Cenabı Hakkın huzurunda ne düşünmeliyiz
Tasavvuf, İslam, Dini Resimler, Şiir, Kıssadan Hisseler, Hikayeler | ismetiyye.com
Ocak 08, 2009, 05:58:33
11 Muharrem 1430 *
....................................Selamün aleyküm, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Son Konular Üyeler Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]   
  Yazdır  
Gönderen Konu: Cenabı Hakkın huzurunda ne düşünmeliyiz  (Okunma Sayısı 23 defa)
 
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
fukaha
Bizden biri
*



Offline Offline
Yaş: 26
Üye No: 329
Nerden: istanbul
Mesaj Sayısı: 1.235
24 Mesajına Toplam
30 Kere Teşekkür Edildi
Durumum:
« : Eylül 26, 2008, 03:07:43 »

Cenâb-ı Hakk'ın huzûruna girerken ne gibi fikrî bir hazırlık yapmalı ve O'nun huzûrunda neler düşünmeliyiz?
Huzur derken daha ziyade namaz gibi ibadetlerdeki huzur kasdediliyor zannediyorum. Eğer sorudaki huzur bu ma'nâda sorulmuşsa, zaten namaz bizzat kendisi huzurdur. Aleyhissalâtü Vesselam Efendimiz, Mi'rac gibi huzurun en mükümmel ve en münevveriyle şereflendirilmişti.. bu çok önemli hâlin bizim mahiyet menşurumuza aksi namaz şeklinde olmuştu. Evet Onun mi'racdan bize getirdiği en kıymetli hediye namaz olmuştur. Bizler için mikro plânda namaz bir Mi'rac demektir. Bunu duyup doyabilmemiz için, bir rahmet eseri olarak, günde beş defa namazla huzura alınıyor ve RABBİMiz"e muhatap olma bahtiyarlığıyla şereflendiriliyoruz.
Efendimiz'in Mi'rac'da semaları dolaşması, RABBİMiz'le bizzat vicâhî olarak, perdesiz konuşması ve kendi idraki vüs'atinde Cenâb-ı Hakk'ı, minvechin, perdesiz hicapsız müşahedesi ve ardından namazı, bir armağan ve hediye olarak bize getirmesi, evet bu iki hâdise birbiriyle o denli irtibatlıdır ki, namazı Mi'rac'tan ayrı düşünmek mümkün değildir. Evet, namaz, Mi'rac'ın ve herkes için bu kavsî urûcun, semere ve meyvesidir.
Tüccarlar, sağa-sola gider; alış-veriş yapar ve gelirken de birşeyler alır, öyle dönerler. ALLAH Rasulü de tamamen ebediyyet gamzeden bir mukaddes alış-veriş için Rabb'inin huzuruna çıkmıştı. Kudsî yolculuğun daveti.. bu âdetâ bir alış-verişti; Cenâb-ı Hakk'dan gelmişti. Bu alış verişte RABBİMiz'in bizden istediği de sadece itaat ve kulluktu. Buna mukabil O da, namazımızı, Efendimiz'in Mi'racı gibi kabul buyuracaktı. Biz O'nun yolunda olacaktık, O da bizim elimizden tutacak ve bizi zâyi etmeyecekti. Biz görmeden O'na inanacaktık, O'da bir ma'nâda namazımızda bize görünerek gözlerimizi aydın kılacaktı. Ortada böyle bir alışveriş vardı; ama, hiç bir surette pazarlık yoktu.
Çünkü verilenlerin hepsi bir lütuftu...
ALLAH (cc) lütfuyla O'nu huzuruna aldı. Ve en çok sevdiği bu insanı bizim nâmımıza konuşturdu. Tahiyyati ile O'na selâm verdi ve bize de selâm gönderdi. Efendimiz istifade ettiği gibi, biz de o teveccühten istifade ettik. Namaz işte böyle bir huzuru sembolize eder.
İnsan namaza gelirken, bu anlayış ve bu düşünce ile gelmelidir. Böyle kudsî bir işe hazırlanma çok önemlidir. Herşeyden evvel namaza hazırlanırken abdest alınır. Bazı hallerde de abdest yerine gusül yapılır. İnsan, abdestte her uzvunu yıkayışıyla ayrı bir mesafe alır, ayrı bir aydınlık idrak eder ve ayrı bir canlılığa ulaşır.. abdest içinde okunan duâlarla da belli bir metafizik gerilim içine girer. Bu arada camiye giderken yapılacak bir kısım duâlar da vardır ki, insan bunlarla adım adım Rabb'inin huzuruna gelişini hisseder ve yaptığı duâlarla âdeta semavîleşir. Bu kapı, herkese olmasa bile çoklara açıktır. Hz. Ali gibi insanlar her namaz vakti sararıp solar ve âdeta bayılacak hâle gelirlerdi...
Zira namaz İlâhî huzura ermek ve o âdeta, vicâhî olarak Hakk'la görüşmek demektir.
Bir insan düşünün ki, kendisine çok mühim bir mes'elede. seçkin bir topluluk karşısında, bir konuşma teklifi yapılmıştır.. ve o insan ilk defa böyle bir topluluk huzuruna çıkacaktır. Dinleyenler arasında her sınıfın en üst seviyedeki temsilcileri de bulunmaktadır. O insan böyle bir durum karşısında nasıl sararır, solar, bocalar, kem-küm eder ve müthiş bir heyecan içine girer; öyle de kul, namazında bu kişinin durumundan bin misli daha fazla bir heyecan ve helecan içine girer.. tabiî ne yaptığının şuurunda ise... Çünkü biraz sonra onun konuşacağı meclis, sadece misâl olsun diye sözünü ettiğimiz meclisten kıyas kabul etmeyecek ölçüde daha mehabetli ve daha yücedir.
Evet bu insan, her an ayrı bir şe'n ve tecellide olan Rabb'in huzuruna girecektir. Ve daha önceki namazdan bir sonraki namaza ülfet adına intikal edecek heyecan yatıştırıcı müsekkinlere karşı dikkatli olmalıdır.
Düşünmeli ki, Hz. Musa gibi ulü'l azm bir peygamber, Cenâb-ı Hakk'a ait mehabetle dopdolu olduğu halde, yine de Firavunun yanına girmeden evvel (Rabbişrahlî..) (Tâhâ, 20/25) demek suretiyle bir iç hazırlık yapıyordu; vicdanını konuşturuyor ve mukavemetini arttırması için Cenâb-ı Hakk'a duâ ve niyazda bulunuyordu...
Mü'minin abdesti ve mescide gidişi bir ilk hazırlıktır sanki. Hayalinde ALLAH Rasulü temessül etmiş ve biraz sonra da namazında O'na cemaat olacaktır... Bu şuur ve bu iştiyak içinde namaza duracak.. ve namazında okuduğu Kur'ân'ı bizzat Cenâb-ı Hakk'a takdim ediyor gibi okuyacaktır. Belki yer yer, mescidin dışında bırakmaya çalıştığı uygunsuz düşünceler onu rahatsız edecek; fakat o böyle eşkiya ve yol kesicilere kat'iyyen teslim olmayacak ve yoluna devam edecektir. Ayakta durmaya dermanı kalmadığını hissedince de, Rabb'in azameti karşısında iki büklüm olup rükû'a varacak, rükû'dan kalkarken de vicdanında Cenab-ı Hakk'ın kendisine Rahmet nazarıyla bakışını yakalamaya çalışacak.. çalışacak ve o bakışı yakalamış gibi, hayretinden dizilerinin bağı çözülecek ve tam ve ciddi bir teslimiyet içinde, kulun Rabbi'ne en çok yaklaşabileceği sınır nokta olan secdeye kapanacak. Ümmetlerin âhirette diz çöküp oturmasına mukabil, o, bu ızdırarî hali ihtiyarî olarak dünyada yapacak ve diz üstü çöküp, yalvarış ve yakarışlarla Rabb'ine müracaatta bulunacak ve gönül dünyası huzurun ışıklarıyla dolup taşacaktır. O, böyle yapıp ve bunlara mazhar olunca, âhirette böyle bir duruma düşmekten de -İnşaALLAH- kurtulacaktır. Zira ALLAH (cc) iki korkuyu bir arada vermeyeceğini va'd etmektedir. İki emniyetin bir arada verilmediği ve verilmeyeceği gibi.
Bu seviyeyi elde edebilmenin kendine göre yolları vardır. Bunlardan bazılarını şöyle sıralamamız mümkündür:
Birincisi: Âfakî ve enfüsî tefekkürde ısrar... İnsan hiç durmadan âyât-ı tekvîniyeyi düşünmeli, âfâktan enfüse ve enfüsden âfâka düşünce mekiğini gezdirip durmalıdır. Evet insanın tefekkürü, onu, bir taraftan semanın yıldızlarla yaldızlanmış ufuklarına götürmeli, diğer taraftan da mahiyetinin derinliklerinde seyahat ettirmelidir ki "kör ve sağırların" yediği damgayı yemiş olmasın. Çünkü böyle olanlar, kalblerini terk ve rabbanî latifelerini ihmal ettiklerinden dolayı, körler, sağırlar ve dilsizler gibi yaşamaktadırlar. Kendi mahiyetlerini görüp dururken de durumları daha farklı değildir.
İnsan tefekkürle, bir saatlik ibadetini bin senelik ibadet hükmüne getirebilir ve bu seviyede sevap kazanabilir. Ve işte, bu tefekkür şuuruyla namaz onu, esma dâiresinden sıfat dâiresine, oradan da Zât dâiresine sıçratır ve insan âdeta sonsuzluğa yelken açmış gibi olur.
İkincisi: "Râbıta-i mevt" dediğimiz ölümün düşünülmesidir. Bu yapılırken de ihtimal ve faraziyelerle değil, bizzat ölümle burun buruna gelmiş bir insan hâletiyle yapmalıdır. Zaten Kur'ân-ı Kerim'de "Küllü nefsin zâikatü'1-mevt" (Ali İmran 3/185) âyetiyle bu hakikata arzedilen çizgide parmak basmaktadır. Bir kısım tefsir ve mealcilerin söylediği gibi âyetin ma'nâsı "Her nefis ölümü tadacaktır" şeklinde ifade edilmesi oldukça eksik bir ma'nâdır. ''Her nefis bilerek veya bilmeyerek ölümü tadıp-durmaktadır" şeklindeki ifade öncekinden daha tutarlıdır. Çünkü Türkçede "Her nefis ölümü tadacaktır" ifadesinin arapça karşılığı "Küllü nefsin seyezûku'l mevt" şeklinde olur. Halbuki âdetteki ifade yukarıda söylediğimiz şekildedir. Âyetin Türkçeye en yakın ve az kusurlu meâli ise "Her nefis ölümü tatmaktadır" şeklinde olmalıdır. (Âli İmran, 3/185). Evet, her nefis her an ölümü tadıp durmaktadır ve burada başka herhangi bir ma'nâ da bahis mevzuu değildir.
Bu hususu da kısaca izah etmek uygun olacak:
Biz her an ölüp dirilmekteyiz. Zira bizler, Cenâb-ı Hakk'ın tecellilerinin akislerinden ibaretiz. Bu tecelliler o kadar seri bir şekilde ve peşi peşine gelmektedir ki, biz, kendimizi inkıta'sız ve devamlı kabul ederiz. Bu aynen sinema şeridindeki karelerin çok hızlı dönüşüyle, oradaki nesnelerin hareketli görünmesi gibidir. Aslında, biz, her an -ki an kelimesiyle zamanın en küçük parçası neyse onu kasdediyoruz- var olup yine yok olmaktayız. Bu tecelliler O feyz-i akdesten geliyor ve biz de daimi bir var ve yok olmayla karşı karşıya bulunuyoruz. Bu durumda sanki biz, saatin akrep veya yelkovanı üzerindeymişiz gibi oluruz. Yani ilk hareketin bizi her an öbür tarafa atması ihtimaliyle karşı karşıya bulunuruz.. ve zaten sonunda da bu durum kaçınılmaz bir netice olacaktır. Öyleyse, ölümü, istikbalde vaki olacak bir hâdise gibi değil, her an yaşanmakta olan bir vak'a gibi değerlendirmeliyiz.
Bu değerlendirme bizi, daima âhirete hazır hâle getirecek ve namazımızı da, âhiret hazırlığı içinde olan bir insan edâsıyla kılmaya vesile teşkil edecektir.
Üçüncüsü: Namazı huzur dolu insanların yanında kılmak da bir yoldur. Zira, başını secdeye koyduğu zaman soluklarında Muhammedîlik esip duran birinin yanında kılınan namaz da insanın o havaya bürünmesine bir vesiledir. Ondandır ki, cemaat tavsiye ve emredilmiştir. Çünkü ferdin iç mukavemeti her zaman huzur temin etmeye yetmeyebilir. Bu durumda, cemaat içindeki fertlerin mânevi desteği onun imdadına yetişir ve ona da huzur kazandırır.
Gözyaşı içinde namaz kılan bir insanın hâl ve durumu, en azından, onun yanında namaza duran insanın da kalbini yumuşatır, hatta bazen ona da göz yaşı döktürür. Birçoğunuz müşahede etmişinizdir. Ravza-i Tâhire'de ve Beytullah'da öyle namaz kılan, secde ve ruku'uyla öyle ubûdiyette bulunan insanlar vardır ki, bizler onları seyrederken kalbimiz duracak hâle gelir...
"Rüku' edenlerle beraber siz de ruku' edin" (Bakara, 2/43) âyetinin işaretinden biz bunu anlıyoruz. Kişi sevdiğiyle beraberdir.
Onun için evvela bu türlü ibadetle Rabb'ine kulluğunu takdim edenleri sevecek ve sonra da hep onlarla beraber olmaya çalışacağız. Bu arada namazlarımızı da onlarla beraber kılacak ve onlarla huzur-bahş olan bir iklimde bulunmaya çalışacağız.
Hz. Aişe validemiz, ALLAH Rasûlü'nün namazını anlatırken şöyle der: "ALLAH Rasûlü'nün iki rekat namazına şahid oldum. Öyle bir kıyamda durdu ve kıyamını öyle uzattı ki, o kıyamın güzelliğini ne sen sor ne de ben söyleyeyim. Sonra rukû'u da böyle oldu. Ardından secde etti; secdesi de en az ruku'u kadar güzeldi..." İşte biz de bir taraftan namazımızı ALLAH Rasulü'nün bu namazına benzetmeye çalışacak, diğer taraftan da namazı Hakk dostlarıyla beraber kılacak ve onların kulluk keyfiyetini gönüllerimizde yakalamağa çalışacağız.
Dördüncüsü: İrademize hürmet ve saygı duyarak ve iradeli bir varlık olmanın gereğini yerine getirerek, namazımıza biraz çeki düzen vermeliyiz. Evet, irademize temrinler yaptırmalı ve huzura giden yolda biraz da onun mevcudiyeti esasına göre yürümeliyiz.
Namaz, öyle dünyevî işlerimiz arasından geçiştiriliverecek kadar ehemmiyetsiz bir vazife değildir. O bizim için en mühim bir meşgaledir. Namaz ciddiyetle ele alınmalı ve öyle edâ edilmelidir. Değil başka bir iş yüzünden onun ihmale veya aceleye getirilmesi, gerektiğinde her türlü işimiz ona fedâ edilmelidir.
Aynı zamanda cemaatın ehemmiyeti de unutulmamalıdır. Sadece Hanefî mezhebinde cemaat sünnet-i müekkededir. Halbuki diğer üç mezhebe göre cemaat farz veya vaciptir. Onlar "Ferke'û maa'rrakim" âyetinden bu hükmü çıkarmışlardır.
Son olarak şunu da ilave edeyim ki, huzur içinde ve erkanına riayet edilerek kılınan bir namazın mü'minde hasıl edeceği haz ve zevki, ona başka hiç bir mazhariyet kazandıramaz. Yeter ki insan, bu mazhariyetin şuurunda olabilsin ve namazın kıymet ve değerini idrak etsin!...
Logged

"Her arzu ettiğini yiyenlerin, ibadetlerinin tadını duyması mümkün değildir." (Süleyman Darani)
Sayfa: [1]   
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Site Map | Arşiv | Wap | Wap2 | Wap Forum | Rss
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.4 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks
| Sitemap
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Sitemap
1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 81, 82, 83, 84, 85, 86, 87, 88, 89, 90, 91, 92, 93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 123, 124, 125, 126, 127, 128, 129, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 137, 138, 139, 140, 141, 142, 143, 144, 145, 146, 147, 148, 149, 150