Habbab bin Eret
Tasavvuf, İslam, Dini Resimler, Şiir, Kıssadan Hisseler, Hikayeler | ismetiyye.com
Ocak 08, 2009, 07:13:09
11 Muharrem 1430 *
....................................Selamün aleyküm, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Son Konular Üyeler Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]   
  Yazdır  
Gönderen Konu: Habbab bin Eret  (Okunma Sayısı 50 defa)
 
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
fukaha
Bizden biri
*



Offline Offline
Yaş: 26
Üye No: 329
Nerden: istanbul
Mesaj Sayısı: 1.235
24 Mesajına Toplam
30 Kere Teşekkür Edildi
Durumum:
« : Eylül 27, 2008, 04:08:34 »

 İlk Müslümanlardan Habbab bin Eret (r.a.)
Salih AKÇA

Resûlullah (s.a.s.)�in nübüvvetini ispat eden ve O�nun (s.a.s.) büyüklüğünü gösteren esaslardan biri de, Resûlâ��i Ekrem (s.a.s.)�in çeyrek asır gibi kısa bir zaman zarfında yetiştirmiş olduğu büyük insanlardır. ALLAH Resûlü�nün peygamber olarak gönderildiği cemiyetin ilk durumuna baktığımızda, insanlarda hak, adalet, fazilet, doğruluk, sadâkât, dürüstlük ... gibi insanî değerlerin hemen hemen hiç bulunmadığını, böyle yüce değerlerin bulunmaması bir yana, insanların geçimlerini her türlü yağma, talan, soygunculuk, dolandırıcılık ve sahtekârlıkla temin ettiklerini ve birbirlerine karşı da bu kötü fiilleriyle iftihar ettiklerini görmekteyiz. Öz evlâdlarını diri diri toprağa gömmekten çekinmeyecek kadar vahşileşmeleri, o devrin durumunu göstermesi açısından yeterli olsa gerektir. İşte, Resûlullah (s.a.s.) bu insanlara peygamber olarak gönderilmiş, bir yetim olarak onların arasında yetişmiş, devleti, kanunu, kuvveti olmadığı ve en yakın akrabalarını bile karşısında gördüğü halde, insanî his ve değerlerden bu derece uzak ve medeniyet nedir bilmeyen bu insanları, ALLAH�ın yardımıyla rahleâ��i tedrisinde terbiye etmiş ve onları çeyrek asırdan kısa bir zaman zarfında bütün cihana medeniyet muallimleri yapmış, beşeriyete insanlık dersi verdirmiştir. Bu yazımızda, o Zât�ın (s.a.s.) yetiştirmiş olduğu yüce kâmetlerden Habbâb b. Eret�i tanıtmaya çalışacağız.

Müslümanlığı ve Mekke hayatı

Ebû Abdillah künyesiyle maruf olan Hz. Habbâb b. Eret, Cahiliye devrinde esir alınmış, ancak bu esaret onu, ALLAH Resûlü�nün memleketine getirmiş, Mekke�de bir köle olarak satılmıştır. Nübüvvetin 6. senesinde İslâm�ı kabul eden ve Müslümanlığını ilk açığa vuranlardan olan Hz. Habbâb (r.a.), bazı rivayetlere göre ise, İslâm�ı ilk kabul eden 6 kişiden biridir.

Hz. Habbâb�ın (r.a.) İslâm�a girdiği dönemde Müslüman olup da İslâmiyet�ten bahsetmek, Mekke�de büyük suç sayılıyordu. Müslümanlığını söyleyebilmek malını, canını, izzet ve haysiyetini ayaklar altına almayı göze almak demekti. Fakat Hz. Habbâb, kimseden korkmadan, kimseden çekinmeden Müslümanlık�tan bahsetmeye başladı.1 Onu, ızdırap ve işkencelere karşı sebatta bir âbide olarak görmekteyiz.

Hz. Habbâb (r.a.) demirci idi. Kılıç yapardı. Resûlullah (s.a.s.) onu çok severdi. Arasıra yanına çağırırdı. Bu durum Habbâb�ın (r.a.) efendisi Ümmü Enmar�a haber verilince, bu kadın, kızgın demiri alıp Habbâb�ın (r.a.) boynuna sürerek ona işkence etmeye başladı. Habbâb (r.a.), Resûlullah�a (s.a.s.) şikayette bulundu. Bunun üzerine kadın, baş ağrısına yakalandı. Izdırabından feryâd u figâna başladı. Kendisine dağlama yapmasını tavsiye ettiler. Kadın, Habbâb�a (r.a.) emreder, o da kızgın demir ile onun başını dağlardı.2 Böylece ALLAH, Resûlü�nün duasıyla kadını yaptığının misliyle cezalandırıyordu.

Habbâb�ın (r.a.) boynuna kızgın demirler takılmış, kızgın güneşte bırakılmış, sırtına kızgın taşlar konulmuş, bu şekilde sırtının bütün etleri gidinceye kadar eziyet edilmiş ama o, kafirlerin bütün eziyetlerine karşı sabretmiştir.3

İmam Şa�bî anlatıyor: �Bir defasında Hz. Ömer (r.a.), Bilâl�e (r.a.) (Mekke devrinde) müşriklerden çektikleri sıkıntı ve ızdırabları sormuştu. Habbâb (r.a.), ileri atılarak şöyle dedi: �Ey Emir�elâ��Mü�minîn! Şu sırtıma bak.� Hz. Ömer (r.a.), Habbâb�ın (r.a.)�ın sırtındaki yara izlerini görünce, �Hiç bugüne kadar böylesini görmemiştim� mukabelesinde bulundu. Habbâb (r.a.), şöyle devam etti. �Müşrikler, benim için bir ateş yaktılar ve beni ateşin içine attılar. Ateşi vücudumda eriyen yağlar söndürmüştü�.


Yine bir gün Hz. Habbâb (r.a.), Emiru�lâ��Mü�minîn Ömer b. Hattâb�ın (r.a.) huzuruna çıkmıştı. Halife, Habbâb�ı kendi yerine oturttu ve �Yeryüzünde bu makama lâyık olan tek kişi var� dedi. Habbâb, �kimdir o, ey Emir�el â��Mü�minîn?� diye sordu. �Bilal� dedi Hz. Ömer. Habbâb, �O benden daha layık değildir. Çünkü ALLAH, müşriklere karşı ona bir hâmi lütfetmişti. Ama benim hiç bir destekçim yoktu. Öyle bir günümü hatırlıyorum ki, o gün müşrikler beni yakaladılar ve benim için yaktıkları ateşin içine attılar. Bir adam ayağıyla göğsüme bastı. Her yanımı ateş sarmıştı. Toprağa yalnız sırtım temas ediyordu� dedi ve sonra Habbâb (r.a.), sırtını açtı. Sırtı benek benekti.4

Hz. Habbâb�a en fazla eziyet edenlerden biri Âs b. Vâil�di. Kur�ân, Habbâb�a yapılan bu eziyetlerin cezasını zikrederek, onun ALLAH katındaki kıymetini ortaya koyar. Kendisi anlatıyor: �Ben, cahiliye devrinde demirci idim. Âs b. Vâil�e bir kılıç yaptım. Gidip alacağımı istedim. â��Hayır, Muhammed�i inkâr etmedikçe vermem� dedi. Ben de, â��Asla! Sen ölüp, ALLAH seni yeniden diriltinceye kadar (ebedi olarak) O�nu inkâr etmeyeceğim� dedim. Âs b. Vail, â��Yâni ben, öldükten sonra tekrar dirileceğim ha!� diye alaya aldı. Ben, â��bunda şüphe yoktur� deyince, â��Öyleyse bırak beni, öleyim de yeniden dirileyim. Bana o zaman bol mal ve evlâd verilecek. O zaman sana olan borcumu öderim� dedi. Bunun üzerine şu âyet indi. Ey Habibim; âyetlerimizi inkâr eden ve â��bana mal ve evlâd verilecektir� diyeni gördün mü? O, görülmeyeni mi biliyor, yoksa Rahmân katından bir söz mü almıştır? Hayır, söylediğini yazacağız ve onun azabını uzattıkça uzatacağız. Bahsettikleri şeyler bize kalacaktır. Kendisi bize tek başına gelecektir.� (Meryem/19: 78â��81)�5

Habbab, şöyle der: �Resûlullah (s.a.s.) bizimle beraber otururdu. ALLAH, �O kullarla beraber sabret ki sabahâ��akşam (her vakit) Rablerine dua ederler ve O�nun rızasını isterler. Sen dünya zînetini arzu ederek onlardan gözlerini ayırma ve kalbini zikrimizden gafil bıraktığımız, nefsinin ardına düşmüş ve işi haddini aşmak olan kimseye itaat etme.� (Kehf/18: 18) âyetini indirdi. O, biz ne kadar oturursak oturalım, bize bir şey demezdi. Bizim durmamıza sabreder, istediğimiz zaman kalkardık.�6

Hz. Habbâb�ın ALLAH katında ve Resûlüllah�ın (s.a.s.) yanındaki durumunu, hakkında nazil olan âyetâ��i kerimeler göstermektedir. Habbâb (r.a.), İslâm�ın ilk yıllarında çekilen ızdırapları anlatırken; �Öyle sıkıntılı günler yaşadık ki, Resûlüllah (s.a.s.) yasaklamasaydı, ölmeyi tercih ederdik� der.7

Ama bütün bu sıkıntılarla beraber Resûlullah (s.a.s.), istikbal adına Habbâb�a müjdeler verir. Aydınlık günlerin yakın olduğunu, karanlıkların biteceğini söyler. Resûlullah�ın (s.a.s.) müjdesini Hz. Habbâb�ın kendisinden dinleyelim:
Logged

"Her arzu ettiğini yiyenlerin, ibadetlerinin tadını duyması mümkün değildir." (Süleyman Darani)
fukaha
Bizden biri
*



Offline Offline
Yaş: 26
Üye No: 329
Nerden: istanbul
Mesaj Sayısı: 1.235
24 Mesajına Toplam
30 Kere Teşekkür Edildi
Durumum:
« Yanıtla #1 : Eylül 27, 2008, 04:08:48 »

�Müşriklerin çok şiddetli işkencelerine maruz kaldığımız bir gün Resûlullah�ın (s.a.s.) yanına vardım. Bürdesini kendisine yastık edinmiş, Ka�be�nin gölgesinde bulunuyordu. â��Ey ALLAH�ın Resûlü, (çektiğimiz eza ve cefalardan kurtulmamız için) ALLAH�a dua etmez misin?� deyince, kalktı ve doğruldu; yüzü kızarmıştı ve şöyle dedi. â��Sizden önceki milletlerde öyleleri vardı ki, onun için yerde bir kuyu kazılır, kuyunun içine atılır, testerelerle başından aşağıya ikiye bölünür, fakat yine de dinlerinden dönmezlerdi. Demir taraklarla etleri kemiklerine kadar taranırdı da, yine de bu işkenceler onları dinlerinden çeviremezdi. VALLAHi ALLAH, bu dini tamamlayacak. Endişe ve ızdırablardan o derece emin olacaksınız ki, bir atlı San�a�dan Hadramevt�e kadar ALLAH�tan başka hiç bir kimseden korkmadan gidecek. Kimsenin, koyun sürüsüne kurt saldırır diye bir korkusu olmayacak. Fakat siz acele ediyorsunuz� buyurdu.8

İşte Habbâb (r.a.), iştiyakla, Resûlâ��i Ekrem�in (s.a.s.) haber verdiği bu sabahı bekliyor, diğer taraftan da hak dinin intişarı, yeni gönüllerin fethi için geceâ��gündüz koşturuyordu. Onun hidayetine vesile olduklarından biri de, hem Müslümanların kısmen rahat nefes alabilmelerine vesile ve hem de daha sonra İslâm�ın intişarında büyük bir yeri olan Hz. Ömer�dir (r.a.). Hz. Habbâb, her tehlikeyi göze alarak yeni Müslümanlara Kur�ân okur ve öğretirdi. Hz. Ömer�in kız kardeşi Fâtıma ile eniştesi Said�e (r.a.) Kur�ân okuyup öğretirken Hz. Ömer (r.a.) yalın kılıç gelince, Habbâb (r.a.), evin bir köşesine saklanmıştı. Hz. Ömer, eniştesi ve kız kardeşiyle bir hayli uğraştıktan sonra, Kur�ân sahifesini isteyip okumaya ve ondan hoşlanmaya başlayınca Habbâb (r.a.), saklı bulunduğu yerden çıktı. �Müjde ey Ömer, dilerim ki Resûlullah�ın (s.a.s.) yaptığı dua senin hakkında gerçekleşsin. Dün gece O�nun, â��ALLAHım! İslâmiyet�i ya Ebu�lâ��Hakem Amr b. Hişam�la ya da Ömer b. Hattab�la kuvvetlendir.� diyerek dua ettiğini işittim� dedi. Hz. Ömer, â��Resûlullah şimdi nerededir?� diye sordu. Kız kardeşi, ondan bir kötülük yapmayacağı hakkında söz aldıktan sonra Habbâb, �O, şimdi Erkam�ın Safa tepesi yanındaki evindedir. Yanında da Ashab�dan bazı kimseler bulunmaktadır� cevabını verdi. Hz. Ömer, Habbâb�a, â��Kalk düş önüme. Beni Muhammed (s.a.s.)�a götür, Müslüman olacağım� dedi. Habbâb (r.a.) da onu alıp Peygamberimize götürdü.9 Evet, yalınkılıç Resûlullah�ı (s.a.s.) öldürmek için evinden çıkmış olan Hz. Ömer�e hidayete adım attıran ilk saik, okuduğu Kur�an�la Habbâb (r.a.) olmuştu.

Hicret�ten sonra Habbâb

Mekke döneminde bütün ashâb gibi gülmeyen Habbâb�ın (r.a.) hicretten sonra da, uzun süre yaşamış olmasına rağmen dünya nimetlerinden istifade etmediğini görmekteyiz.
Mekke�deki işkencelerin Habbâb�ın vücudunda açtığı yaraların tesirleri, Medine�de de devam ediyordu. Kays b. Ebî Hâzim anlatıyor:

�Habbâb�a gelmiştik. Vücudundaki yaralardan dolayı yedi dağlama yapmıştı. Şöyle söyleniyordu: â��Eğer Resûlullah (s.a.s.) ölümü temenni etmekten men etmemiş olsaydı, ölümü temenni ederdim.��10

Hicrî 37 yılında vefat eden Habbâb (r.a.), Resûlullah�tan (s.a.s.) sonra uzun süre daha dünyada kaldı. İlk dostlarının büyük bir kısmı bu dünyadan ayrılmıştı. Habbâb (r.a.), erken bir devirde ötelere seyahat edenleri özlüyordu. Ayrıca dünyanın kendisine gülmesini, nimetlere mazhar olmasını endişeyle karşılıyordu. Kendisinden dinleyelim.

�Biz, ALLAH�ın rızasını tahsil gayesiyle Resûlullah Efendimizle Medine�ye hicret ettik. Mükâfatımız ALLAH�a aitti. İçimizde öyle kimseler vardır ki, dünyevî hiç bir ecir tadamadan öldü. Mus�ab b. Umeyr (r.a.), onlardan biridir. Uhud günü şehid edildiğinde, geride sadece renkli (çizgili) bir yün gömlek bırakmıştı. Biz o gömleği kefen olarak başını örttüğümüzde ayağı, ayağını örttüğümüzde başı açıkta kalıyordu. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.s.) bize, â��Gömleğiyle başını örtün, ayaklarına izhir otu koyun� buyurdu. Yine içimizde öyle kimseler de var ki, meyvesi olgunlaşmış, o da meyvesini devşirmiş, dünyada nimetlere mazhar olmuş, dünya nimetlerinden faydalanmıştır.�11

Habbâb (r.a.), âhirete ait nimetleri dünyada tüketmekten endişe ediyordu. Dünya nimetlerine gark olmanın, dünya kendilerine gülmeden gidenlerden ayrı kalmaya vesile olabileceğinin endişesiyle yaşadı. Yaha b. Ca�de anlatıyor: �Resûlullah�ın (s.a.s.) ashabından bir cemaat, hasta olan Habbâb�ı ziyarete gittiler ve, â��Müjde Ey Habbâb, Kevser Havuzu başında ALLAH Resûlü�ne (s.a.s.) kavuşacaksın� dediler. Habbâb (r.a.), evin tabanıyla tavanına işaret ederek, â��Bunlarla, bu saltanatla o dediğiniz vuslat mümkün olur mu? Çünkü Resûlullah (s.a.s.), â��sizden herhangi birinize dünyada bir yolcunun azığı kadar azık yeter� buyurmuştu� dedi. Bir başka zaman da ziyarete gelenler; â��Müjde Ey Habbâb! Yarın kardeşlerinin yanına varacaksın� dediler. Habbâb (r.a.) ağladı ve â��Korktuğum için ağlamıyorum. Siz bana öyle kimseleri hatırlatıp, onların benim kardeşlerim olduklarını söylediniz ki, onlar bütün sevaplarını eksiksiz alıp gittiler. Ben ise, İslâm�a yaptığımız hizmetlerin sevabının kardeşlerimizden sonra bizlere verilen dünyalıklar olmasından korkuyorum� dedi.�12

Bir defasında halk Mescid�de toplanmıştı. Habbâb da oraya geldi ve oturdu. Hiç konuşmadan uzun süre sükût etti. Topluluk, Habbâb�a (r.a.) �Arkadaşların, onlara bir şeyler emredesin veya hadis rivayet edesin diye toplandılar� deyince, Habbâb (r.a.), şöyle cevap verdi. �Onlara neyi emredeyim. Ya onlara yapmadığım bir şeyi emredersem...?�13

Bedir ve Uhud başta olmak üzere Resûlullah (s.a.s.) ile bütün gazvelere katılmış olan Habbâb (r.a.), daha sonra Kûfe�ye yerleşmiş, Hicri 37 yılında 73 yaşında iken Kûfe�de vefat etmiştir. Kendisinden Ebu Ümame, oğlu Abdullah, Ebu Ma�mer, Kays b. Ebi Hâzım, Mesruk ve diğerleri hadîs rivayet etmiştir. Buharî, Müslim ve diğerleri ondan 32 hadîs kaydetmişlerdir.14

Yazımızı Hz. Ali�nin (r.a.) Habbâb (r.a.) hakkındaki sözleriyle bitiriyoruz: Hz. Ali (r.a.), Sıffin�den dönüşünde Kûfe�deki kabrinin başında onu şöyle sena eder: �ALLAH, Habbâb�a rahmet etsin. Kendi arzusu ile Müslüman oldu; itaat ederek gönül rızasıyla hicret etti; bütün ömrünü cihad eden bir mücahid olarak geçirdi. İşkencelere sabretti. ALLAH, iyi amelde bulunanın ecrini zayi etmez. Onun ecrini de zayi etmeyecektir.�15

Kaynaklar:

1. Eşref Edip (hazırlayan), Asrâ��ı Saadet, İst. 1985, 2:419.
2. İbnü�lâ��Esir, Üsdü�lâ��Ğabe, 2:115.
3. A.g.e., 2:114.
4. İbn Sa�d, Tabakât, Beyrut, 1985. 3:165.
5. Buhari, Tefsir, 3, 4, 6; â��İcare�, 15; â��Büyû�, 29; Müslim, â��Münâfikûn�, 35; İbn Sa�d, Tabakât, 3:164.
6. Ebu Nuaym İsfahanî, Hılyetü�lâ��Evliyâ, 1:146, 147.
7. A.g.e., 1:144.
8. Buhârî, â��Menâkıb�, 25, â��Menâkıbu�lâ��Ensâr�, 29; İbnü�lâ��Esir, Üsdü�lâ��Ğabe, 2:115; Ebu Nuaym, Hılye, 1:144.
9. İbn Hişam, Sîre, 1:342â��350.
10. İbnü�lâ��Esir, Üsdü�lâ��Ğâbe, 2:116; İbn Hacer, elâ��İsâbe fî Temyîzi�sâ��Sahâbe, 2:101.
11. Buhârî, â��Cenâiz�, 28.
12. İbn Sa�d, Tabakât, 3:166; Ebu Nuaym, Hilye, 144,145; İbnü�lâ��Esir, Üsdü�lâ��Gâbe, 2:116
13. İbnü�lâ��Esir, Üsdü�lâ��Ğâbe, 2:116.
14. İbn Hacer, elâ��İsâbe, 2:101; Tabakat, 3:167, İbnü�lâ��Esir, Üsdü�lâ��Ğâbe, 2:116.
15. İbnü�lâ��Esir, Üsdü�lâ��Ğâbe, 2:116; Ebu Nuaym, Hilye, 1:147
Logged

"Her arzu ettiğini yiyenlerin, ibadetlerinin tadını duyması mümkün değildir." (Süleyman Darani)
Sayfa: [1]   
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Site Map | Arşiv | Wap | Wap2 | Wap Forum | Rss
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.4 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks
| Sitemap
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Sitemap
1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 81, 82, 83, 84, 85, 86, 87, 88, 89, 90, 91, 92, 93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 123, 124, 125, 126, 127, 128, 129, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 137, 138, 139, 140, 141, 142, 143, 144, 145, 146, 147, 148, 149, 150