fukaha
Bizden biri
|
 |
« Yanıtla #1 : Eylül 20, 2008, 04:24:04 » |
|
 |
|
 |
 |
İbrahim b. Eş'as onun hakkında şunları söylüyor: "Fuzayl'dan daha çok ALLAH korkusunu kalbinde taşıyan birini görmedim. Çünkü o ALLAH'ı anınca veya yanında ALLAH anılınca, ya da Kur'an-ı Kerim dinleyince korku ve hüzün zahir olur, gözleri dolar ve çok ağlardı. Hatta yanında bulunanlar onun bu halinden ötürü kendisine acırlardı. Devamlı hüzün ve devamlı tefekkür halinde idi. İlmiyle, almasıyla, vermesiyle, cömertliğiyle, kızması ve sevinmesiyle velhasıl bütün hasletleriyle ALLAH'ın rızasını taleb etmede ondan daha hassas bir başkasını görmedim" (39). Riya ve gösterişten rahatsız olurdu. Ebu Abdullah elAntaki anlatıyor: "Fuzayl ile Süfyan-ı Sevri bir araya gelerek sohbet ve müzakere ettiler. Sonra Süfyan rikkate gelerek ağladı ve "Umarım ki, bu meclis bizim için rahmet ve bereket olur" deyince, Fuzayl, "Ey Eba Abdillah ben de bu meclisin hakkımızda zararlı olmasından korkarım. Öyle ki, Sen sözün güzelini bana anlatmaya çalışmadın mı, ben de aynı şeyi yapmadım mı, sen sözünü benim için, ben de senin için bezemedim mi?" Süfyan çok ağladı ve "Beni ihya ettin ALLAH da seni ihya etsin" dedi (40). "Günahı çok, ameli az, ömrü fani olanı ve yol azığı bulunmayan adamın halini nasıl görürsün?" demekle insanları gaflet uykusundan uyarmaya çalışırdı (41). Kendisinde olmadığı halde iyi vasıfları kendine mal etme hastalığını da dile getiren imam, insanların bu karakterlerini şu şekilde dile getirir: Ey miskin, sen kötüsün, fakat muhsin olduğunu zannedersin, cahilsin, alim olduğunu görürsün, cimrisin, cömert ve kerem sahibi olduğunu iddia edersin, ahmaksın, akıllı olduğunu savunursun, ömrün kısa fakat emelin uzundur (42). Fuzayl, çok çalışkan, takva sahibi, cömert ve dürüst bir insandı. İbn-î Hibban "Sikat" isimli eserinde O'nun için şunları söyler: Beytu'l-Harem'e mucavir olarak yaşayan bu zat, çok çalışkan, çok muttaki, daimi havf içinde, çok ağlayan ve üzerinde dünyaya ait esbabın bulunmadığı bir insandır (43) Dinin ruhunun ihlasla kaim olduğunu, ihlastan mahrum olarak yapılan şeylerin insana hiç bir fayda vermeyeceğini beyan ederdi. İnsanlar için bir ameli terketmenin riya, insanların rızasını kazanmak üzere bir ameli yapmanın da şirk olacağını söylemiştir (44). Bid'atçıların amansız düşmanı olan İmam, şöyle derdi: "Kim bid'at sahibini severse, ALLAH Taala o kimsenin amelini yok eder ve kalbinden İslâm nurunu çıkarır. Bid'atçı bir yoldan giderse siz de başka bir yoldan gidiniz. Bid'atçiye yardım eden İslâm dinini yıkmaya yardım etmiş sayılır" (45). Bid'atçılarla oturup kalkmayı nifak alâmeti olarak saymıştır (46). İbrahim b. Eş'as ondan şunları duyduğunu rivayet ediyor: "Mü'min, sözü az, işi çok; münafık, sözü çok işi az olandır. Mü'minin sözü hikmet, sükûtu tefekkür, bakışı ibret, ameli iyiliktir, böyle olursan dâimi ibadette sayılırsın" (47) İnsanların dertleriyle dertlenir, cenazelerine iştirak eder, onlara müessir vaaz u nasihatta bulunurdu (48). Dünya ve dünyalık adına her şeyi terketmiş ve hiçbir şeye itibar etmemiştir. "Kulun ALLAH'tan korkusu, ALLAH'ı bildiği kadardır, onun dünyadan yüz çevirmesi de ahirete olan rağbeti kadardır" (49) vecizesi gerçekten çok düşündürücüdür. Bir yerde de dünya ile alâkalı şunları söylemektedir: el-Mervezi anlatıyor, Fuzayl'ın şöyle dediğini işittim: "Dünyadan elinizi eteğinizi çekmediğiniz müddetçe, imanın tadını tatmanız kalblerinize haram kılınmıştır"! 50). "ALLAH bir kulu severse dünya da onun gam ve hüznünü artırır; eğer bir kula da buğz ederse onun da dünyasını kendisine genişletir" (51) diyen Fuzayl'ın, dünyanın ikamet yurdu olmadığını onun sadece imtihan diyarı olduğunu hatırlattıktan sonra yaptığı şu benzetme onun dünya hakkındaki kesin fikrini ortaya koymaktadır: "ALLAH Taala bütün şerleri bir arada toplamış ve onun anahtarını dünya sevgisi yapmıştır. Bütün hayırları da bir evde toplayıp onun anahtarını da dünyadan uzak durmak kılmıştır."(52) Bundan dolayı dünyalıktan kaçınmaları için alimlere ve hizmet erbâbı olan kimselere çok önemli tavsiyelerde bulunmaktadır: "İnsanlar tarafından gösterilen teveccüh ve yapılan ikramın hatta bir mecliste gösterilen yerin bile, o teveccühe lâyık olunmadığı zaman, o insanlara hiyanet olacağını söyleyerek bu hususta müteyakkız olmaya davet etmektedir." (53). İdarecilerin doğru ve hak üzerinde olmaları gerektiğini anlatan İmam, "eğer duam kabul olsaydı, idarecilerin, yani imamların islahı için dua ederdim. Çünkü onların islah olmalarıyla insanlar islah olur ve böylece beldeler de islah olmuş olur" (54). Halife ve sultanlara yaklaşmadan son derece kaçınır, onlara yaklaşmamayı en büyük ibadetler cümlesinden sayardı (55). Kendi hayatında da buna son derece dikkat eder ve çok titiz davranırdı. Halife, âlimleri çağırır o gitmez, onlara para dağıtır o, katiyyen almazdı. İmam'ın son zamanlarında Abbasi halifelerinden Harun-i Reşid hüküm sürüyordu. Harun-i Reşid, ahlâklı, faziletli, dürüst, âlim, şair ve cömert bir insandı. Devrinde çok büyük âlimler yetişmiş ve Halifeden itibar ve ikram görmüşlerdir. Harun-i Reşid'in dehasının, ince zevkinin, fesahat ve belagatının, güzel şiir söylemesinin yanında fevkalâde zühd ü takvası, gecede 100 rekat namaz kılması (56), bir sene hacca gidip, bir sene de gazaya çıkması (56), onun şahsiyeti hakkında bize biraz kanaat vermektedir (57). Aynı zamanda kalb inceliği ve havf u haşyetiyle de müstesna bir halife idi. Mansur b. Ammar diyor ki, "ALLAH anıldığı zaman, Fuzayl b. İyaz, Ebu Abdirrahman ez-Zahid ve Harun-i Reşid'den daha çok göz yaşı döken kimse görmedim" (58). Buna rağmen Harun-i Reşid, devrinin âlim ve zahid insanları tarafından çok ciddi hırpalandığını görmekteyiz. Halife'yi hırpalayanlardan birisi Süfyan-ı Sevri, birisi de Fuzayl b. İyaz'dır. Fuzayl'la aralarında şöyle bir karşılaşma geçer: Müminlerin emiri Harun, hac yaptıktan sonra Mekke'de Rebi' isimli bir dostuna giderek: "Beni birisine götür de biraz sohbet edip rahatlayalım" dedi. Rebi' diyor ki, ben kendisine: "Ya Emirelmüminin beni çağırsaydın gelirdim" dedim, ve Süfyan b. Uyeyne ile Abdurrezzak b. Hemmam'a götürdüm. Onlar da benim gibi söylediler. Sohbetten sonra Halife tatmin olmamıştı ki, "başka yok mu?" diye sordu, ben "şuracıkta Fuzayl b. İyaz var deyince "ona gidelim" dedi ve beraberce Fuzayl'ın kapısına gittik. Kapıyı çaldık, fakat kapı açılmadı. Ben israr edince ve Emirülmüminin Harun'un geldiğini söyleyince: — "Emirülmüminin benimle, benim onunla ne işim var, beni rahatsız etmeyin, dedi. Ben, "Emirülmüminin'e itaati Peygamberimiz vacip kılmıştır",deyince kapıyı açtı ve sür'atle evin bir köşesine giderek lambayı da söndürdü. Biz içeriye girdik ve el yordamıyla onu aramaya başladık. Benden evvel Harun-i Reşid'in eli Fuzayl'ın eline temas edince o şöyle dedi: "Yarın ALLAH'ın azabından kurtulursa ne yumuşak el!" Halife, İmam'dan kendisine nasihat etmesini istedi. Fuzayl da kendisine şu nasihati yaptı: "Bak Harun! Ömer b. Abdulaziz, Salim, Muhammed b. Ka'b el-Kurezi ve Reca b. Hayve'yi çağırarak onlara: —"Ben şu hilafet vazifesi belasıyla imtihan edildim, bana yol gösteriniz", diyerek hilafet vazifesini bir bela olarak gördü. Siz ise Hilafeti bir nimet saydınız ey Harun! O zatlardan Salim Ömer b. Abdulaziz'e şunları söyledi: Eğer kurtuluş istiyorsan, dünyadan oruçlu ol, iftarını ahirette yap! Muhammed b. Ka'b şöyle nasihatta bulundu: "ALLAH'ın azabından kurtuluş istiyorsan, müslümanların büyüğünü baban, orta yaşlılarını kardeşin, küçüklerini de evladın bil. Babana tazim et, kardeşlerine ikram et , evladına da şefkatle davran." Reca b. Hayve de şöyle konuştu: "ALLAH'ın azabından kurtulmak istiyorsan, nefsin için sevdiğini müslümanlar için de sev! Kendin için kötü görüp istemediğin şeyleri onlar için de isteme! Sonra istersen öl; ben sana bunu söylerim. Çünkü ayakların kaydığı o günde ben senin akıbetinden çok korkarım. Seninle beraber olanlardan kim sana bunları söyledi?" Halife bayılıncaya kadar ağladı. Vak'ayı anlatan Fadl b. Rebi' diyor ki, Fuzayl'a dedim ki, "müminlerin emirine rıfk ile muamele et, onu öldüreceksin!", bana: — Sus! Onu sen ve arkadaşların katlettiniz! Ben mi rıfk ile muamele edeceğim? Halife kendine gelince "ALLAH sana merhamet etsin, nasihatına devam et ey imam!" dedi. Fuzayl sözüne şöyle devam etmeye başladı: Bana ulaştı ki, Ömer b. Abdulaziz'e valilerinden birisi şikayet edilmiş, o da valiye şu mektubu yazmış: "Ey kardeşim, ebedi cehennemde, cehennem ehlinin azab içerisinde uzunca kalacaklarını sana hatırlatır, ALLAH nezdinde o azaba sokacak şeylerden seni sakındırırım. Bu senin ahdinin sonu ve ümidinin kesilmesi olsun". Bunun üzerine Vali, beldeler aşarak Ömer b . Abdulaziz'e geldi. Halife kendisine niçin geldiğini sordu? Gelen vali şu cevabı verdi: "Mektubunuz kalbimi soktu, artık ben kalbimi valilik üzerine döndüremem çünkü onu ALLAH'a verdim." Bunun üzerine Harun'un hıçkırıkları daha da artmıştı. Fuzayl devam ediyordu: "Ey müminlerin emiri! Peygamberin amcası Hz. Abbas, Peygamberimize "Beni emir tayin et ya Resûlellah!" demişti de Efendimiz: "Emirlik, kıyamet günü hasret ve pişmanlıktır! Emir olmamaya gücün yeterse olma." buyurmuştu. Harun hem ağlıyor hem de İmam'ın devam etmesini istiyordu. Fuzayl ise sözlerine şunları da ilave ediyordu: "Ey güzel yüzlü insan, ALLAH kıyamet günü, şu insanların hepsi için seni hesaba çekecek, yüzünü ateşten koruyabilirsen koru! Raiyetinde bulunanlardan hiç birisi için kalbinde kin bulunmasın sakın. Çünkü Peygamberimiz şöyle buyurdu: "Tebasına karşı hain olan emir, cennetin kokusunu bile koklayamaz". Harun, Fuzayl'a "borcunuz var mı?" diye sordu. O da "evet borcum ALLAH'a var" dedi. Harun-i Reşid, anasından miras kaldığını söyleyerek Fuzayl'a bin dinar (1.000 dinar) vermek istedi. Fakat imam hiç paraya dönüp bakmadığı gibi, "demek nasihatimin sana hiç bir faydası olmamış" diyerek kalkıp oradan ayrıldı. Harun ziyaret için beraber gittiği Re-bi'e: "Ey Eba Abbas, bu zat müslümanların seyyidi'dir", diyerek oradan ayrıldı."(59). Hicretin 187 yılında Mek-ke-i Mükerreme'de vefat eden Fuzayl için Harun-i Reşid şunları söylemiştir: "Âlimler arasında İmam Malik'den daha heybetlisini, Fuzayl'dan da daha takvalısını görmedim."(60).
DİPNOTLAR : 1) Siyerü A'lami'n-Nübela, Şemseddin Hafız Zehebi, 8/422; Tezkiretü'l-Huffaz, Şemseddin Hafız Zehebi, 1/246. 2) Aynı eser aynı yer. 3) Sıfatu's—Safve, Ebu'l—Ferec İbnü'lCevzi, 2/239. 4) Tabakat-ı ibn Sa'd, ibn-i Sad, 5/500 5) Tehzibii't-Tehzib, İbn Hacer, 8/294. 6) Siyerü A'lami'n—Nübela, 8/438. 7) Aynı eser, 8/423; Tehzibü’t—Tehzib 2/294; Risaletü'l—Kuşeyriyye, Nisaburi, 1/71. 8) Siyerü A'lami'n—Nübelâ, 8/423; Kuşeyri, 1/71 - 72. 9) Tarihü'l—Kebir, İmam Buhari,7/123 10) Tehzibü't—Tehzib, 8/295. 11) Tezkiretü'l—Huffaz, 1/245. 12) Mizanu'l—İtidal, fi nakdi'r—Rical, Şemseddin Hafız Zehebi, 3/361. 13) Tehzibü't—Tehzib, 8/295. 14) Sıfatu's—Safve, 2/241. 15) Hilyetü'l—Evliya ve Tabakatu'l—Asfiya, Ebu Nuaym el—İsbehani, 8/92. 16) Sıfatu's—Safve, 2/241. 17) Aynı eser, 2/238; ayrıca bakınız, Miftahu's—Saade, Taşköprüzade, 3/ 178. 18) Siyerü A'lami'n—Nübela, 8/438. 19) Aynı yer. Bk. ez—Zühhadu'l—Evail, Mustafa Hilmi, s- 99. 20) Hilye, 8/88. 21) Tezkiretü'l—Huffaz, 1/246. 22) Tehzibü't—Tehzib, 8/295—96. 23) Hilye, S/91. 24) Sıfatu's—Safve, 2/240. 25) Hilye, S/84. 26) Sıfatu's—Safve, 2/239. 27) Miftahu's—Saade, 2/251. 28) Sıfatu's—Safve, 2/238. 29) Vefeyatu'l—A'yan, İbn Hallikan, 4/49. 30) Siyerü A'lami'n—Nübela. 8/425; Kuşeyri, 1/73. 31) Hilye, B/87. 32) Hilye, 8/108. 33) Siyerü A'lami'n—Nübela. 8/434. 34) Aynı yer, 8/439. 35) Aynı yer, 8/426; Miftahu's—Saade, 4/367. 36) Sıfatu's—Safve, 2/239. 37) Siyerü A'lami'n—Nübela, 8/432. 38) Sıfatu's—Safve, 2/238. 39) Hilye, 8/84. 40) Siyerü A'lami'n—Nübela, 8/439. 41) Aynı yer. 42) Aynı yer. 43) Tehzibü't—Tehzib, 8/296. 44) Kuşeyri, 1/73. 45) Hilye, 8/103; Bakınız: ez—Zühha-dü'l—Evail, s. 194. 46) Hiiye, 8/104. 47) Hilye, 8/98. 48) Hilye, 8/84; Bakınız: ez—Zühadü'l-Evail, Dr. Mustafa Hilmi, s. 195. 49) Hilye, 8/89. 50) Hilye, 8/94. 51) Hilye. 8/88; Kuşeyri, 1/72. 52) Kuşeyri, 1/72. 53) Sıfatu's—Safve, 2/240. 54) Hilye, 8/91; Siyerü A'lami'n—Nübela. 8/434. 55) Hilye, 8/98. 56) Tarihu Bağdad, Hatib Bağdadi, 14/6. 57) İslam Tarihi, Prof. H. İbrahim Hasan, Tercüme: İ.Yiğit, S. Gümüş, 2/344 -356. 58) Tarih-i Bağdad, 14/8. 59) Hilye, 8/105 — 107; Siyerü A'lami'n— Nübelâ, 8/428—431; Sıfatu's Safve, 2/242 —246. 60) Tehzibü't—Tehzib, 8/295. (*) ez—Zühhadü'l—Evail, s. 197 |
|
 |
|
 |
|