Nuşirevan
Demirbaş
|
 |
« : Ağustos 15, 2008, 05:06:57 » |
|
 |
|
 |
 |
BİR MiSYONERiN Türkiye ANILARI... >>8 Temmuz >>İşte Türkiye'deyim; bölge sorumlusu Tommy arkadaşla >>havaalanından kalacağımız eve giderken hayli uyarıcı bilgiler >>aldım; >>"Hemen başlama, biraz sağını solunu tanımalısın; Türkler acayip bir >>millettir" >>filan diye bir şeyler söyledi, ama aldırış etmedim. >>Bir dakika bile zayi edilmemeli; görev kutsal, görev ağır. >> >>9 Temmuz >>Tommy'nin yanıldığı açık; bugün ilk tebliğimi yaptım bile. >>Adam parkta öylece oturuyordu. >>Söylediğim her şeyi gülümseyip başıyla tasdik ederek saatlerce >>dinlerken >>ruhumun göklere değdiğini hissetmiştim. Bizi seyreden simitçi, >>sonradan >>o adamın sağır olduğunu söyleyince biraz moralim bozuldu >>ama olur öyle şeyler. >> >>11 Temmuz >>Üçüncü gün; Tommy hâlâ "erken henüz" diye ısrar ediyor. >>Mânâsız bir ısrar bu; kurtulması gereken o kadar çok ruh var ki >>burada. >>Çorap almaya inmiştim semt pazarına. Nasıl oldu anlamadım >>ama eve dönerken artık benim altılı çelik tencere takımım vardı. >>Önemli değil, tencere gerekli bir araç nasıl olsa. >>Tencereci arkadaşa müjdeyi tebliğ ettim. >>"Ayıpsın abi, Hazreti İsâ' ya can fedâ." dedi, ben ağladım. >>Söz verdi, pazar toplantılarına gelecek; hatta bana bir adres bile >>verdi. >>O adrese gidersem bir sürü insanı misyona katabilirmişim. >> >>21 Temmuz >>Tommy hâlâ "gitme, bak karışmam" diyor; işte bu aşırı >>ihtiyatkârlık yüzünden buralarda İsa'nın mesajı yeterince >>bilinmiyor zaten. >> >>Gittim; şehrin kenarında kalabalık bir mahallede bir apartmanın >>altıncı >>katına çıktım. İçeride bir hayli erkek vardı; beni içeri aldılar, >>mobilyasız bir salona geçtik. Çay getirdiler; hatır sordular. Tam >>lâfa >>başlarken >>biri parmağıyla "sus" işareti yaptı. İçeriden yaşlıca bir adam >>çıkıp salona >> >>gelince herkes gibi ben de ayağa kalktım. Sonra adam konuşmaya, bir >>nevi >>vaaz vermeye başladı. >>Şöyle bir dinledim; eh fena şeyler değil. Toplantıdan sonra herkes >>birbirine sarıldı, yeniden çay ikram edildi. Burayı sevdim, yarın >>da >>geleceğim. >> >>2 Ağustos >>Yine aynı şeyler oldu; bir ara fırsat bulup salondaki arkadaşları >>misyona kazandırayım dedim. Tam "İsa" demiştim ki, ihtiyar vaiz >>"İsa dedin de aklıma geldi." deyip çok tatlı bir bahis açtı. >>Öyle güzel anlatıyor ki başladım ağlamaya. Zor teselli ettiler; >>sonra >>ortaya sofra geldi. Yemek yedik. Kuşbaşılı pilav nefisti; hele >>cacık! >> >>12 Ağustos >>Tommy beni tesbihle oynarken yakaladı. "Nereden buldun" >>diye sıkıştırıyor. "Dükkanın birinden aldım." dedim. Tesbih bana >>iyi >>geliyor, meditasyon yerine geçiyor. Bir tane de Tommy'e mi alsam? >> >>6 Eylül >>Bugün hep birlikte camiye gittik. "Bakayım" dedim burada neler >>yapıyorlar, nasıl ibadet ediyorlar. Mecit diye bir temiz yüzlü >>arkadaşım var cemaatten. Bana abdest almayı öğretti caminin >>avlusunda. >>Tuvaletleri pek temiz değil ama abdest çok güzel bir olay. >>Fırsatını >>kolluyorum; bunların hepsini Protestan etmezsem bana da Mahmut >>demesinler! >> >>16 Eylül >>"Nereden çıktı bu Mahmut?!" diye çıldırdı Tommy. "Kod adım." >>dedim. Anlamadı. Anlamaz tabii. Ben ne yaptığımı biliyorum. >>Şimdilik sesimi çıkarmıyor, toplantılara muntazaman devam >>ediyorum; >>ezan okununca "Hadi camiye gidelim, Mahmut." diyorlar, gidiyorum. >>"Neler okuyorsunuz fısır fısır?" diye sordum. Öğrettiler. Fatiha >>çok >>güzel bir sûre. Tommy'e de öğretmeliyim. >> >>1 Ekim >>Tommy beni evden atmaya kalkıştı dün. "Seni kandırıyorlar, >>Müslüman yapacaklar enayi." diye çıkıştı. İtiraz ettim, >>"Ben bunların içyüzünü öğrenmeye çalışıyorum Pastör Tommy." >>dedim. >>"Sırlarını öğrendiğim an, bunları sürü halinde önüme katıp >>Sarayburnu' ndan denize sokup cümlesini birden çatır çatır >>vaftiz etmezsem bana da Mahmut demesinler." dedim. >>"Çık dışarı aptal." diye kovdu beni. Misyondan gelen >>aylığımı da kesti. Vermezse vermesin, cemaatteki arkadaşlar >>aralarında para toplayıp verdiler. Geceyi ucuz bir otelde geçirdim. >>Bugün Mecit'in evine taşınıyorum. >>Az kaldı, az.. Dayan, oğlum Mahmut! >> >>6 Kasım >>Mecit benim için istihareye yatmış; "Yeşil gördüm, Mahmut." dedi, >>"Nurlar içindeydin, hidâyet nasip oldu sana, ne mutlu." dedi. >>Tabii, aldırış etmiyorum, fakat hoşuma gitmedi de değil. >> >>9 Kasım >>Bugünlerde cemaate İngilizce dersleri vermeye başladım; >>sabah namazını topluca edâ ettikten sonra kuşluk vaktine >>kadar ders veriyorum. >>Kuşlukla öğle arasında tefsir dersleri yapıyoruz. >>Beni artık iyice kendilerinden zannediyorlar. >> >>21 Kasım >>Yeni damat olduğum için dört günden beri günlük yazamadım. >>Mecit'in teyzesinin kızı Sabiha ile nikahlandık dün. >>Nikâhımızı Saadettin Hoca kıydı sağ olsun. >>Sünnet dediğin ise sinek ısırığı gibi bir şey zaten, çabucak >>geçti. >>Bu sabah yolda Tommy ile karşılaştık. "Kiliseye yazdım, >>seni defterden sildiler." dedi. Güldüm, hâlâ o bayatlamış >>misyoner kafası işte. Benim din değiştirdiğimi sanıyor, gerzek. >>Halbuki ben... >> >>28 Kasım >>Ne kadar üzgünüm. Mecit, "Nasip değilmiş, seneye gidersin" diyor. >>Hac kayıtları kapanmışmış. İstesem ecnebi pasaportumla Mısır >>üzerindenvize alır giderim, ama ben olayı içeriden, herkesle >>bütün mü'minlerle birlikte yaşamak istiyorum oysaki. >> >>19 Aralık >>Sabiha ile teheccütten sonra Yaşar Hoca mevzusu geçti aramızda. >>Yav, bu Yaşar Nuri Hoca iyi adam hoş adam, fakat ne bileyim çok >>modern bir duruşu var gibi sanki; >>hani, "İslâm'ı en iyi ben bilirim." şeklinde bir dayılanma. >>Öğleden sonra yayıncımla sözlü anlaşma yaptık; ilk eserim >>iki ay sonra çıkıyor: >> "İslâm'ın selefî boyutlarına dinamik bakışlar". >>Yayıncım, "Fiyatı iki lira yaparsak üç yüz bin satarız." diyor. >>"HAMD OLSUN" >> |
|
 |
|
 |
|