Fudayl bin İyaz
Tasavvuf, İslam, Dini Resimler, Şiir, Kıssadan Hisseler, Hikayeler | ismetiyye.com
Ocak 08, 2009, 02:17:40
11 Muharrem 1430 *
....................................Selamün aleyküm, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Son Konular Üyeler Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]   
  Yazdır  
Gönderen Konu: Fudayl bin İyaz  (Okunma Sayısı 43 defa)
 
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
fukaha
Bizden biri
*



Offline Offline
Yaş: 26
Üye No: 329
Nerden: istanbul
Mesaj Sayısı: 1.235
24 Mesajına Toplam
30 Kere Teşekkür Edildi
Durumum:
« : Eylül 20, 2008, 04:23:27 »

FUZAYL b. IYAZ
Ali HAYRAN


Gençlik yıllarında kervanların yollarını kesip eşkiyalık yaparak hayatını sürdüren Fuzayl bin İyaz, birisinin Kur'an'dan "İman edenlerin ALLAH'ı ve Hak'dan inen (Kur'an)'ı zikr için kalblerinin saygı ile yumuşaması zamanı gelmedi mi?" âyetini okuduğunu işitince, bu İlahi Kelam karşısında irkilir ve beyninden vurulmuşcasına: "Geldi ya Rab! İşte o an bu andır!" diyerek hayat çizgisinin yönünü değiştirir ve devrin büyük imamlarından ders alarak hikmetle dopdolu hale gelir.
Fuzayl, ALLAH'dan çok korkmasıyla meşhurdur. Dua ederken çok ağlar ve hıçkırıkları boğazına düğümlenirdi. Hayatı hep hüzün içinde geçen Fuzayl için Ebu Ali er—Razi şöyle der: "Otuz sene Fuzayl ile arkadaşlık yaptım, ben O'nun güldüğünü görmedim. Ancak oğlu Ali'nin vefat ettiği gün tebessüm etti. Kendisine sebebini sorunca bana dedi ki: "ALLAH'ın sevdiği şeyi ben de severim." Oğlu Ali de salih ve zahid bir zatdı. Genç yaşta ALLAH korkusundan kalbi çatlayarak ölmüştü.
Gece ibadetine çok düşkün olan Fuzayl, yatağında sağa sola dönünce şöyle derdi: "Yatmak sana yaraşmaz! Kalk ahiretten nasibini al!"
Korkusundan ötürü, kıyametin dehşetini görmemek üzere hayvan olarak yaşayıp, hayvan olarak ölmeyi, insan olarak yaşamaya tercih ederdi. Rahat ve müreffeh olarak yaşayan insanın akibetinden endişe eder şöyle söylerdi: "Belayı nimet bilmeyen, rahat ve sıkıntısız hayatı da musibet saymayan kimse imanın hakikatına eremez."


İnsanın, bilmediği, görüp duymadığı bir meseleyi anlatması, takdim etmesi oldukça zordur. Diyelim ki, biz sadece gördüğümüz eşyanın resmini yaparız. Kabiliyetimiz nisbetinde bir çiçeği veya bir manzarayı aslına benzetmeye, onun renk ve tonlarına aksettirmeye çalışırız. Bu iş pek tabii ki, zordur; ama asıl zorluk bu değildir.
Ruh dünyasına inemediğimiz, idrak ufkumuzu çatlatan, nur menbaından feyzini almış Hak dostu, müstesna insanlardan birini daha yukarıdaki misal muvacehesinde resm ederek okuyucularımıza tanıtmaya çalışacağız (*)
Duymak, tatmak ve beraber olmak en büyük mutluluktu; dünyada ondan mahrum kalışımıza bedel, şefaatleri sayesinde yine onlarla beraber olabilmeyi rahmet-i ilâhi'den ümit etmekteyiz. Vefalı olabilirsek, vefalı olacaklarından hiç şüphemiz yoktur.
İlmi, ibadeti ve takvasıyla devrinin büyük insanları arasına girmiş olan bu zat, FUZAYL b. İYAZ b. MES'UD b. BİŞR'dir. Meşhur Temim kabilesinin Yerbu koluna mensuptur. Hicri ikinci asrın başlarında Sesemerkand'da doğup Ebiverd kasabasında büyüdüğü, İbrahim b. Şemmas'dan gelen rivayette tesbit edilmiştir. (1) Süfyan b. Uyeyne ile akran olduğu (2) nazara alınınca hicri 105 veya 107 de doğduğu söylenebilir. Nitekim vefat ettiği yıl kendisine yaşı sorulduğunda:
"Seksenime ulaştım veya aştım.
Artık neyi umup neyi bekleyeceğim."
mısraı ile cevap vermiştir ki (3) bu da yukarıdaki doğum tarihini doğrulamaktadır.
İbn-i Sa'd, Tabakat'ında, Horasan'ın Ebiverd nahiyesinde dünyaya geldiğini, Kufe'ye ilim tahsili için gidip Mansur b. Mu'temir'den hadis öğrendiğini, bilahere ibadet u taatle meşgul olmak üzere Mekke-i Mükerreme'ye intikal edip vefatına kadar da orada kaldığını ve Harun-i Reşid'in hilafeti zamanında H.187'de orada vefat ettiğini kayd etmiştir (4).
Fuzayl b. lyaz, gençliğinde Ebiverd ile Serahs arasında kervanların önünü keser ve eşkıyalık yapardı (5). O, bu işi yaparken bile bir kısım ibadetlerini yerine getirmede kusur etmezdi. Namazını kılar, Kur'-an okur ve onun mânâsında derinleşmeye çalışırdı. ALLAH'ın kendisini affedeceğine dair çok kuvvetli hüsn-i zannı vardı. Bir gün önemli bir hadise cereyan etmişti. Fuzayl'ın bulunduğu mıntıkadan bir kervan geçerken, Fuzayl'ın adamları kervanı görmüş ve onu soymak üzere kervana doğru yönelmişlerdi. Kervan sahibi de haramilerin yaklaştığını farkedince, az ileride gördüğü bir çadıra yanında bulunan paralan götürüp emanet etmek istemişti. Çadıra girince başında sarık sırtında cübbe bir zatın huşu içerisinde namaz kıldığını gördü. O'na parasını emanet etmek istediğini söyledi. O zat da, köşede bir yer göstererek parayı oraya koymasını söyledi. Kervancı paraları gösterilen yere koyarak çıkıp gitti. Döndüğünde bütün mallarının eşkiyalarca talan edilip götürülmüş olduğunu gördü ve artık ortalıkta kimseler görünmeyince "bari gidip paralarımı alayım da yoluma devam edeyim", dedi. Bunun üzerine tekrar çadıra gidince baktı ki, kendi eşyaları aynı çadırda ve biraz önce namaz kılan zatın huzurunda taksim ediliyor. Geri çekilmek isteyince eşkiyanın reisi olan o zat, kervancıyı çağırdı. "Niçin geri döndün?" diye sordu. Kervancı, ürkek bir tavırla: "... paralarımı alacaktım da..." dedi. Bunun üzerine Fuzayl, "işte paraların koyduğun yerde al!" dedi.. ve adam paralarını aldı. Bu defa da diğer şakiler Fuzayl'a kızarak "niçin paraları veriyorsun zaten biz kervanda para bulamamıştık?". Bunun üzerine Fuzayl onlara şu sözleri söyledi: "Bırakın o adamı o bana hüsn-i zan ederek o paraları bana emanet etti. Ben onu hüsn-i zannında yanıltmam. Çünkü O, bana itamad ettiği için onu emanet etti. Benim de ALLAH Taala hakkında beni affedeceğine dair hüsn-i zannım var. Ola ki, O da beni hüsn-i zannımda yanıltmaya". İşte Fuzayl b. İyaz'ın yol kesiciliği bu şekilde devam ediyordu.
Fuzayl b. İyaz içten içe hep şunu düşünüyordu: Şirk yol kesmekten çok daha büyük günahtı. ALLAH Taala şirk koşan bir toplumun tevbesini kabul etti de onlar ümmetin en efdalı oldu. Kulların nasiyesi ALLAH'ın elindedir, O dilediğini saptırır dilediğinin tevbesini kabul ederek onu hidayete erdirir (6). Bu düşünce onun için tevbeye atılan ilk adım sayılabilirdi. Fakat Fuzayl'ın başka bir sıkıntısı daha vardı. O da bir cariyeye aşık oluşu. Filvaki, onun kalbine gerçek aşkın nüvesi atılmış, o aşk o kalbte mayalanıyor ve bu İlâhi aşkın kavurucu gücü, Fuzayl'ın gerçek şahsiyetinin doğumunu hızlandırıyordu. Ama bundan ne kendisinin ne de çevresinin haberi yoktu. Bir gün maşukuna vâsıl olmak üzere bir duvara tırmanırken kulağına bir ses geldi, durdu bu sesi dinledi. Birisi Kur'an'dan şu âyeti okuyordu:

"İman edenlerin, ALLAH'ı ve Hak'dan inen (Kur'an)ı zikr için kalblerinin saygı ile yumuşaması zamanı hâlâ gelmedi mi?" (Sure-i Hadid a. 16), bu ilâhi kelam karşısında irkildi ve beyninden vurulmuşcasına bütün gücünü kullanarak titrek bir sesle "Geldi yâ Rab! İşte o an bu andır!" diyerek o geceyi yakında bulunan bir harebeye sığınmakla geçirdi (7). Orada da kendisini muhasebeye sevkedecek bir hadise cerayan etmişti. Harabeye sığınınca yakında bir yerde konaklamış olan yolcuların konuşmalarına muttali oldu. Yolcuların bir kısmı yollarına devam etmeyi düşünürken bir kısmı da "sabahleyin devam edelim, çünkü Fuzayl yolumuzun üzerinde o bize rahat vermez" diyorlardı. Bunu işiten Fuzayl şunları düşündü: Ben geceleyin günah peşinden koşarken, şuracıkta müslümanlardan bir grup benden korkuyor, ALLAH'ım ben tevbe ettim, tevbemi Beytullah'a mucavir olarak sürdüreceğim (8).
Ebu Ali Künyesi ile meşhur olan Fuzayl b. İyaz, devrinin büyük imamlarından ders almış ve hadis dinlemiştir. İmam Buhari bunlardan Mansur b. Mu'temir ve Ata b. Sa-id'i zikreder (9). Ayrıca hocaları arasında A'meş, Beyan b. Bişr, Hisam b. Hasan, Yahya b. Said el-Ensari, Muhammed b. İshak, Ca'fer es-Sadık, Muhammed b. Adan ve daha birçok zat zikredilmektedir (10)
Kendisinden de yine büyük ve tanınmış alimler ders almış ve hadis rivayet etmişlerdir. Bunlar arasında Süfyanı Sevri, Süfyan b. Uyeyne, Yahya b. Said el-Kattan, Abdullah b. Mübarek, İbn-i Mehdi, İmam Şafii ve hocası Veki' b. Cerrah, Esmai, Musannaf sahibi Abdurrezzak, İbn Vehb, meşhur müfessir Musedded, Abdullah el-Kavariri, Bişr-i Hafi, meşhur muhaddis Humeydi ve Kuteybe b. Said gibi zevatı zikredebiliriz (11).
Başta Buhari ve Müslim olmak üzere hadis kitaplarında Fuzayl b. İyaz'ın rivayet ettiği hadislere rastlamak mümkündür. Şeyhu'l-Harem olduğunda ve hadiste sika oluşunda alimler ittifak halindedirler (12). Nitekim İbn-i Uyeyne İle Icli "sika" olduğunu, Ebu Ubeyde Kasım b. Sellam ve İbn-i Mehdi de salih bir zat olduğunu, Ebu Hatim "saduk" olduğunu ve Nesai de "sika ve salih" bir imam olduğunu söyler (13).
İlmiyle amil olan ve zühdü takvada şöhreti dünyayı tutan İmam, bir gün devrinin alimlerinden ve kendisinden rivayeti olan Süfyan b. Uyeyne'ye: "Ey alimler topluluğu siz memleketin kandilleri idiniz, memleketler sizinle aydınlanırdı, siz ise karanlık oldunuz. Hidayet saçan yıldızlardınız, dağınık ve sergerdan oldunuz, sonra şu zalim (hükümdarların) malını almakdan haya etmez oldunuz" der sonra da sırtını dayar hadis rivayet ederdi (14).
Fuzayl alimleri ikiye ayırır, bunlardan birine dünya, diğerine de ahiret alimi ismini verdikten sonra şöyle söyler: "Dünya aliminin ilmi açıktır, ahiret aliminin ilmi ise kapalıdır. Ahiret alimine tabi olun ve dünya aliminden kaçının, dünya aliminin sarhoşluğu sizi yolunuzdan alıkoymasın. Sonra şu âyet-i kerimeyi okudu:

"Gerçekten (yahudi) alimlerin ve (hristiyan) rahiplerin birçoğu batıl (sebepler)la insanların mallarını yerler..."(Tevbe 34). Ayette geçen "ahbar" alimler, "ruhban" da abidler olarak tefsir edilmiştir. Sonra Fuzayl şunları ilave ediyor: Alimlerinizin çoğunun görünümü, gidişatı, Hz. Muhammed (a.s)'den ziyade Kisra ve Kayser'e benzemektedir, çünkü Hz. Muhammed kerpiç üstüne kerpiç koymadı, onun için ilim yüceltildi ve alimler de ona teveccüh ettiler. Ravi diyor ki, İmam şöyle devam etti: "Ulema çok, hukema azdır. Çünkü ilimden, hikmet muraddır. ALLAH kime hayr-ı kesir vermek murad ederse ona hikmet verir." Fuzayl şöyie diyor: "Eğer alimlerimizde sabır olsaydı onlar şu heriflerin (meliklerin) kapısına gitmezlerdi." Birisinin imama şöyle dediğini işittim: "Alimler Peygamberlerin varisleridir". Fuzayl ona "Hukema peygamberin varisidir." dedi. O zat, "ulema çoktur" deyince İmam da "hukema azdır" cevabını verdi (15).
Kur'an hizmetinde bulunan alimlerin hiç bir kimseye hatta halifeye bile ihtiyaçlarını arzetmemeleri gerektiğini, onların malayani ve boş işlerle meşgul olmamalarını ve herkesin onların ilmine, ahlâkına ihtiyaç duyup onların etrafında toplanmaları gerektiğini tavsiye etmiştir (15).
Fuzayl, gece ibadetine çok ehemmiyet verirdi. Abdussamed b.Yezid diyor ki, Fuzayl'in şöyle dediğini işittim: "Bir kısım insanlara yetiştim; onlar ALLAH'tan haya ederlerdi ki, gecenin tamamını uyku ile geçirsinler". Fuzayl yatağında sağa sola dönünce şöyle derdi: "Yatmak sana yakışmaz! Kalk ahiretten nasibini al!"(16)
Mescidde gecenin ilk saatlerinde başlayıp yorulup uykusu bastırıncaya kadar namaz kılar, sonra hasır üzerinde biraz uyur, tekrar kalkar namaz kılardı, yine uykusu gelince hasır üzerinde uyur ve böylece sabah olurdu. İbrahim b. İshak kendisinden şunu işittiğini söyler: "Eğer gece ibadet etmeye ve gündüzün de oruç tutmaya muktedir değilsen, bil ki, sen mahvolmuşsun ve bağlanmışsın, yani hataların seni esir etmiş" (17). İbn-i Ebi Ömer diyor ki,: "Fuzayl'ın dışında Veki'den daha çok ibadet edeni görmedim"(18). Abdullah b. Mübarek: "Fuzayl'a bakınca hüznüm artıyor ve nefsime buğz ediyorum" diyerek ağlardı (19).
Ebu Ya'la'nın rivayetiyle Abdussamed, Fuzayl'dan şunları işitmiş: "ALLAH Taala'ya gizlice sıdk ile ibadet ediniz.
Gerçek yücelik ALLAH'ın yücelttiğidir. ALLAH bir kulu severse onu kulların kalbinde iskân eder"(20). Yine Abdullah b. Mübarek'in "Bana göre yeryüzünde Fuzayl'dan daha faziletli insan kalmadı" (21). Heyseme b. Cemil Şureyk'ten yaptığı rivayette: "Her kavmin zamanlarının bir hücceti vardır, Fuzayl da zamanının hüccetidir." (22) demiştir.
Dünyaya karşı meyli olan, dünyayı birinci planda hayatına gaye edinen insanlar için Fuzayl şöyle diyor: "Dünya ağırlıklarından kurtulmadığın müddetçe kalbin sana teslim olmaz". Kendisine zühd sorulunca:
— Kanaatle olur, cevabını yerdi. Takvadan sorulunca,
— Haramlardan kaçınmakla, diye cevap verdi. İbadet nedir? denince,
— Farzları yerine getirmektir. Tevazudan soruldu,
— Hakk için boyun eğmek, şeklinde cevap verdi.
Dil'in önemi üzerinde çok duran İmam, takvanın en şiddetlisi lisanda olan takvadır. Çünkü konuşmaların hepsi dil iledir, amel ile değildir, der" bir başkası tevazudan sorar O'na da şu cevabı verir: "Hakka karşı boyun eğmen ve ona itaat etmendir. Hakkı çocuktan ve insanların en cahilinden dahi duysan onu kabul etmendir (23).
Gösteriş ve riyadan son derece uzak dururdu. Ali b. Hasan anlatıyor; "Cerir isimli bir dostu kendisini ziyaret etmek istiyor, kapıyı açmıyor. Sebebi sorulunca: "Dostum bana gelince ben ona laf beğendirmeye, o da bana söz süslemeye çalışacak, bundan dolayı karşılamamak daha iyidir" şeklinde cevap veriyor (24).
Harun-i Reşid, Fuzayl'a "Ne zahid adamsın" deyince, İmam Harun'a "Sen benden daha çok zahidsin. Çünkü ben sinek kanadına denk olmayan dünyayı terkettim. Sen ise ebedi hayat olan ahireti terkettin" cevabını verdi(*)
Fuzayl ALLAH'tan korkmasıyla meşhurdur. O, ALLAH'tan çok korkar ve çok haya ederdi. "Eğer ALLAH Tala diriltip cennete koymakla, hiç diriltmemek arasında beni muhayyer bıraksaydı, ben dirilmemeyi tercih ederdim" demiştir. Ravi diyor ki, "ben hadiseyi nakleden Muhammed b. Hatim'e: Bu O'nun utancından mı?" diye sordum:
— Evet bu, ALLAH Taala'dan utanandandır, diye cevap verdi (25).
Dua ederken çok ağlar ve hıçkırıkları boğazında düğümlenirdi; konuşamaz hale gelirdi. Ahmed b. Sehl diyor ki, Sa'd b. Zenbur ile ziyaretine gittik. Bizi kabul etmedi. Bizi görenler dediler ki: "Kur'an sesi duyarsa kapıyı açar ve sizi kabul edebilir". Yanımızda güzel ve gür sesli bir müezzin vardı. Ona "Tekasur" suresini yüksek sesle okumasını söyledik. Kur'an sesini duyunca Fuzayl evinden dışarı çıkıp ağlayarak bize geldi, öyle ki, yaşları sakalını ıslatıyordu. Bir taraftan da elindeki bezle göz yaşlarını siliyordu (26). Fuzayl b. İyaz da İmam Davud et-Tainin ziyaretine gitmişti. Fakat Davud et-Tai kapıyı açıp Fuzayl'ı kabul etmemişti. Fuzayl kapının dışında, Davud et-Tai de içeride bir müddet ağladıktan sonra ayrılmışlardı (27).
Mansur b. Ammar diyor ki, bir gün Mescid-i Harem'de kendisiyle konuşurken, cehennemin vasıflarından bir şey bahsettim, Fuzayy bir sayha çekti ki, bayılıp kendini yere attı" (28).
Mahzun Nebi'nin mahzun ümmeti, hep hüzün içerisinde hayatını geçirmişti. Çok ağlar, ağlatır ve ALLAH korkusunun kalblere hakim olmasına çalışırdı. Hayatta hiç gülmez ve gülmeyi de hoş görmezdi. Ebu Ali er-Razi diyor k;, "otuz sene Fuzayl ile arkadaşlık yaptim, ben onun güldüğünü görmedim. Ancak oğlu Ali'nin vefat ettiği gün güldü ve tebessüm etti. Kendisine sebebini sorunca bana dedi ki: ALLAH'ın sevdiği şeyi ben de severim" Oğlu Ali de salih ve zahid bir zattı. Genç yaşında ALLAH korkusundan kalbi çatlayarak ölmüştü (29). Havf u haşyet mevzuunda oğlu Ali'nin babası Fuzayl'dan daha ileri olduğu söylenmektedir (30).
Abdullah b. Mübarek, "Fuzayl'ın vefat ettiği gün yeryüzünden de hüzün kalktı" demiştir (31).
İbrahim b. İshak diyor ki, Fuzayl gülen birini gördü ve O'na dedi ki: "Sana güzel bir söz söyliyeyim mi?" o zat, "söyle ya imam" deyince İmam Kur'an'dan şu âyeti okudu:

(Şımarma! ALLAH şımarıkları sevmez) (Kasas a. 76)(32). İmam Fuzayl, gamsız, hüzünsüz, rahat ve müreffeh yaşayan insanın akibetinden endişe eder ve şöyle söylerdi: Belayı nimet bilmeyen, rahat ve sıkıntısız hayatı da musibet saymayan kimse imanın hakikatına eremez (33).
Sehl b. Rehaveyh diyor ki, Süfyan b. Uyeyne'ye dedim ki, "görmüyor musun, Fuzayl b. İyaz'ın gözünün yaşı hiç kurumuyor? Dedi ki, "Kalb yaraIı olunca göz yaşarır" (34). Gözünün yaşarmamasından rahatsız olmayanların veya gözü yaşlıları tenk'id edenlerin vay haline. Fuzayl'ın ALLAH korkusu ile alâkalı şu sözü çok manidardır: ALLAH'tan korkana kimse zarar veremez, ALLAH'tan başkasından korkana da kimse fayda edemez (35).
Korkusundan ötürü, kıyametin dehşetini görmemek üzere hayvan olarak yaşayıp hayvan olarak ölmeyi insan olarak yaşamaya tercih ederdi (36) Bu arada ALLAH'ın rahmetinden de ümidini kesmezdi. Reca ve havf meselesini güzel telif eder ve güzel anlatırdı. İbrahim b. Eş'as anlatıyor: "Fuzayl'dan işittim o şöyle diyordu: "Sağlıklı sıhhatli olduğu zaman kişiye korku ümitten; ölüm anı geldiği zaman da ümit korkudan efdaldir."(37)
Fuzayl b. İyaz, Kur'an okurken de çok hazin, içten ve istekli, harflerin mahreçlerine riayet ederek insana hitap eder gibi okurdu. Cennetin bahsedildiği âyetler geçince onu çok tekrar ederdi ve ALLAH'tan cenneti isterdi. (38
Logged

"Her arzu ettiğini yiyenlerin, ibadetlerinin tadını duyması mümkün değildir." (Süleyman Darani)
fukaha
Bizden biri
*



Offline Offline
Yaş: 26
Üye No: 329
Nerden: istanbul
Mesaj Sayısı: 1.235
24 Mesajına Toplam
30 Kere Teşekkür Edildi
Durumum:
« Yanıtla #1 : Eylül 20, 2008, 04:24:04 »

İbrahim b. Eş'as onun hakkında şunları söylüyor: "Fuzayl'dan daha çok ALLAH korkusunu kalbinde taşıyan birini görmedim. Çünkü o ALLAH'ı anınca veya yanında ALLAH anılınca, ya da Kur'an-ı Kerim dinleyince korku ve hüzün zahir olur, gözleri dolar ve çok ağlardı. Hatta yanında bulunanlar onun bu halinden ötürü kendisine acırlardı. Devamlı hüzün ve devamlı tefekkür halinde idi. İlmiyle, almasıyla, vermesiyle, cömertliğiyle, kızması ve sevinmesiyle velhasıl bütün hasletleriyle ALLAH'ın rızasını taleb etmede ondan daha hassas bir başkasını görmedim" (39).
Riya ve gösterişten rahatsız olurdu. Ebu Abdullah elAntaki anlatıyor: "Fuzayl ile Süfyan-ı Sevri bir araya gelerek sohbet ve müzakere ettiler. Sonra Süfyan rikkate gelerek ağladı ve "Umarım ki, bu meclis bizim için rahmet ve bereket olur" deyince, Fuzayl, "Ey Eba Abdillah ben de bu meclisin hakkımızda zararlı olmasından korkarım. Öyle ki, Sen sözün güzelini bana anlatmaya çalışmadın mı, ben de aynı şeyi yapmadım mı, sen sözünü benim için, ben de senin için bezemedim mi?" Süfyan çok ağladı ve "Beni ihya ettin ALLAH da seni ihya etsin" dedi (40).
"Günahı çok, ameli az, ömrü fani olanı ve yol azığı bulunmayan adamın halini nasıl görürsün?" demekle insanları gaflet uykusundan uyarmaya çalışırdı (41). Kendisinde olmadığı halde iyi vasıfları kendine mal etme hastalığını da dile getiren imam, insanların bu karakterlerini şu şekilde dile getirir: Ey miskin, sen kötüsün, fakat muhsin olduğunu zannedersin, cahilsin, alim olduğunu görürsün, cimrisin, cömert ve kerem sahibi olduğunu iddia edersin, ahmaksın, akıllı olduğunu savunursun, ömrün kısa fakat emelin uzundur (42).
Fuzayl, çok çalışkan, takva sahibi, cömert ve dürüst bir insandı. İbn-î Hibban "Sikat" isimli eserinde O'nun için şunları söyler: Beytu'l-Harem'e mucavir olarak yaşayan bu zat, çok çalışkan, çok muttaki, daimi havf içinde, çok ağlayan ve üzerinde dünyaya ait esbabın bulunmadığı bir insandır (43)
Dinin ruhunun ihlasla kaim olduğunu, ihlastan mahrum olarak yapılan şeylerin insana hiç bir fayda vermeyeceğini beyan ederdi. İnsanlar için bir ameli terketmenin riya, insanların rızasını kazanmak üzere bir ameli yapmanın da şirk olacağını söylemiştir (44). Bid'atçıların amansız düşmanı olan İmam, şöyle derdi: "Kim bid'at sahibini severse, ALLAH Taala o kimsenin amelini yok eder ve kalbinden İslâm nurunu çıkarır. Bid'atçı bir yoldan giderse siz de başka bir yoldan gidiniz. Bid'atçiye yardım eden İslâm dinini yıkmaya yardım etmiş sayılır" (45). Bid'atçılarla oturup kalkmayı nifak alâmeti olarak saymıştır (46). İbrahim b. Eş'as ondan şunları duyduğunu rivayet ediyor: "Mü'min, sözü az, işi çok; münafık, sözü çok işi az olandır. Mü'minin sözü hikmet, sükûtu tefekkür, bakışı ibret, ameli iyiliktir, böyle olursan dâimi ibadette sayılırsın" (47)
İnsanların dertleriyle dertlenir, cenazelerine iştirak eder, onlara müessir vaaz u nasihatta bulunurdu (48).
Dünya ve dünyalık adına her şeyi terketmiş ve hiçbir şeye itibar etmemiştir. "Kulun ALLAH'tan korkusu, ALLAH'ı bildiği kadardır, onun dünyadan yüz çevirmesi de ahirete olan rağbeti kadardır" (49) vecizesi gerçekten çok düşündürücüdür. Bir yerde de dünya ile alâkalı şunları söylemektedir: el-Mervezi anlatıyor, Fuzayl'ın şöyle dediğini işittim: "Dünyadan elinizi eteğinizi çekmediğiniz müddetçe, imanın tadını tatmanız kalblerinize haram kılınmıştır"! 50). "ALLAH bir kulu severse dünya da onun gam ve hüznünü artırır; eğer bir kula da buğz ederse onun da dünyasını kendisine genişletir" (51) diyen Fuzayl'ın, dünyanın ikamet yurdu olmadığını onun sadece imtihan diyarı olduğunu hatırlattıktan sonra yaptığı şu benzetme onun dünya hakkındaki kesin fikrini ortaya koymaktadır: "ALLAH Taala bütün şerleri bir arada toplamış ve onun anahtarını dünya sevgisi yapmıştır. Bütün hayırları da bir evde toplayıp onun anahtarını da dünyadan uzak durmak kılmıştır."(52)
Bundan dolayı dünyalıktan kaçınmaları için alimlere ve hizmet erbâbı olan kimselere çok önemli tavsiyelerde bulunmaktadır: "İnsanlar tarafından gösterilen teveccüh ve yapılan ikramın hatta bir mecliste gösterilen yerin bile, o teveccühe lâyık olunmadığı zaman, o insanlara hiyanet olacağını söyleyerek bu hususta müteyakkız olmaya davet etmektedir." (53). İdarecilerin doğru ve hak üzerinde olmaları gerektiğini anlatan İmam, "eğer duam kabul olsaydı, idarecilerin, yani imamların islahı için dua ederdim. Çünkü onların islah olmalarıyla insanlar islah olur ve böylece beldeler de islah olmuş olur" (54).
Halife ve sultanlara yaklaşmadan son derece kaçınır, onlara yaklaşmamayı en büyük ibadetler cümlesinden sayardı (55). Kendi hayatında da buna son derece dikkat eder ve çok titiz davranırdı. Halife, âlimleri çağırır o gitmez, onlara para dağıtır o, katiyyen almazdı. İmam'ın son zamanlarında Abbasi halifelerinden Harun-i Reşid hüküm sürüyordu. Harun-i Reşid, ahlâklı, faziletli, dürüst, âlim, şair ve cömert bir insandı. Devrinde çok büyük âlimler yetişmiş ve Halifeden itibar ve ikram görmüşlerdir. Harun-i Reşid'in dehasının, ince zevkinin, fesahat ve belagatının, güzel şiir söylemesinin yanında fevkalâde zühd ü takvası, gecede 100 rekat namaz kılması (56), bir sene hacca gidip, bir sene de gazaya çıkması (56), onun şahsiyeti hakkında bize biraz kanaat vermektedir (57). Aynı zamanda kalb inceliği ve havf u haşyetiyle de müstesna bir halife idi. Mansur b. Ammar diyor ki, "ALLAH anıldığı zaman, Fuzayl b. İyaz, Ebu Abdirrahman ez-Zahid ve Harun-i Reşid'den daha çok göz yaşı döken kimse görmedim" (58). Buna rağmen Harun-i Reşid, devrinin âlim ve zahid insanları tarafından çok ciddi hırpalandığını görmekteyiz.
Halife'yi hırpalayanlardan birisi Süfyan-ı Sevri, birisi de Fuzayl b. İyaz'dır. Fuzayl'la aralarında şöyle bir karşılaşma geçer:
Müminlerin emiri Harun, hac yaptıktan sonra Mekke'de Rebi' isimli bir dostuna giderek: "Beni birisine götür de biraz sohbet edip rahatlayalım" dedi. Rebi' diyor ki, ben kendisine: "Ya Emirelmüminin beni çağırsaydın gelirdim" dedim, ve Süfyan b. Uyeyne ile Abdurrezzak b. Hemmam'a götürdüm. Onlar da benim gibi söylediler. Sohbetten sonra Halife tatmin olmamıştı ki, "başka yok mu?" diye sordu, ben "şuracıkta Fuzayl b. İyaz var deyince "ona gidelim" dedi ve beraberce Fuzayl'ın kapısına gittik. Kapıyı çaldık, fakat kapı açılmadı. Ben israr edince ve Emirülmüminin Harun'un geldiğini söyleyince:
— "Emirülmüminin benimle, benim onunla ne işim var, beni rahatsız etmeyin, dedi. Ben, "Emirülmüminin'e itaati Peygamberimiz vacip kılmıştır",deyince kapıyı açtı ve sür'atle evin bir köşesine giderek lambayı da söndürdü. Biz içeriye girdik ve el yordamıyla onu aramaya başladık. Benden evvel Harun-i Reşid'in eli Fuzayl'ın eline temas edince o şöyle dedi: "Yarın ALLAH'ın azabından kurtulursa ne yumuşak el!" Halife, İmam'dan kendisine nasihat etmesini istedi. Fuzayl da kendisine şu nasihati yaptı:
"Bak Harun! Ömer b. Abdulaziz, Salim, Muhammed b. Ka'b el-Kurezi ve Reca b. Hayve'yi çağırarak onlara:
—"Ben şu hilafet vazifesi belasıyla imtihan edildim, bana yol gösteriniz", diyerek hilafet vazifesini bir bela olarak gördü. Siz ise Hilafeti bir nimet saydınız ey Harun! O zatlardan Salim Ömer b. Abdulaziz'e şunları söyledi: Eğer kurtuluş istiyorsan, dünyadan oruçlu ol, iftarını ahirette yap!
Muhammed b. Ka'b şöyle nasihatta bulundu: "ALLAH'ın azabından kurtuluş istiyorsan, müslümanların büyüğünü baban, orta yaşlılarını kardeşin, küçüklerini de evladın bil. Babana tazim et, kardeşlerine ikram et , evladına da şefkatle davran."
Reca b. Hayve de şöyle konuştu: "ALLAH'ın azabından kurtulmak istiyorsan, nefsin için sevdiğini müslümanlar için de sev! Kendin için kötü görüp istemediğin şeyleri onlar için de isteme! Sonra istersen öl; ben sana bunu söylerim. Çünkü ayakların kaydığı o günde ben senin akıbetinden çok korkarım. Seninle beraber olanlardan kim sana bunları söyledi?"
Halife bayılıncaya kadar ağladı. Vak'ayı anlatan Fadl b. Rebi' diyor ki, Fuzayl'a dedim ki, "müminlerin emirine rıfk ile muamele et, onu öldüreceksin!", bana:
— Sus! Onu sen ve arkadaşların katlettiniz! Ben mi rıfk ile muamele edeceğim? Halife kendine gelince "ALLAH sana merhamet etsin, nasihatına devam et ey imam!" dedi. Fuzayl sözüne şöyle devam etmeye başladı:
Bana ulaştı ki, Ömer b. Abdulaziz'e valilerinden birisi şikayet edilmiş, o da valiye şu mektubu yazmış: "Ey kardeşim, ebedi cehennemde, cehennem ehlinin azab içerisinde uzunca kalacaklarını sana hatırlatır, ALLAH nezdinde o azaba sokacak şeylerden seni sakındırırım. Bu senin ahdinin sonu ve ümidinin kesilmesi olsun". Bunun üzerine Vali, beldeler aşarak Ömer b . Abdulaziz'e geldi. Halife kendisine niçin geldiğini sordu? Gelen vali şu cevabı verdi: "Mektubunuz kalbimi soktu, artık ben kalbimi valilik üzerine döndüremem çünkü onu ALLAH'a verdim." Bunun üzerine Harun'un hıçkırıkları daha da artmıştı. Fuzayl devam ediyordu:
"Ey müminlerin emiri! Peygamberin amcası Hz. Abbas, Peygamberimize "Beni emir tayin et ya Resûlellah!" demişti de Efendimiz: "Emirlik, kıyamet günü hasret ve pişmanlıktır! Emir olmamaya gücün yeterse olma." buyurmuştu. Harun hem ağlıyor hem de İmam'ın devam etmesini istiyordu. Fuzayl ise sözlerine şunları da ilave ediyordu: "Ey güzel yüzlü insan, ALLAH kıyamet günü, şu insanların hepsi için seni hesaba çekecek, yüzünü ateşten koruyabilirsen koru! Raiyetinde bulunanlardan hiç birisi için kalbinde kin bulunmasın sakın. Çünkü Peygamberimiz şöyle buyurdu: "Tebasına karşı hain olan emir, cennetin kokusunu bile koklayamaz". Harun, Fuzayl'a "borcunuz var mı?" diye sordu. O da "evet borcum ALLAH'a var" dedi. Harun-i Reşid, anasından miras kaldığını söyleyerek Fuzayl'a bin dinar (1.000 dinar) vermek istedi. Fakat imam hiç paraya dönüp bakmadığı gibi, "demek nasihatimin sana hiç bir faydası olmamış" diyerek kalkıp oradan ayrıldı. Harun ziyaret için beraber gittiği Re-bi'e: "Ey Eba Abbas, bu zat müslümanların seyyidi'dir", diyerek oradan ayrıldı."(59).
Hicretin 187 yılında Mek-ke-i Mükerreme'de vefat eden Fuzayl için Harun-i Reşid şunları söylemiştir: "Âlimler arasında İmam Malik'den daha heybetlisini, Fuzayl'dan da daha takvalısını görmedim."(60).


DİPNOTLAR :
1) Siyerü A'lami'n-Nübela, Şemseddin Hafız Zehebi, 8/422; Tezkiretü'l-Huffaz, Şemseddin Hafız Zehebi, 1/246.
2) Aynı eser aynı yer.
3) Sıfatu's—Safve, Ebu'l—Ferec İbnü'lCevzi, 2/239.
4) Tabakat-ı ibn Sa'd, ibn-i Sad, 5/500
5) Tehzibii't-Tehzib, İbn Hacer, 8/294.
6) Siyerü A'lami'n—Nübela, 8/438.
7) Aynı eser, 8/423; Tehzibü’t—Tehzib 2/294; Risaletü'l—Kuşeyriyye, Nisaburi, 1/71.
8) Siyerü A'lami'n—Nübelâ, 8/423; Kuşeyri, 1/71 - 72.
9) Tarihü'l—Kebir, İmam Buhari,7/123
10) Tehzibü't—Tehzib, 8/295.
11) Tezkiretü'l—Huffaz, 1/245.
12) Mizanu'l—İtidal, fi nakdi'r—Rical, Şemseddin Hafız Zehebi, 3/361.
13) Tehzibü't—Tehzib, 8/295.
14) Sıfatu's—Safve, 2/241.
15) Hilyetü'l—Evliya ve Tabakatu'l—Asfiya, Ebu Nuaym el—İsbehani, 8/92.
16) Sıfatu's—Safve, 2/241.
17) Aynı eser, 2/238; ayrıca bakınız, Miftahu's—Saade, Taşköprüzade, 3/ 178.
18) Siyerü A'lami'n—Nübela, 8/438.
19) Aynı yer. Bk. ez—Zühhadu'l—Evail, Mustafa Hilmi, s- 99.
20) Hilye, 8/88.
21) Tezkiretü'l—Huffaz, 1/246.
22) Tehzibü't—Tehzib, 8/295—96.
23) Hilye, S/91.
24) Sıfatu's—Safve, 2/240.
25) Hilye, S/84.
26) Sıfatu's—Safve, 2/239.
27) Miftahu's—Saade, 2/251.
28) Sıfatu's—Safve, 2/238.
29) Vefeyatu'l—A'yan, İbn Hallikan, 4/49.
30) Siyerü A'lami'n—Nübela. 8/425; Kuşeyri, 1/73.
31) Hilye, B/87.
32) Hilye, 8/108.
33) Siyerü A'lami'n—Nübela. 8/434.
34) Aynı yer, 8/439.
35) Aynı yer, 8/426; Miftahu's—Saade, 4/367.
36) Sıfatu's—Safve, 2/239.
37) Siyerü A'lami'n—Nübela, 8/432.
38) Sıfatu's—Safve, 2/238.
39) Hilye, 8/84.
40) Siyerü A'lami'n—Nübela, 8/439.
41) Aynı yer.
42) Aynı yer.
43) Tehzibü't—Tehzib, 8/296.
44) Kuşeyri, 1/73.
45) Hilye, 8/103; Bakınız: ez—Zühha-dü'l—Evail, s. 194.
46) Hiiye, 8/104.
47) Hilye, 8/98.
48) Hilye, 8/84; Bakınız: ez—Zühadü'l-Evail, Dr. Mustafa Hilmi, s. 195.
49) Hilye, 8/89.
50) Hilye, 8/94.
51) Hilye. 8/88; Kuşeyri, 1/72.
52) Kuşeyri, 1/72.
53) Sıfatu's—Safve, 2/240.
54) Hilye, 8/91; Siyerü A'lami'n—Nübela. 8/434.
55) Hilye, 8/98.
56) Tarihu Bağdad, Hatib Bağdadi, 14/6.
57) İslam Tarihi, Prof. H. İbrahim Hasan, Tercüme: İ.Yiğit, S. Gümüş, 2/344 -356.
58) Tarih-i Bağdad, 14/8.
59) Hilye, 8/105 — 107; Siyerü A'lami'n— Nübelâ, 8/428—431; Sıfatu's Safve, 2/242 —246.
60) Tehzibü't—Tehzib, 8/295. (*) ez—Zühhadü'l—Evail, s. 197
Logged

"Her arzu ettiğini yiyenlerin, ibadetlerinin tadını duyması mümkün değildir." (Süleyman Darani)
Sayfa: [1]   
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Site Map | Arşiv | Wap | Wap2 | Wap Forum | Rss
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.4 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks
| Sitemap
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Sitemap
1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 81, 82, 83, 84, 85, 86, 87, 88, 89, 90, 91, 92, 93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 123, 124, 125, 126, 127, 128, 129, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 137, 138, 139, 140, 141, 142, 143, 144, 145, 146, 147, 148, 149, 150