Arif-i agah
Muhacir
|
 |
« Yanıtla #1 : Temmuz 31, 2008, 08:26:13 » |
|
 |
|
 |
 |
Ey kardeş! Anneye hizmet etmenin mükâfatını okudun ve öğrendin; sen de anne ve babanın kıymetini bil. Hizmetinde kusur etme. Etme ki, sen de cennette Rasûlullâh’a komşu olasın.
ALLAH bu büyük keremi cümlemize nasip eylesin. İnşALLAH.
1974 yılında, rahmetli hocam Hasan AYDIN’dan dinlediğim, annesine sadakatle bağlı olan bir delikanlının yaşanmış hikâyesini anlatmadan geçemeyeceğim, ibretle okuyalım. Benzer dertleri yaşayanlar için inşALLAH kendine gelme vesilesi olsun:
Üniversitede okuyan Ârif, babasını kaybetmiş, yetim bir delikanlı idi. Aynı sınıfta okuduğu kız arkadaşı Meltem’e gönlünü kaptırmıştı. Dindar bir aileden yetiştiği hâlde, nefsini yenemedi, fırsatını buldu kendi değerlerine aykırı bir hayat yaşayan bu kızla tanıştı ve ona evlenme teklif etti. Ancak kız, Ârif’i parmağında oynatmaya niyetliydi. Şartlarını sıraladı:
“–Ârif, söyle bakalım; malın, mülkün, evin, işin var mı? Beni mutlu edecek dünyalıktan haber ver. Hem evini de görmek istiyorum.”
Ârif;
“–Peki, hemen eve gidelim, evimi gör, ondan sonra gerisini konuşalım.” dedi.
Beraber eve gittiler. Ârif’in evi denize nâzır bir yerde idi. Kız, evi görünce hayran hayran bakmaya başladı. Âdeta evin ve manzaranın güzelliği onu büyülemişti. Ârif; «Bismillâh» diyerek kapıyı açtı ve apartmanın yedinci katındaki dairesini göstermek üzere asansörle çıktılar, kıza evi tarif etmeye başladı:
“Bak Meltem! Burası yedinci kat. On dördüncü daire bizim oturduğumuz daire. Mülkiyeti bize ait. Rahmetli babam ölmeden beş sene evvel almıştı. ALLAH ondan râzı olsun. Bak burası, evin salonu; burası, oturma odası; burası, yatak odası; burası, misafir odası; burası da, çocuk odası... diyerek ilerlediler. Burası da mutfak diye mutfağın kapısını açtı.
Mutfakta Ârif’in annesi mis kokulu örtüsü ve elinde tesbihi ile seccadesinin üstünde oturup namazını kılmış, tesbihâtını çekiyordu.
Kız, bunu görünce irkildi, fakat bir şey söylemeden evden ayrıldılar. Asansöre binerken Ârif’in annesi oraya kadar geldi ve;
“Hoş geldiniz! Oğlum, kızım niye acele ettiniz, bir kahvemizi içseydiniz memnun olurdum...” dedi. Gitmeleri gerektiğini söyleyince ısrar etmedi.
“Güle güle!” diyerek onları yolcu etti ve kendisi seccadesinin başına dönüp oturdu. Bir mânâ veremediği bu iş için;
“Allâh’ım oğlumu sen koru, oğlum genç; onu sen korumazsan o kendini koruyamaz. Allâh’ım oğlum Ârif’ten başka kimsem yok. Onu şeytanların şerrinden koru!” diye dua edip, ağladı.
Ârif’le Meltem evden ayrılıp, çay bahçesindeki yerlerine döndüler. Ârif, Meltem’e sordu:
“–Meltem, evi gördün, hakkımızda epey bilgi edindin, şimdi ne diyorsun benimle evlenme konusunda?”
Meltem, gözlerini, Ârif’in cevap bekleyen gözlerine dikerek konuşmaya başladı:
“–Ârif, doğrusu her şeyi çok beğendim. Evin çok güzel, odaları yeterinden fazla ve güzel...”
Genç kız birden sertleşerek acımasız gözler ve şeytânî bir edayla devam etti:
“–Ancaaak! Mutfakta bir çöp sepeti var, onu dışarı atman lâzım!.. Aksi hâlde beni unut!..”
Ârif, beyninden vurulmuşa dönmüştü, çöp sepetiyle kastettiği annesiydi! Bir müddet sessiz kaldı. Ârif’in gözleri yaşarmıştı. Kıza dönerek:
“–Meltem, yeter ki sen bu işe; «Evet!» de. O iş kolay. Sen o eve gelmeden, o çöp sepeti evden çıkmış olacak!” dedi.
Bundan sonra evlilik için lâzım gelen bütün şeyler yapıldı. Söz, nişan... derken nikâh günü tespit edildi, davetiyeler bastırıldı.
Beklenen gün gelmişti. Nikâh memuru, Ârif ve Meltem’i kalabalığın önünde huzuruna alarak sordu:
“–Meltem Hanım! Kimsenin etkisi altında kalmadan kendi hür iradenizle Ârif Bey’le evlenmeyi kabul ediyor musunuz?”
Meltem;
“–Evet, ediyorum.” cevabını verdi.
Nikâh memuru bu defa Ârif’e dönerek:
“–Ârif Bey! Siz de kendi hür iradenizle Meltem Hanımla evlenmeyi kabul ediyor musunuz?” diye sorunca Ârif:
“–Asla, asla, asla! Kabul etmiyorum!” diye haykırdı... Ortalık bir anda dondu kaldı. Herkes şaşkınca birbirine bakmaya başladı. Nikâh memuru hayretle sordu:
“–Ârif Bey! Siz sarhoş musunuz? Ne dediğinizin farkında mısınız?”
“–Memur Bey! Sarhoş falan değilim. Aklım başımda, ne söylediğimin şuurundayım. Bu ahlâksız kızla asla evlenmem. Çünkü bu kız, benim asaletli anneme; «Çöp sepeti» dedi. Anneme bu hakareti yapan biriyle evlenmek bana asla yakışmaz.”
Örtüyü, seccadeyi, hakir görme be kızım! Örtü, tesbih, seccade; şerefimizdir bizim!
Dikenlere katlan ki, güllere el süresin, Herkesle hoş geçin ki muradına eresin.
(Gülzâr-ı İrfan)
Yazar İrfan ÖZTÜRK /yüzaki dergisi |
|
 |
|
 |
|