Tasavvuf, İslam, Dini Resimler, Şiir, Kıssadan Hisseler, Hikayeler | ismetiyye.com
Aralık 02, 2008, 12:40:11
4 Zil-Hicce 1429 *
....................................Selamün aleyküm, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Son Konular Üyeler Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]   
  Yazdır  
Gönderen Konu: Ali Ulvi Kurucu İle Röportaj  (Okunma Sayısı 49 defa)
 
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Hacegan

Suffa Mektebinin Mirasçısı
Teknik Görevli
*******



Aşk Olacak Aşk, Aşk'sız Olmaz..
Offline Offline
Yaş: 23
Üye No: 14
Nerden: 72/A
Mesaj Sayısı: 7.330
Nasıl Biri:
68 Mesajına Toplam
103 Kere Teşekkür Edildi
WWW
Durumum:
« : Ağustos 26, 2008, 03:22:31 »

Siz Ramazan-ı Şerif'i bahara benzetiyorsunuz...?
Evet, bahar mevsiminin gelmesiyle ölmüş toprağın, karla kefenlenmiş arazinin canlandığı gibi, Ramazan ayının gelmesiyle de, ruh dünyamızın, ahlak dünyamızın ve bilhassa vicdan ahlakı dünyamızın da canlandığını, dirildiğini görürüz. Ramazan ayı, gelip ruhumuzu uyandırır, şuurumuzu uyandırır. İyiliklere hararetli bir meyil, kötülüklere karşı tavır gösterir insan bu ayda. Ramazan bereket ayıdır. İnsanlığın da beklediği budur aslında. Ben Ramazan'a bir de şu ismi veririm: Kur'an–ı Kerim'in nuruyla aydınlanan ay.


Ramazan-ı Şerif'i nasıl idrak etmek lazım ki, bahar geldiğini fark edelim?

Evvela ruhun ve iradenin uyanık olması lazım ki, ruh iradeye dayanarak hamleler yapabilsin. Nefsin hakimiyetinden kurtulup ruhun hakimiyetini elde etmesi manasındadır Ramazan. Ali Fuat Başgil Bey'in güzel bir tabiri var: "Dinî vecibeler birer dizgindir, gemdir, frendir" diyor. Dizginlenmeyen arzu ve ihtiraslar, fani meyiller azgın bir at gibi sahibini çiğner. İnsanın meyilleri tarafından, arzuları tarafından çiğnenmemesi için bir iradedir, güçtür, barajdır oruç. Oruç ayeti; "Ey mü'minler, oruç sizden evvelki ümmetlere nasip olduğu gibi sizlere de nasip olmuş, farz olmuştur ki, korunasınız" buyuruyor. Hatırlarsınız, Peygamber Efendimiz de, üç şey için burnu sürtülsün buyururlar. Onlardan bir tanesi de Ramazan ayını idrak edip de, Cenab–ı Hakk'ın affına mazhar olmayanlardır.

Ramazan-ı Şerif'le yakalanan diriliği, canlılığı, dinamizmi, ruhun ve lisanın paklığını senenin diğer gün ve aylarına, hayatın geneline yayma... Bu nasıl olacak, bu nasıl başarılacak?

İnsan, sadece Ramazan'da insan değil. İnsan, hayatın her anında insan, hayatın her anında Müslüman. Peygamber Efendimiz (sas)'in 'ihsan' kelimesini tabir ve tefsir buyurmaları var ki, insanlık tarihinde böyle bir şey yok. Cebrail Aleyhisselam bir yolcu halinde gelip Peygamber Efendimizin sohbet halesine giriyor, dizini dizine dayıyor: İslam'ın şartları nedir? İmanın şartları nedir? Aldığı cevaplara 'Doğru söylüyorsun öyledir' diyor. 'İhsan nedir' diye sorunca, Peygamber Efendimiz; "ALLAH'ı görür gibi ibadet etmektir." diye cevaplıyor. Bu meleke Ramazan'da daha çok inkişaf ediyor, oruç bunu durmadan hatırlatıyor bize. Hz. Yusuf, Mısır'a sultan olduktan sonra nafile oruç tutarmış. Sormuşlar kendisine "Orucun hikmeti nedir?" Buyuruyor ki: "Fakiri unutmayayım diye oruç tutuyorum. Ben bugün açım, o ömür oyu aç." ALLAH her zaman var, sadece Ramazanda değil ki. İnsan Ramazan halini bütün ömrü boyunca yapması lazım ki, ALLAH her şeyi görüyor, biliyor. Bütün ömür Ramazan'daki gibi uyanık olmamız lazım.

Bu uyanıklığı, Cenab-ı Hakk'la o münasebeti tesis etmeyi, imanın içimizde bir alev gibi sürekli yanması... Bunu nasıl sürekli kılabiliriz?

Bunun yolu sürekli murakabe etmek. Kendini kontrol etmek, ölmeden evvel hesaba çekmek. Ne haldeyim ben? Hakikaten ALLAH'ın arzu ettiği bir kul muyum? Bana nefsim mi hakim, ruhum mu hakim? İmanım mı hakim, arzularım mı hakim? Arzular, nefsanî olur, şeytanî olur, hevaî olur. Cenab–ı Hakk; "İnsanoğlunu halife kılacağım. Benim adaletimi, dinimi, manevi hakimiyetimi insanoğlu temsil edecek." deyince melekler; "ALLAH'ım insanoğlunun, düşmanları var, nefsi düşman, hevası düşman, şeytanı düşman. Bu düşmanlardan nasıl kurtulur da sana kulluk ederler" demişlerdi. ALLAH da; "Ben size göstereceğim ki, insanoğlu ruhu uyanıklığı sayesinde, benim emirlerime girme sayesinde melekleri geçecek."

Nasıl gafil yaşar insan, meleklerden muazzezken

Ne hüsrandır bu ALLAH'ım, hayalim ürperir cidden

İnsan meleklerden muazzezdir; fakat melekut âlemine yükselmesiyle, nefsine hakimiyetiyle, ruhunun hakimiyeti altına girmesiyle insandır. Bu uyanıklık her zaman lazım bize.

Fakat bunların bilinmesi için de öncelikle dini bilmek gerekiyor. Neyin nefsi olduğunu, neyin hevaya dönük olduğunu ve neyin de ruha dönük olduğunu ayırt etmek için dini bilmek gerekiyor. Ama bu konuda biz biraz talihsiziz....

Fevkalade söylediniz. Evvela bilgi eksikliği var. İman kelimesinin zikredildiği her ayette, peşinden aksiyon geliyor. İslam'daki amel; imanın iktiza ettirdiği işleri yapmak. İman, İslam; insanın, insan–ı kamil olmasını istiyor, insanın her işte üstün olmasını istiyor. ALLAH insanı kontrol ediyor. Takva da ALLAH'ın kontrolünü unutmamadır. Bunun için zikrettiğiniz gibi bilgi mutlaka olmalı. İman, irade, aksiyon, kontrol, imanının icap ve iktizasına göre hal ve hareket etmek.

İman kalpte nasıl oturaklaşır, nasıl fıtrat haline gelir?

İman, bütün varlığınıza hakim olan bir duygu olacak. Duygu inanç olacak. İdealler aşk olacak. Arzular, meyiller, emeller ideal olacak. Emeliniz nedir? Aşkım, ruhumun aşkı, insan olmak. İnsan olmak nedir? İnsanı hayvanlardan ayıran melekeler vardır. İnsanoğlu birtakım letaifle yaratılmıştır. Bir şiirimde demişim:

Ey ömrünü bir gayeye vakfeyleyen insan

İnsanlığı aydınlatacak nurla şuurlan

İmanla geçen her gece, gündüz gibi aydın

Bir taze bahar alemi her an hayatın

Kur'an bize yad ettiriyor Bezm–i elesti

Mümin o tecellinin ezelden beri mesti

İnsan gönül âlemini, ruh âlemini kontrol edecek, hislerini, duygularını kontrol edecek, Düşündüğüm, imanıma, inancıma layık mıdır diyecek. Ruh ancak böyle arınır. Arınmış bir ruhta da iman taht kurar.

Bazı kelimelerin gönül dünyanızdaki karşılıklarını almak istiyorum, lütfederseniz.

Estağfirullah buyurun...

İman...

Gönül verdiğiniz, ahlaken, ruhen, hissen, bağlandığınız inanç. Kur'an' diyor: "İmanı ALLAH sevdirir size. Sevgiyi size sevdirdiği gibi, kalbinize yerleştirdiği gibi, zinetlemiştir orada sevgiyi." İman, en büyük aşktır.

Hayat...

Hayat ikidir. Bedeni hayatımız, maddi hayatımız. Ruhi, ahlaki, vicdani, manevi hayatımız. İnsan, beden ve ruh iki varlıktan ibaret. Görüyorsunuz her yerde beden terbiyeleri var, bedene çok ehemmiyet verildiğinden dolayı. Ruhî terbiyeler, egzersizler yok. İrade ve ruh terbiye edilmiyor, arzular, meyiller ideal oluyor.

Medeniyet kuran toplumlar hangileri?

Hem ruhlarını, hem bedenlerini terbiye eden toplumlar. Beden ve ruhu ikisi birden sağlıklı toplumlar medeniyet kurarlar. Dinimiz, "korunmak tedaviden daha mühimdir" diyor. Devletlerin, milletlerine olan tıbbi alakası, hastaları tedavi değil de, cemiyeti sıhhatli yaşatmak. İmanın bir faydası da budur, tehlike gelmezden evvel, yangın bacayı sarmazdan evvel evi kurtarma teşebbüsleri.

Sevgi...

Meyildir. İnsanla doğar, insanla yaşar. Sevgi ikidir. Her şeyin tekamül ettiği gibi sevgi de tekamül eder. Alelade şeyleri sevmek, çocuğu sevmek, ana–babayı sevmek, Resulullah'ı sevmek, ALLAH'ı sevmek. Mertebe mertebe sevgi var. Sevgi kemale eriyor ve o zaman aşk oluyor. Sevgi burada maddi sahadan çıkıp manevi oluyor, billur oluyor, nur oluyor. İman öyle bir cevherdir ki, rahat rahat her şeyinizi veriyorsunuz. Çünkü, bütün ruhunuzla bağlanmışsınız ruhunuza... Hasan Basri der ki; "Peygamberi anlamakta bir hurma kütüğü kadar bile olamadık."

İman ile sevgi arasında vazgeçilmez bir ilişki mi var?

Birbirinin mütemmimidir, birbirini tamamlar. Sevgisiz iman olmaz, imansız da sevgi olmaz. Peygamber Efendimiz; "İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız." buyuruyorlar.

Dua...

Ruhun ifadesidir. Söz aleminde ifadesini bulamayan meyiller, aşklar dua halinde ifade edilir. Dua gönülden gelen, ruhtan gelen çağlayandır.

Gönül...

Gönül, operatörün gördüğü et parçası olan kalbin içinde, herkesin kolay kolay göremediği cevherdir. Gönül ruhumuzun, aklımızın karargahıdır.

Ramazan...

Ruhumuzun bahar mevsimi, diriliş ayı.

Din...

Hayat programı. Hem dünya âlemimizi, hem ruh âlemimizi ayarlayan hayat nizamı.

Sohbet...

Ruhun gıdasıdır. Gönlümüz sohbetsiz yaşayamaz.

Dünya...

Ahretin ziraat yeri. Dünyası olmayanın ahireti olmaz derler. Burada ne ekersek orada onu biçeriz. Hayırsa hayır, şerse şer.

Cennet...

Rabbin, en büyük nimetlerinin tecelli edeceği en büyük sahne. ALLAH'ın vaat ettiği o büyük tecelliler. Kıyâme Suresi'nde bu hususa cevap var: "Habibim, o gün simalar gül yaprakları gibi terü taze, mehtaplar gibi şakır şakır, avizeler gibi parıl parıl olacak. O gün ifadeye sığmayan, kulaklarla duyulmayan, gözlerle görülmeyen, hiçbir kimsenin hatır ve hayaline gelmeyen ALLAH'ın cemalini görecekler." Cennet, o vuslatın tecelli edeceği sahnedir. Saadetlerin saadeti.

Cehennem...

Bütün bu güzelliklerden mahrum kalmak. Ceza yeri.

Hac...

Hacda insan kendine gelir. Tövbe eder. Cenab–ı Hakk, kirlenen bedenimiz, çamaşırlarımız için temizleyici maddeler halk etmiş, su sabun. Bir de kirlenen ömrümüz var. Bu ömür de, hac gibi, Ramazan gibi fırsatlarla temizlenecek. İnsan geçmişini gözyaşlarıyla temizleyecek bugünlerde.

Her ismi güzel Rabbini bin şevk ile an da

Ruh âleminin nur saçan afakına yüksel

Gözden boşalan sel gibi yaşlarla yıkan da

Dergahına her türlü günahtan arınıp gel

Hac, hacının ruhunda bir inkılap. Ömrün de bir inkılap yapmasıdır. Kötülüklerden sıyrılıp yeniden insan olmasıdır.

İkbal der ki; hac ve umreye gidenlere imrenirim. ALLAH davet etmiş Kâbe'ye gitmişler, Resulullah çağırmış ravzaya gitmişler. Hacdan umreden döndükleri gün ziyaret ederim. Bakarım hepsinin hediyesi aynı hediye, hurma, zemzem, misvak, tesbih, seccade... Çarşıdan alınan şeyler. Sorarım; dostlarım o beldelerde Ebubekirler, Ömerler, Osmanlar, Aliler yetişti. Orardan Hz. Ebubekir'in imanını, Hz. Ömer'in adalet ve cesaretini, Hz. Osman'ın haya ve sahavetini, Hz. Ali'nin imanını ve irfanını, Halid ibn–i Velid'in askerlik dehasını getireniniz yok mu? İnsanlık bunlara muhtaç.

Aşk...

Ruhun miracı.

Şiir...

Şuur'den gelir. Duygu manasına. Bir duyulan vardır, bir de duyanın değeri vardır. Duyanla duyulan ne kadar kutsi, ne kadar temiz, ne kadar yüksek olursa, şiir de o nispette kuvvet ve değer kazanır. "Her eser güttüğü davadan alır kıymetini." Bu bir şiire ait ifadedir. Mevlana yirmi sene okumuş, yirmi sene okutmuş. Bu zatın kırk senelik bir tahsil hayatı var. O halde kırk senenin mahsulü olan şiirleri basit olamaz. İlim âleminde yoğrulmuş, ilham gelmiş coşmuş. Onun sevgisi aşk olur, bu aşk ALLAH'a kadar yükselir, sonsuzu bulur. Şiir, sonluda sonsuzu bulmaktır.

Estetik...

Çirkini güzel yapar, güzeli daha güzel yapar. Efendimiz, "ALLAH güzeldir, güzel şeyleri sever." buyuruyor. Bir delikanlı birkaç sene evvel; 'Hassan bin Sabit'in Peygamberimiz hakkında hamasi şiirleri var mı?' diye sormuştu. 'Var' dedim. Peygamber şairi Hassan bin Sabit diyor ki; "Peygamber'in öyle hedefleri var ki, büyük hedeflerinin hududu yok. En küçük hedefi kainattan büyüktür." Burada teşbih var. "En küçük hedefi kainattan büyüktür" deyince kainat küçülüyor yanında. Burada edebiyat kemalini buluyor, ruhun bir ifadesi olmuş oluyor sanat. Çirkini çirkinlikte bırakmıyor, güzelleştiriyor.

Medine...

ALLAH–u Teala'nın en sevdiği insanın, Kur'an–ı Kerim'in tatbikatçısı olan Muhammet Mustafa'nın Medine–i Münevvere'de yaşaması, oraya gömülmesi Medine'nin ne olduğunu anlatan en büyük tarif, en adil vasıf. Osmanlı hattatı Abdullah Zühdi, Sultan Abdülmecit zamanında Harem–i Şerif'in yapılmasıyla oraya bir levha yazmış. Hâlâ orada o levha vardır. Bir hadis–i şerif; "İman, yılanın deliğine çöreklendiği gibi Medine'ye çöreklenir." Medine, imanın karargahıdır.

İmani bir perspektiften bakamadığımız için ruhi hayatımızda olduğu gibi beşeri ilişkilerimizde de ciddi sarsıntılar yaşıyoruz. Sabır–şükür dengesini kuramıyoruz. Gün geliyor çok küçük şeyleri hayatın gayesi haline getiriyoruz. Değerler hiyerarşisi değişiyor....

Buna şu şekilde yaklaşabiliriz: ALLAH–u Teala buyuruyor ki; "İnsanoğlunu bana kul olsun diye yarattım." Hayat kulluktur. Hayatımız o büyük talimatın, büyük planın içindeyse, adaleti, ortamı, huzuru buluyor. Dünyaya, dünya nimetlerine, ALLAH'ın vaatlerine bakışı değişmiyor. Aksi halde kalbinin bozulmasıyla insana, dünyaya, hayata bakış da değişiyor. ALLAH'a itaat etmeyen kullar, raydan çıkan tren gibidir. İlahi feyizlerden mahrumiyetle birlikte onun mutluluğu artık imkansızdır. Hayat hep bir kandırmacadan ibarettir. İnsanın hayvani sıfatlarına hürriyet verip de, insanın ruhani, manevi hayatına değer vermeyen kimselerin gittiği yol yol değildir. Çünkü bunlar artık 'ihsan'dan ayrılmışlardır. Ahlâki vicdandan mahrum fert ve cemiyetler huzuru bulamazlar.

Ruh âleminden, ruh âlemine yükselmekten bahsediyorsunuz. O âlem bize yabancı. Nasıl bir âlem orası?

İnsanın kontrol edildiği bir âlem. Hislerinizin, arzularınızın ulvileştiği, kötü meyillerin dizginlendiği bir alem. Bütün zulümlerden uzaklaştığınız bir âlem.

Türk milletinin mukaddes beldelere, mukaddes emanetlere, Hazret–i Peygamber'e, Sahabe–i Kiram'a hususi bir bakışı mı var ki, bu konularda pek çok iltifata mazhar olmuşuz, tarihten bugüne?

RABBİMe hamd olsun ki, öyle. Yıllar evvel Endonezya eski başbakanlarından Dr. Muhammet Nasır'dan işittim. "Osmanlı Türkü, İslamiyet'i Ashab–ı Kiram gibi anlamış, hizmet dini, aşk dini. Bu aşk, bu hizmet kendisini fedakâr yapmış. 'ALLAH ve Resulullah'a çok samimiyetle bağlı bir terbiye almış. Bu aşkı yaşayan büyükleriniz şehit olup giderken yaralı kalbini ALLAH'a açmış; ALLAHım evlad u ahfadımı küfre çiğnetme', demiş. Müslüman Türklerde gördüğüm bu dini terbiye, o İlahi duanın kabulüdür" demişti. Bu, büyük bir aşktır. Mesela Peygamber Efendimiz'e komşu olmak bana pek çok dost kazandırıyor. Ben kimseye ne birşey yapabiliyorum ne de bavullarına bir hediye koyabiliyorum. Ben Peygamber'ime, ALLAH'ıma ait güzel bir cümle söyleyebilirsem... onun için seviyorlar beni. Bunu görmek bana en büyük destek oluyor, imanıma güç kazandırıyor. Bu milletin büyüklüğü buradan geliyor. Bir Mısırlı diyor ki: "İstanbul'a geldim, burası nasıl bir şehir? Her caddesi, her sokağı insana ALLAH'ı hatırlatıyor. Her sokağında karşıma cami çıkıyor."

"Alevler içindeler; ama yanmıyorlar" başlıklı bir makaleyi Mısır'da okuyup gıptayla 'ALLAH'ım böyle bir gençliği benim ülkemde de görebilecek miyim?" diye dua ettiğinizi yıllar önce duymuştum.

60 senedir hâlâ aynı duayı ederim. 1930 ile 1939 tarihleri arasında Konya Kapı Camii'nde Ramazanlarda mukabele okurduk. Buraya üç tane lise talebesi gelirdi. Konyalı, o üç talebe camiye gelirken istikbal ederdi, ayağa kalkardı. Şimdi bakın ki ALLAH–u Teala dualarımızı kabul buyurmuşlar, milyonlarca genç yetişmiş de, alevler içindeler; ama yanmıyorlar. Bize de bu büyük nimet, bu büyük lütuf karşısında şükretmekten gayrı ne düşer? Bugün ben ektiği fidanın meyvesini yiyen bahtiyar gibiyim. Dualarımın kabulünü görüyorum. Bu iman, irfan gençliği benim kabul olan dualarım, gerçekleşen rüyalarım diyorum. Altmış senedir bunu istiyordum, görmekle bahtiyarım elhamdülillah.

Bediüzzaman Hazretleri'nin Tarihçe–i Hayatı'na yazdığınız bir önsöz var 1956'da bildiğim kadarıyla size böyle bir yazı teklif edildiğinde Bediüzzaman'ı tanımıyordunuz....

Üstad Bediüzzaman'ın eserleriyle beraber beraat ettiğinde Ankara Hukuk Fakültesi'nden Atıf Ural isimli bir gençten bir mektup aldım. Diyordu ki: "Hocam kardeşlerimiz, abilerimiz, burada Tarihçe–i Hayat diye bir eser yazdılar, oraya sizin bir önsöz yazmanızı teklif ettim kabul ettiler. Eğer bu önsözü yazarsanız hayatınızda dua almanıza, hayatınızdan sonra da rahmetle yad edilmenize vesile olacak." Hukuk fakültesinden bir gencin öldükten sonra rahmetle yad edilmemi hatırlaması, beni böyle bir iyiliğe vesile kılmasından duygulanmıştım. Yazdım, dedim ki: "700 sayfalık bir esere ne yazacağız? Ben görmemiştim Üstad'ı." Çocuk tayyareyle külliyatı gönderdi bana. Okudum doyamadım. Sonra bir telgraf geldi. Matbaa diyor ki: "Bütün harflerim bu kitaba bağlandı, önsöz gelmezse neşredeceğim. Acele gönderiniz." diyordu. Ravzada sabah namazını kıldım, Besmeleyle başladım yazmaya. 16 sayfalık makaleyi yazdım, şiirleriyle beraber. Son mısraı da çok hoşuma gider

Ruhun bu ihtiyacını söyler akan sular,

Kur'an'a her zaman beşerin ihtiyacı var.

Fakiri sevenler onu okuyorlar. İnşaALLAH öldükten sonra da rahmetle anılmama vesile olur.

Ne kadar sürede yazdınız?

Yirmi dört saatte. Yazılması da İlahi bir tecelliydi. Salih Özgan anlatır; "Üstad, üç defa okuttu. Hiçbir kelimesine itiraz etmedi. Sonra şöyle buyurdu: Ben bunu bir İltifat–ı Peygamberi olarak kabul ediyorum." Üstad Bediüzzaman bir daha emir buyurmuşlar; "Bu önsöz Medine–i Münevvere'de bulunan...." ifadesini de yazmışlar oraya.

Ben tamamlamak istiyorum bu cümleyi. "Bu önsöz Medine–i Münevvere'de bulunan mühim bir alim tarafından yazılmıştır."

ALLAH dualarını kabul etsin, büyüklerin şefaatlerine nail eylesin.

Mehmet Gündem


Logged

Biliyorsan konuş, biliyor desinler.
Bilmiyorsan sus, adam desinler.
MUHARREM TALHA

"ah mine'l aşk ve halatihî ,ahraka kalbî bi hararatihî"
Site yöneticisi
*****



ebedi talebe
Offline Offline
Üye No: 24
Nerden: dünyanın merkezinden :))
Mesaj Sayısı: 1.687
15 Mesajına Toplam
20 Kere Teşekkür Edildi
WWW
Durumum:
« Yanıtla #1 : Ağustos 29, 2008, 02:08:11 »

Rahmetli Ali Ulvi Kurucu  nun  hatıralarının 1. cildini okumaya ölü zaman olarak gördüğüm   araba yolculuğunda okumaya  başlamıştım.
fakat 2 kerre gözyaşlarıma mani olamayınca kitabı evde okumak üzre bıraktım.. 
 beni derinden etkileyen ilim yoluncaki gayretleri,çabaları vede hicreti..
  röpörtaj bile  sanki sohbet tadın da 
 
Logged

Harabat Ehline Hor Bakma Zakir,
Hazineye Malik Viraneler Var
Sayfa: [1]   
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Site Map | Arşiv | Wap | Wap2 | Wap Forum | Rss
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.4 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks
| Sitemap
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Sitemap
1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 81, 82, 83, 84, 85, 86, 87, 88, 89, 90, 91, 92, 93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 123, 124, 125, 126, 127, 128, 129, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 137, 138, 139, 140, 141, 142