamları Ahmed bin Hanbel'in hadis sahasında inkişâf etmesine büyük tesirleri olmuştur. Yedi yıl Bağdad'da hadis tahsil etmiş olan İmam, ilk olarak hadis öğrenmek üzere seyahatına 186 yılında Basra'ya gitmekle başlamıştır. Ertesi yıl Hicaz, sonra yine Basra, Kufe, Hicaz ve Yemen seyahatları bunu takip etmiştir (12). Basra ve Hicaz'a beşer defa seyahat etmiştir. Hicaz'a olan ilk seyahati ise 187 yılında olmuştur. İmam Şafii İle bu seferinde Mekke'de Mescid-i Haramda karşılaşarak tanışmıştır. Bundan başka Hicaz'a 4 seferi daha olmuştur. Kendisi bunu bizzat belirterek şöyle der: "Beş defa hacca gittim. Bunun üçünü yaya olarak ifâ ettim." (13). Ahmed b. Hanbel hadis tahsili için her türlü zorluğa katlanıyordu. O, hadisi kitaplarda gördüğüne göre nakletmiyor, bizzat ravisini görüp kendisinden dinleyerek rivayet hususundaki titizliğini gösteriyordu. O, kolaylıkla elde edilen şeylerin çabuk unutulacağını, fakat güçlükle öğrenilen şeylerin ise unutulmayacağını belirterek hiç bir zorluk onu hadîs tahsilinden alıkoymuyordu.
Beytullah’a mücavir olduktan sonra Yemen'in San'a şehrinde bulunan meşhur muhaddis Abdurrezzak b. Hemmâm'dan hadis almak istemişti. Hac mevsiminde bu zatla görüşmüş ve bu niyetini gerçekleştirme zemini bulabilmişti (14). Hac mevsiminden sonra Sana'ya gitmek üzere yola çıkmış fakat yolda nafakasının bitmesiyle açlıkla karşı karşıya kalmıştı. Arkadaşlarının kendisine yardım yapma tekliflerini reddederek ALLAH'ın kendisine bedenî olarak çalışabilecek kuvveti ihsan ettiği için San'a'ya giden nakliyecilere hamallık yapmak suretiyle nafakasını temin etmeyi tercih etmiştir (15). San'a'ya varınca Abdurrezak kendisine bir miktar para uzatarak, Ey Ebu Abdillah bunu al ve istifade et. Çünkü bizim burası ticaret ve kazanç yeri değildir, dediğinde, Ahmed b. Hanbel, "hayır almam, benim durumum iyidir" diyerek verilen parayı almıyor ve iki sene orada sıkıntılar içerisinde kalarak daha önce bilmediği hadisleri Zühri ve İbnü'l-Müseyyeb gibi zatlardan öğreniyor. Şafii hazretlerine Mısır'a gideceğini söylemesine rağmen bu isteğini yerine getirememiştir. Sırtında kitap çantaları iklim iklim, memleket memleket dolaşarak hadis öğnenen imamın bu halini, kendisini tanıyanlardan birisi şöyle sormuştu. "Ey Ahmed b. Hanbel! Bu ne kadar hadis öğrenme, ezberleme! Bazen Kûfe'ye, bazen Basra'ya, Ne zamana kadar bu halin devam edecek?" O ise şu karşılığı verdi. "Okka ve kalemle mezara kadar..." (16).
Hafızasının kuvvetli ve zekâsının keskin olmasına rağmen A. b. Hanbel hadisleri yazmayı da ihmal etmiyordu. Çünkü bulunduğu zaman artık İslâmî ilimlerde tedvin devri idi. Bu kadar güçlü ve iktidarlı olduğu halde ezberden hiç bir hadis rivayet etmezdi. Kendisine bir hadis sorulunca kalkar yazdığı hadisleri arasından onu bulur ve öylece cevap verirdi.
Şurası muhakkak ki, ister hadise önce başlasın ister fıkha, Mekke'de Şafii İle görüştükten sonra Şafii'nin aklî kudretine ve fıkhî istinbattaki koymuş olduğu ölçülere hayran kalmış ve fıkha olan eğilimi daha da belirgin hale gelmiştir.
Ahmed b. Hanbel kırk yaşına kadar hadis rivayet etmediği gibi fetva da vermemiştir. Muhammed Ebu Zehra'nın İbnü'l-Cevzi'den nakline göre 203 yılında muasırlarından bazıları Ahmed'e gelerek hadis dinlemek ve fetva öğrenmek istemişlerse de İmamın bundan kaçındığını görmüşler, bunun üzerine Yemen'de Abdurrezzak b. Hemmâm'a gitmişler ve 204'de Bağdad'a döndüklerinde Ahmed b. Hanbel'i ders verir bulmuşlardı. İşte bu sırada İmam, kırk yaşında idi (17). Derslerini umumiyetle ikindi namazından sonra verirdi. Yine İbnü'l-Cevzî'den rivayetle bu dersleri takip eden talebelerin sayısının beşbine baliğ olması, derslerine karşı duyulan alâka ve ilmî kudretini göstermeye kifayet edici bir keyfiyettir.

2-HADİS RİVAYETİNE VE FETVA VERMEYE BAŞLAMASI
Ahmed b.Hanbel hadisi, devrinin hemen hemen bütün muhaddislerinden tahsil etmiştir. Bunların meşhurlarından bir kısımları şunlardır: 1) Huşeym, 2— Sufyan b. Uyeyne, 3) Yahya'l-Kattân, 4) Velid İbn-i Müslim, 5) Gunder, 6) Ziyadu'l-Bekkâ, 7) Yahyâ b. Ebi Zâide, 8) Kazî Ebi Yusuf Yâkub, 9) Veki', 10) İbn-i Nümeyr, 11) Abdurrahman İbn Mehdî, 12) Abdurrezzak, 13) İmam Şafii hazretleri (18).
O, sadece bu zatlardan hadis işitmekle iktifa etmeyip nerede bir hadis bilen işitmişse oraya gitmiş ve hadisi mutlaka öğrenmiştir. Sadece rivayet ilmi ve hadisin diğer sahalarıyla ilgili malumatları kendisinde toplamakla kalmayıp sahip olduğu bu derin hadis ilmi, onu fıkıhta da derinleşmeye sevketmiştir. Esasen fıkıh ilminin zevki- ne, tahsile ilk başladığı zaman varmıştı. Fakat o devirde kitap ve sünnet ilmi halledilmeyince gerçek fıkha ulaşılamayacağını bildiği için bunu sonraya bırakmıştı. İşte tam bu sıralarda İmam, gerek ilminin, gerekse yaşının olgunlaştığı çağa -yani 40 yaşına- ulaşmıştı. Onun kırk yaşından evvel fetva vermemesini ve rivayet yapmamasını Resul-i Ekrem'in nübüvvetinin kırk yaşında verilmiş olmasından mülhem olduğu sanılmaktadır. Ebu Hanife'nin de bu yaşta fetva vermeye başlaması bu hususu teyid eder gözükmektedir. Fakat kendisi bu işin sebebini değişik bir tarzda şöyle açıklar: Hocalarım hayatta oldukları için fetva verip rivayet yapmıyordum. Fakat 34 yaşında iken Hayf mescidinde kendisine sorulan bir soruya fetva verdiği de rivayet edilir (19).
A. b. Hanbel'in iffet, nezahet, takvâ ve metaneti herkesi ders meclisine rağbet ettirmeye başlamıştır. Bu tezahurat karşısında asla durumunda bir değişiklik hissedilmiyordu. Sabrı, tevazuu ve metaneti gün geçtikçe etrafa yayılıyordu. Kendisinin iki türlü ders meclisi vardı.
Birincisi: Kendi evinde hususi talebeleri ile kendi çoluk çocuğuna.
İkincisi: Umum talebe ve halka. Bu dersler Bağdad camiinde olurdu. Zehebî, bu derslerin Ebu Hanife'nin yaptığı gibi ikindi namazından sonra olduğunu söyler. Bu vaktin, ilim tahsili için en iyi vakit olduğunu belirtmelerini burada söylemede fayda olacağı kanaatindeyim. Çünkü eslafımızın ilim tahsili hususundaki tarz-ı telakkilerini tatbik etmediğimiz müddetçe feyizlerinden istifade edemeyeceğimiz aşikârdır.
Ahmed b. Hanbel'in derslerine bu kadar rağbetin 3 hususa bağlandığını görürüz.
1- Onun meclisinde ciddiyet, vakar, tevazu ve ruhî huzur hakimdi. Şaka ve alay etmeyi sevmezdi. Resul-i Ekrem Efendimizin mübarek sözlerinin tahsil edildiği bir yerde gayr-i ciddi her hareket ona göre akılsızlığın ifadesidir. Kendisinin bu halini bilenler bu duruma son derece riâyet ederlerdi. Hatta Ebu Nuaym bize şu olayı nakleder: Halef b. Sâbit'ten şöyle rivayet edilmiştir: "Biz Yezid b. Harun'un meclisindeydik. Yezid şaka yaptığı için A. b. Hanbel kalkıp gitti. Yezid bunun üzerine elini alnına vurdu ve Ahmed'in burada olduğunu bildirseniz ya! Hiç olmasa şaka yapmayalım" dedi (20).
2- Kendisinden bir şey istendiği zaman ancak hadis rivayet ederdi. Hiçbir zaman hâfızasına ve ezberine güvenerek rivayet etmezdi. Hadiste rivayet hususunun ehemmiyetini ve Resul-i Ekrem'e nisbet edilerek rivayet edilen bir haberin üzerinde böylesine titizlikle durulması gerektiğini göstermiştir. Zehebi talebelerinden Mervezi'nin şöyle dediğini rivayet eder: "A. b. Hanbel'in meclisinde olduğu kadar hiç bir yerde fakirin o derece kıymeti olmamıştır. O, zenginlerden ziyade fakirlerle ilgilenirdi. Dünya ehli ile ilgilenmezdi. Çok teenni sahibi ve mütevazi idi. Vakar ve ciddiyet sahibi olan bu zât bir şey sorulmadıkça konuşmazdı". Oğullarından Abdullah: "Babamın kitapsız olarak ezberinden bir şey rivayet ettiğini görmedim. Belki yüz kadar rivayet etmiş olabilir" şeklinde rivayette bulunmuştur.
3- A. b. Hanbel'in derslerine rağbeti artıran hususlardan birisi de hadislerin yayılmasına müsaade etmesidir. Kendisi hadisleri büyük bir titizlikle yazdığı gibi talebelerini de mecbur ederdi. Fakat verdiği fetvalarının yazılmasını ve nakledilmesini menederdi.
Bu sıralarda Bağdad'da akaid mevzularında bir hayli münaşakalar yapılıyordu. Hususiyle cebir ve irade mevzuunda genişliyordu münakaşa. Bu münakaşalara şu misâlleri verebiliriz. Kur'ân'da zikredilen ALLAH'ın kelâm sıfatı var mıdır? Kur'ân kadim mi yoksa mahluk mu? gibi şeylerdir. Fakat imam bu hususları derslerinde hiç mevzu etmez, hatta bunlardan mümkün mertebe talebelerini sakındırırdı.

3-AHMED b. HANBEL'in MİHNETİ:
Kur'ân'ın mahluk olup olmadığı hususunda birçok söz söylendiği bu sıralarda Emevi hanedanı maiyetinde bulunan hristiyanların rolü büyük olmuştur. Bunların başında Yuhanna'd-Dımeşkı isimli bir hristiyan geliyordu. Bu şahıs müslümanları şüpheye bırakmanın yollarını araştırıp duruyordu. Halife Me'mun da, muhitinin tesiriyle Kur'ân'ın mahluk olduğu nazariyesini kabul etmişti. Sadece kabul etmekle kalmamış ve müslüman kelâmcıları ve hadisçilerini de bu fikri kabul etmeye dâvet etmişti. Mutezile ve müslümanlardan bu hususu kabul edenler olmuştu. Zaten fikrin asıl savunucuları da mutezililerdi. Bazı kimseler reddetmişse de fakat bunlar da yapılan işkence neticesi halifenin istediğini kabul etmişler ve 212 yılında Halife, Kur'ân'ın mahluk olduğu görüşünü hak mezheb olarak ilan etmişti.
Ahmet b. Hanbel dahil bir kısım ulemâ ise bu görüşü reddetmişlerdi. Halife Tarsus'ta bulunuyordu. Bunların hemen zincirlere vurularak kendisine gönderilmelerini emretmişti. Emir yerine getirildi. Fakat bu metanetli mahkumlar henüz yolda iken halife öldü. Halifenin ölmesinin bu mahkumlara hiç bir faydası olmadı, ölen halife Kur'ân'ın mahluk oluşu nazariyesini yürütmesi için haleflerine vasiyette bulunmuştu. Haleflerinden el-Mutasım ve el-Vâsık kuvvet ve zorbalığa baş vurarak vasiyeti yerine kusursuz olarak getiriyorlar, azap ve işkence yapmada belki de ölen halifeyi de geçiyorlardı. Bu durum el-Mütevekkil devrinin 3. yılına kadar çeşitli şiddetlerde devam etti. O zaman Kur'ân hakkındaki bu batıl mezhebi baskı altında bir hayli kabul edenler olmuştu. Ama 4 kişi sabır ve metanetle bunu reddettiler. Bunlar Ahmed b. Hanbel, Muhammed b. Nuh, el-Kavârırı (Ubeydullah b. Ömer) ve Seccâde (el-Hasan b. Hammad)'dır. Bunlar yakalandıktan sonra elleri kelepçelendi ve ayaklarına zincir vuruldu. Ertesi gün Seccâde halife vekili İshak'ın emrini kabul etti ve serbest bırakıldı. Bir kaç gün üst üste aynı sorular ve aynı işkencelere el-Kavârırı de tahammül edemeyip istenilen cevabı verdi ve serbest bırakıldı. Geri kalan iki kişi zincirlerle bağlı olarak halifenin huzuruna çıkarılmak üzere yola sevkedildiler. Yolda Muhammed b. Nuh'un şehid olmasıyla bütün işkencelere göğsünü gererek tek başına kalan A. b. Hanbel, fütur getirmeden ilerliyordu. Me'mun'un 218 de ölmesi A. b. Hanbel'in işkencesinin artmasına daha etkili oldu. Esasta Halife Me'mun'u bu işkencelere zorlattıran şahıs o zamanın baş kadısı ve 240 da ölen Ahmed b. Ebi Duad'dır. Bu zatın bu husustaki teşviki büyüktür. Halifenin ölüm haberi ilan edilince A. b. Hanbel yeniden Bağdad'a (21) gönderilerek ikinci bir emre kadar zindana atılmıştı. Sonra Mutasım'ın huzuruna çıkarılarak bir sürü tehditlerle istekleri yerine getirilmeye çalışılıyordu. İnancında sebat ettiğini görünce onu nöbet nöbet kırbaçlamaya başladılar. Bayılıncaya kadar kırbaçlarlardı. Bayılınca öyle kendinden geçerdi ki, kılıçla dürtülünce bile kendine gelemezdi (22) Tam 28 ay zindanda bu işkence devam etti
Logged
Kadiri
Yeni Üye
*



Offline Offline
Üye No: 1438
Nerden:
Mesaj Sayısı: 74
2 Mesajına Toplam
4 Kere Teşekkür Edildi
Durumum:
« Yanıtla #1 : Eylül 20, 2008, 05:02:17 »

Muhammed Zübeyr Sıddıkı, Hadis Edebiyatı Tarihinde, birbirini takip eden 150 vazifeli tarafından kırbaçla dövüldüğünü bileği kırıldığını, ağır bir şekilde yaralanarak şuurunu kaybettiğini kaydeder. Fakat O, vicdanının temizliğini muhafaza etti. Öldürücü felaketler karşısında kendisine zulmeden düşmanlarına karşı bile benzeri olmayan cömertliği onu bambaşka bir şekilde yüceltmişti. Ona işkencede baş rolü oynayan Ahmed b. Ebi Duâd'a karşı bile herhangi bir fikir beyanında bulunmadan kaçınırdı.
Artık ümitleri kesilince onu serbest bıraktılar. Fakat zindanlarda uzun zaman kalışı ve devamlı surette kamçılanması, vücudunda meydana gelen yaralar onu bitab düşürmüş ve yürüyemez hale getirmişti.
Biraz iyileştikten sonra ders ve fetvâlarına yeniden devam etmeye başlayınca halk akın akın derslerine koşmaya başladı.
Mu'tasım'dan sonra halife olan el-Vâsık (Ö.232) zamanında da halife Me'mun'un işkence vasiyetnâmesi yürürlükteydi. Fakat el-Vâsık onun kırbaçla işkence edilmesine karşıydı. Çünkü bu işkence onu daha da yüceltiyor, halifelik nüfuzunun yayılmasına mâni olmakla beraber halkın da idareye karşı olan nefretini arttırıyordu. Halifenin yeni işkence şekli O'nun insanlarla düşüp kalkmasını menetmek olmuştur. El-Vâsık, İmam'a şöyle demiştir: "Senin yanına kimse gidip gelmeyecek, benim bulunduğum yerde oturmayacaksın". Fakat bu da uzun sürmemiş el-Mütevekkil'in halife olmasıyla zamanla hadisçilere yakınlık göstermiş, mutezile mezhebi saliklerini saraydan kovmuştur. Böylece İmamın mihnet ve sıkıntısı da kalkmış oldu.
Şurasını belirtmek yerinde olur ki, ulemaya karşı işlenilen bu zulümler sadece A.b.Hanbel'e değil, birçok din âlimlerine karşı da işlenmiştir. Nuâym b. Hammad, İmam Şafii ve talebesi el-Buveytı bunlardandır. Nuâym b. Hammad ile Buveyti'nin zindanda prangalar altında şehid oldukları rivayet edilmiştir.
Muhammed Ebu Zehra el-Vâsık hakkında şu gülünç hâdiseyi nakleder. Artık el-Vâsık de yaptığı bu işlerden usanmış ve ettiklerinin mânâsız olduğunu anlamıştı. Bir gün birisi telaşla halifenin huzuruna girerek: Ya Emire'l-Mü'minin! Kur'ân hususunda başınız sağolsun, ALLAH ecrinizi arttırsın, demiş. Halife de sana yazıklar olsun! Kur'ân öldü mü? diye sormuş, giren adam: Ya emire'l-Mü'minin! her mahluk mutlaka ölür. İnsanlar şimdi teravih namazlarını ne ile kılacaklar, deyince halife gülerek, seni ALLAH kahretsin, sus da defol" demiş (23).

4- ŞAHSİYET VE SIFATLARI
a) Hâfızası :
A. b. Hanbel'in en önemli sıfatlarından birisi kuvvetli bir hâfızaya sahip olmasıdır. Bu sıfat bütün muhaddis ve imamlarda olan sıfatlardandır. Muâsırları onun kuvvetli bir hâfızaya sahip olduğunu bildirirler. Ebu Zur'aya "Muhaddisler arasında hâfızası en kuvvetli olan kimdir?" şeklinde sormuşlar o da "A. b. Hanbel'dir" demiştir. Peygamberimizin hadis-i şeriflerini, sahabe ve tabiilerin söz ve fetvalarını hıfzetmişti. Sadece hıfzetmekle de kalmayıp en ince noktasına kadar anlamıştı. Devrindeki diğer muhaddislerden onu ayıran vasıf bu idi. Çünkü diğerleri sadece ezber ve nakilde bulunurlardı. İshak b. Rahuyeh bu konuda şunları söyler: "Irak'ta A. b. Hanbel, Yahya b. Main ve diğer arkadaşlarımızla müzekerelerde bulunurduk. Ben: Bundan murad nedir? Bunun tefsiri ve fıkhı yönü nedir? diye sorardım: A. b. Hanbel'den başka diğerleri hep susardı" (24).
Talebesi İbrahim el-Harbi'nin şöyle dediği rivayet edilir: "Misli görülmemiş ve kadınların benzerlerini doğurmaktan âciz oldukları 3 kişi gördüm. Ebu Ubeyd el-Kâsım b. Sellâm'i gördüm, ruhu olan bir dağa benzetebilirim. Bişr b. Hâris'i gördüm, tepeden tırnağa kadar akıl ile yoğrulmuş gibidir. Ahmed b. Hanbel'i gördüm sanki ALLAH onda evvelin ve âhirinin ilmini cemetmiştir. O dilediğini söyler, dilemediğini söylemez". Bu rivayeti Sübkî Tabakat'ında ve Ebu Nuâym Hilye'sinde zikretmiştir.
b) Sabır ve tahammülü:
Hadis tahsili esnasında çektiği sıkıntılarla hapislik hayatında çektiklerine karşı gösterdikleri sabır ve metanetini yukarda gördük. Fazlaca izaha lüzum yoktur. Ancak şu kadarını söyleyelim ki, mihnet günlerinde o halifenin huzuruna çıkarılmış ve tehdid edilerek söyletmek istedikleri şeyi ona söyletmek için huzurda iki kişinin kafasını uçurmuşlardı. Bu arada İmamın gözü Şafii hazretlerinin talebelerinden birine ilişti ve ona: "Mest üzerine mesh etmek hakkında bir şey biliyor musunuz?" diyerek o anda bile ilim öğrenmekle meşgul oluyordu. En büyük düşmanı olan Ahmed b. Ebi Duâd: "Şu adama bakınız ki, boynu vurulacakken bile fıkıh meselelerini münakaşa ediyor" (25) diyerek metanetin son haddini gösterdiğini itirafa mecbur kalır.
Seleme b. Şebib şöyle dedi: "Biz Mutasım'ın hilafet zamanında A. b. Hanbel yanında oturuyorduk. Birden bire içeriye birisi girdi ve "A. b. Hanbel hanginiz? dedi. Biz sükut ettik. A. b. Hanbel "buyur Ahmed benim, ne istiyorsun?" dedi. Gelen adam "Ben kara ve denizden 400 fersahlık yoldan geldim. Bir cuma gecesi uyuyordum. Bana birisi geldi ve "A. b. Hanbel'i tanıyor musun?" dedi. Hayır dedim. O da Bağdad'a git onu sor ve görüşünce "Hızır'ın sana selâmı var, senin için şunları söyledi: Mele-i âlânın sâkinlerinin ve bütün meleklerin -ALLAH için nefsine yapılanlara sabrettiğinden dolayı- senden râzı olduğunu kendisine söyle", dedi. A. Hanbel başka bir şey istiyor musun deyince: "Hayır bunun için geldim" dedi ve çıkıp gitti (26).
c) Nezaheti :
A. b. Hanbel bir çok hususlarda nezahat sıfatına sahipti. Ruhen nezihti. İster az olsun ister çok, başkasının malını asla almazdı. Nefsine ve şehvetine boyun eğmezdi. İmanı yönünden de nezihti. ALLAH'tan başka kimseden korkmaz ve kimsenin hakimiyetini tanımazdı. Düşüncede nezaheti onu selefe en iyi şekilde bağlamıştır. Selefin üzerinde kaçındığı şeylerden o da kaçınır inanmadığı şeyi asla söylemezdi. Bundan dolayı aralarında ihtilaf görülen sahabe sözlerini karşılaştırmaz ve karşılaştırılmalarına da müsaade etmezdi. A. b. Hanbel'in bu nezaheti onu bazı helâl şeyleri terketmeye kadar götürmüştür. Şüpheli olan şeylerden son derece kaçınırdı.
Bu mevzuda Ebu Hafs Ömer b. Sâlih şöyle demiştir: "Ahmed b. Hanbel'e gittim ve "Kalbler ne ile yumuşar?" dedim. Talebelerine baktı ve başını bir müddet yere eğdi ve "Helâl yemekle yavrucuğum" dedi. Bişr b. El-Haris'e uğradım ve "Kalbler ne ile yumuşar?" sorusunu tekrarladım. "Biliniz ki, kalbler, ancak ALLAH'ın zikri ile huzura kavuşur" dedi. Ebu Abdillah'ın yanından geldiğimi söyledim. O sana ne dedi? diye sordu. Cevabını söyleyince, "o işin esasını söylemiştir" dedi. Abdulvahhâb bin Ebi'l-Hasen'e gelerek yine aynı soruyu tekrarladım. "Biliniz ki, kalbler, ancak ALLAH'ın zikri ile huzura kavuşur" mealindeki âyeti okudu. Ebu Abdillah'ın yanından geldiğimi söyledim. Ne dediğini öğrenince: "Ebu Abdillah sana işin cevherini vermiştir" dedi ve asıl olan onun dediği gibidir, asıl olan onun dediği gibidir, diye ilâve etti" (27).
Helâl rızıkla iktifa etmeyi nefsi için en şerefli mertebe sayardı. İnsanın gücünün beden gücü olmayıp nefse hâkim olmakla onu helâl rızıkla beslemek olduğunu bildirirken şöyle derdi: "Yiğitlik nefsinin arzu ettiği şeyi korktuğun için terketmendir" (28). Dünyadan eline geçen az bir şeyde bile sahavetini gösterir ve şöyle derdi: "Dünya bir lokma kadar az olsa da onu bir müslüman alıp diğer bir müslümanın ağzına koysa israf etmiş olmaz" bu söz cömertliğin son noktasıdır.
d) İhlâsı
Diğer imamlarda görüldüğü gibi A. b. Hanbel'de de ihlâs, ALLAH'ın ihsan ettiği en önemli vasıflardan biridir. O şöhret ve şan kazanmak için tahsil yapmamıştır. Dinde olmayan bir şeyin dine sokulmaması için son gücüne kadar çalışırdı. O şöyle konuşurdu: "Bilinmemek için Mekke'ye gidip kendini oranın mahallelerinden birine atmak istiyorum". Hatta "Adını, ALLAH'ın unutturduğu kimselere ne mutlu" sözleriyle ihlâstaki kemâlini gösteriyordu. Ebu Nuâym Yahya b. Main'den şu sözü nakleder: "A.b. Hanbel'in emsaline rastlamadım. Onunla 50 sene arkadaşlık ettim o iyiliği ile bize asla öğünmemiştir" (29). Riyadan çok kaçınırdı. Riyanın insanlar için en büyük felaket olduğunu en iyi şekilde bilenlerden biridir.
e) Vekar ve Heybeti:
A. b. Hanbel'in önemli vasıflarından birisi de heybetli olmasıdır. Bu sıfatıyla onun sözlerinin ve rivayetlerinin ruhlar üzerinde kat kat tesiri olurdu. Heybetinden kimse kolay kolay yanına sokulamazdı. Talebeleri onunla münakaşa etmekten çekinirlerdi. Yine muasırlarından birisi şöyle demiştir."İshak b. İbrahim'in yanına gittim. Sultanlardan falan ve filan'ın yanına da gittim. Fakat A. b. Hanbel'den daha heybetlisini görmedim. Yanına girdim bir şey söyleyecektim. Fakat heybetinden titremeye başladım" (30).

HAKKINDA SÖYLENEN SÖZLER
Rebi b. Süleyman, Şafii hazretlerinin şöyle dediğini söyledi. Şafii: Ahmed b. Hanbel sekiz haslette imamdır: 1. Hadiste, 2. Fıkıhta, 3. Lugat ilminde, 4. Kur'ân ilminde, 5. Fakrda, 6. Zühdde, 7. Takvada, 8. Sünnette (31). Bir gün Şafii hazretleri A. b. Hanbel'in yanına gelerek şöyle dedi: "Ey Abdullah'ın babası bugün Irak ehli ile beraber şu mesele üzerindeyiz. Bu hususta bir hadis falan olsaydı..." meâlinde bir şey söyledi. Ahmed b. Hanbel Şafii'ye 3 hadis-i şerif verince Şafii: "ALLAH sana hayır mükâfatını versin" dedi. Ebu Ubeyd Kasım b. Sellam şöyle dedi: "İlim 4 kişide nihayet buldu: 1.Ahmed b. Hanbel, 2.Ali b. el—Medini, 3.Yahya b. Mâin ve 4.Ebu Bekir b. Ebi Şeybe. Fakat A. b. Hanbel onların en fakihi idi (31). Ebu Asım en—Nebil, zamanının hadis âlimlerini sorar ve şu cevabı alır: Bağdad'da Yahya b. Main, Ahmet b. Hanbel v.s., Basra'da Ali b. El—Medini, İbn-i Şarguni v.s. Kufe'de: İbn-i Ebi Şeybe, İbn-i Nümeyr vs. Bundan sonra: ey, ey, bunların herbirisi bize geldi ve ona gördük. Bu kavim içinde şu gençten yani A. b. Hanbel'den başkasını görmedim (31). İbn-i Hacer Tehzibü't—Tehzib'inde Hilâl b. 'Ala'nın şöyle dediğini nakleder: "ALLAH şu ümmete zamanlarında dört şahısla ihsanda bulunmuştur. Resulullâh'ın hadisiyle fıkıhta derinleşen Şafii, Mihnet gününde sebat edip halkı küfre düşmekten meneden A. b. Hanbel hadislerden yalanı defeden Yahya b. Main ve Garibu'l— el-fazları tefsir eden Ebu Ubeyd (32). Ebu Ya'la el—Musili; Ali b. el—Medini'den şöyle dediğini nakleder: "ALLAH Teâlâ bu dini sadece iki zatla aziz kılmıştır. İrtidad günü Hz. Ebu Bekir (r.a), mihnet günü Hz. İmam Ahmed b. Hanbel (r.a) ile (33). Abdullah İbn Ahmed, Kuteybe'nin şöyle dediğini işitmiştir.: Süfyan-ı Sevri olmasaydı takva ölürdü. A. b. Hanbel olmasaydı dine sonradan çok şeyler sokarlardı. Kuteybe'nin başka şahıslardan da şöyle dediği rivayet edilmiştir. Ahmed b. Hanbel ile İshak b. Râhuyeh dünyanın iki imamıdır. İbrahimu'l—Hanzeli'nin babasından şöyle dediği de rivâyet edilmiştir: "A. b. Hanbel yeryüzünde, ALLAH ile kulları arasında hüccettir" (34). İbn-i Hibban'ın Sika'sında hakkında şöyle söylediğini İbn-i Hacer Tehzib'de şöyle nakleder: "Hafız ve sağlam bir hadisçi idi. Gizli bir takvası vardı. Kırbaçlar altında inletildiği halde yine de ibadetlerini gevşetmedi. ALLAH Teâlâ onu bid'attan korumuş, kendisine uyulan bir imam, himayesine girilen bir barınak yapmıştır" (35).
Takva ve İlmî Üstünlüğü:
Süleyman b. Ahmed, A. b. Hanbel'in oğlu Abdullah'tan şöyle dediğini bana rivayet etti: "Babam bir gün ve gecede 300 rekât namaz kılardı. Kendisine vurulan kamçılardan sonra hastalanıp kendisine zayıflık geldiği zamanlarda 150 rekat kılıyordu. Artık seksenine yaklaşınca da Kur'ân-ı Kerim'i 7 günde bir kez okurdu (36). İbn-i Asakir Şafii'den şöyle rivayet etmiştir. Şafii hazretleri Mısır'a gittiği zaman Irak'ta kimi halef bıraktığı sorulur. O da Irak'ta A. b. Hanbel'den daha akıllı, daha takva, daha fakih ve daha zahid kimi bırakabilirim, şeklinde cevap verdi (37). Abdurrezzak: "A. b. Hanbel'den daha fakih ve daha takva sahibi olanı görmedim (38). Ebu Zür'atu'r—Razi, Ahmed b. Hanbel'İn ezberinde 700.000, diğer bir rivayette 1.000.000 hadisin olduğunu söyleyince kendisine, bunu nerden biliyorsun? denildi. Oda: Kendisiyle müzakere ettik ve babları aldım, ondan biliyorum, dedi (37). Abdulvehhab el-Verrak "A. b. Hanbel gibisini görmedi" deyince ona "gördüğün diğer kimselerden onun ilim ve faziletini tefrik edip ayıran nedir, yani sen bu hükme nasıl vardın?" denilince cevaben şöyle söyledi. "Birisi ona 60.000 mesele sordu da hepsine de "Haddesena vaya ahberena" diyerek cevap verdi (39).
Ahmed b. Hanbel, fakir arkadaş ve talebelerinden olduğu gibi zengin veliahdlardan gelen hediyeleri dahi kabul etmez, büyük olsun küçük olsun bütün maddi yardımları reddederdi. Halifeden maaş almayı kabul ettikleri için Salih ve Abdullah ile alakasını kesti. Çok nefret ettiği şeylerden birisi lüks hayattı. Zübeyr Sıddıkı Patton'un şöyle söylediğini nakleder: "Onun şahsiyeti gerek hayatında ve gerekse ölümünden sonra İslâm dünyasında büyük bir kuvvet oldu ve hala da onun vaz'ettiği ilmi esaslar kadar onun şahsiyeti bakımından da kuvvetli olduğu gözükmektedir (40).
Kısaca fıkhî durumu:
Mütekaddiminin hadis ve din imamlarının fıkha dair bir tasnifleri yoktur. Bir kitap vazettikleri de görülmez. Ancak sünnet ve âsârı hıfzetmiş ve haberleri cemetmiş oldukları için bunlarla fetva verirler. Onlardan bu fıkıh ve fetvalar nakledilir. Bu nakiller o imamın fıkhını meydana getirmiş olur. 120 küsur kadar zât İmam Ahmed b. Hanbel'İn fıkhını tedvin etmiştir. Bunlardan meşhurları şunlardır: Oğulları Sâlih ve Abdullah, amcası oğlu Hanbel, İshak b. Mansur, Ebu Davud es—Sicistanî, Ebu İshak, İbrahim, Ebu Bekir el-Esrem, Ebu Bekir el—Mervezî, Abdulmelik el—Meymunı, Mühanna'ş-Şâmî, Ebu Zür'a, Ebu Hatim Ra-zi'ler, Ebu Zur'a ed—Dımeşkî, Ahmed b. Hasan et— Tırmizî, Müsenna b. Câmiu'l-Enbarî ve Ahmed b. Yahya el—Huluvanî'dir.
Evlenmesi ve Vefatı:
A. b. Hanbel kırk yaşından sonra evlenmiştir. İlk evliliği Abbâse binti Fazl iledir. Oğlu Sâlih bu hanımından olmuştur. Bunun vefatından sonra oğlu Abdullah'ın annesi lle tezevvüc etmişdir. Bir cariyeden Zeyneb, Hasan, Hüseyin, Muhammed ve Said isimlerinde 5 çocuğu daha vardır. Gerek mezhebinin gerekse hadislerinin toplanıp tedvin edilmesinde Salih ve Abdullah'ın çok büyük rolleri vardır (41).
Hicret-i Nebevi'yenin 241. senesi Rebiülevvel ayında hastalanarak vefat etmiş ve Cuma günü kaldırılarak Bağdad'da şehidlik mezarlığına konulmuştur. Muhammed Zübeyr, cenazesine iştirak edenlerin sayısının 600.000 ile 2.500.000 arasında olduğunu nakletmektedir. Gerçekten vefatı bütün İslâm âleminde çok büyük üzüntüyle karşılanan bu büyük İmamın namazını İbn-i Hacer'in ifadesine göre 800.000 erkek ve 60.000 kadın kılmıştır. Bu naklini İbn-i Hacer Abdullah'a dayamaktadır.
Şeyhu'l-İslâm, er-Râzi Hasan b. İsa'dan şöyle rivayet etmiştir. İsa şöyle dedi: "Ben amcam Akil'e rast geldim ve ondan şunu işittim. Rüyamda Kazvin'de ölmüş bir genci gördüm. Ona Rabbin sana ne yaptı? diye sordum, o da: affetti. Ben: Af mı etti? deyince, evet, dedi. Niçin böyle acele ediyorsun? dedim. Şöyle cevap verdi: Bütün sema ehli yedinci kat semadan dünya semasına iniyorlar. Onlar Ahmed İbn-i Hanbel'in cenaze merasimine iştirak edecekler onun için acele ediyorum, dedi. Ahmed b. Hanbel o gece vefat etmişti. Vefat ettiği zaman 77 yaşında bulunuyordu. ALLAH Ebediyyen Razı Olsun.



Dipnotlar
1) Tarih-i Bağdad, c.4, s. 415.
2) Ahmed b. Hanbel, M. Ebu Zehra, s. 12.
3) Tarih-i Bağdad, c. 4., s. 415.
4) aynı yer.
5) aynı yer.
6) Tabakatu'l—Hanabile, s. 5; Mürucu'z—Zeheb,c.2,s. 96.
7) A. b. Hanbel beyne mihneti'd—Dünya ve Mihneti'd-Din s. 96.
8) Tarihi Bağdad, c.4, s. 415
9) Hilyetü'l—Evliya, c. 9. s. 167.
10) Ebu Zehra, s. 20.
11) aynı yer
12) aynı yer s. 21.
13) El—Bidaye, c. 10, s. 329.
14) Ebu Zehra, s. 24.
15) aynı yer.
16) aynı yer s. 26.
17) aynı yer s. 33.
18) En—Nücumu'z-Zahire fi Müluki'l-Mısr ve'l-Kahire, c. 2, s. 304 -305.
19) Ebu Zehra, s. 34.
20) Hilyetü'l-Evliya, c. 9, s. 169.
21) Henry Laoust, El, A.b.H. md. s. 281.
22) Ebu Zehra, s. 65.
23) Aynı yer, 66 - 67.
24) aynı yer, s. 83.
25) Hilyetü'l— Evliya, c. 9. s. 186.
26) aynı yer, s. 188.
27) Ebu Zehra, s. 87.
28) aynı yer.
29) Hilyetü'l—Evliya, c.9. s. 181.
30) Ebu Zehra, S. 91.
31) Tabakatu'l—Hanabile, s. S.
32) Tehzibu't—Tehzib, c.l.s.74 .
33) Tarihi Bağdat, c. 4, s. 418.
34) aynı yer, 417.
35) Tehzibu't—Tehzib. c. 1, s. 74 - 75.
36) Hilyetü'l—Evliya, C. 9. s. 181.
37) en—Nucümu'z—Zahire, c. 2, s. 305.
38) Tarih-i Bağdad, C. 4, s. 419-420. Tehzibu't—Tehzib, c. 1. s. 74.
39) Tabakatu'l—Manabile, s. 6- 7
40) Hadis Edebiyatı Tarihi, s. 84.
41) Müsellesat-ı Müsned-i Ahmed, s. 14.
Logged
Sayfa: [1]   
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Site Map | Arşiv | Wap | Wap2 | Wap Forum | Rss
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.4 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks
| Sitemap
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Sitemap
1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 81, 82, 83, 84, 85, 86, 87, 88, 89, 90, 91, 92, 93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 123, 124, 125, 126, 127, 128, 129, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 137, 138, 139, 140, 141, 142, 143, 144, 145, 146, 147, 148, 149, 150