Hacegan
|
 |
« : Haziran 24, 2008, 12:35:38 » |
|
 |
|
 |
 |
Mine Alpay Gün
Güneşte kavrulmuş yüzü, buğday tarlaları kadar temiz ve aydınlık.
Köylerine yolu düşen herkes, sanki kırk yıllık arkadaşı.
İlkokulu daha yeni bitirmiş.
Ama kimi konularda bir bilgi, bir detay.
Babaannesi ve dedesinin yanında evin en önemli bireyi.
Çünkü dede yarı felçli, kulağı duymuyor, yürüme güçlüğü çekmekte.
Babaanne cevval.
Zaten ikisi çekip çevirmekte, köyün boyunlarını aşan koca işlerini.
Uçsuz bucaksız mısır tarlalarına bakıyorum.
O kadar da zor değil diyorum işin.
Ne güzel pastoral manzaralar, dağların zirveleri, yemyeşil tepeler, çiçekli, arılı bayırlar.
Reçine kokuları ile esen rüzgâr.
Yaban yemişleri, dağ çilekleri.
Hiç de öyle değil diyor çocuk.
Ağaçların en yakın arkadaşı olduğu bu dağlarda, mısır tarlalarına zarar veren yaban domuzlarını, ayıları anlatıyor.
İnanmakta zorluk çekiyorum.
Yok, daha neler, bir köy efsanesi diyorum, az önce ormanın kuytu köşelerine gittik, in cin top oynuyordu diye; çocuğa inanmadığımı göstermek istiyorum.
“Yaban domuzu olmasa, benim bu dağ başında ne işim var, aşağıda evimde arkadaşlarımla oyun oynamak varken”, diye itiraz ediyor.
Çocuk, bu kez internetten bize mail olarak gelen haberi veriyor.
“Dağın arkasındaki piramit şeklindeki otel var ya. İşte oraya ALLAH korkusu olmayan dağ köylüleri bu yaban domuzlarını vurup, kilosu üç milyondan satıyorlar. Onlar da ucuza kapattıkları etlerle zengin müşterilerine lüks yemekler hazırlıyorlar”.
Yok, artık diyorum, bu kadarı da olamaz, internetten bu haber sana da mail olarak geldi, bir şehir efsanesine beni inandırmaya çalışma.
Çocuk, benim bilgisayarım yok, doğru ama diyor.
Yoksul köylülerin geçim kaynağı olduğunu bir kez daha tekrarlıyor ama kendilerinin bunu yapmadığını, günahtan korktuklarını aktarıyor.
Zaten çocuğun evlerinin bahçesindeki ağaçlarda temiz bir gelecek vaat eden kutlu kitaptan pasajlar okuyup şaşıyorum, onca işin içinde Rabbani bağlarını gevşetmemiş olmalarına.
Yine de çocuktur deyip, babaanneye teyit ettirmek istiyorum.
İsli bir tandırda köy ekmeği yapan, torunu kadar güncelle, haberlerle ilgili nine de aynısını söylüyor.
Kıpkırmızı yanakları ile gülümseyen yaşlı kadın, köy şivesi ile torunundan daha fazla enformasyon veriyor, komşularını gösteriyor, çoğunun vurdukları domuzun tarlalara verdikleri zararından kurtuldukları gibi nasıl paraya çevirip otele sattıklarını anlatıyor.
Sopalarımıza dayanarak zirveye çıktığımızda korunaklı otelin zengin müşterilerinin dağda bile bembeyaz pahalı kıyafetleri ile gezi yaptıklarını görüyoruz.
Belki de öğlen mönülerinde yedikleri hiç de hoşlarına gitmeyecek bir hayvanın eti idi.
Ya da çoğunun hayat tarzı, yedikleri hususunda öyle fazla da fark etmeyecek cinsten, bir tornadan çıkmışçasına birbirinin benzeri idi.
Ne olursa olsun, habersizce yapılması çok berbattı.
Belki bizim kasaplara kadar, çocuğun anlattıkları efsane olmaktan çıkıp, gerçeğe dönüşebilmekte idi.
Ne yazık ki, kentliler kadar kimi köylüler de bu çürümede yeterince yer almışlardı.
|
|
 |
|
 |
|