Tasavvuf, İslam, Dini Resimler, Şiir, Kıssadan Hisseler, Hikayeler | ismetiyye.com
Aralık 01, 2008, 09:04:28
3 Zil-Hicce 1429 *
....................................Selamün aleyküm, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Son Konular Üyeler Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]   
  Yazdır  
Gönderen Konu: Ahmet Cevdet Paşa üzerinden muhafazakârlık resimleri  (Okunma Sayısı 109 defa)
 
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Hacegan

Suffa Mektebinin Mirasçısı
Teknik Görevli
*******



Aşk Olacak Aşk, Aşk'sız Olmaz..
Offline Offline
Yaş: 23
Üye No: 14
Nerden: 72/A
Mesaj Sayısı: 7.330
Nasıl Biri:
68 Mesajına Toplam
103 Kere Teşekkür Edildi
WWW
Durumum:
« : Nisan 25, 2008, 11:55:13 »

Türkiye muhafazakârlaşıyor mu/dindarlaşıyor mu sorusu tekrar gündemde. Gündemde ama meseleyi tartışmaya kalkanlar daha doğrusu Türkiye'nin dindarlaştığını söyleyenler zaman olarak kendi aile tarihlerini, mekân olarak da doğup büyüdükleri yedi soylarının dayandığı semti örnekleme yoluna gidiyorlar. Tek tek vakalar üzerinden hafakan geçirme psikolojisi aşılamadığı için de, değişmekte olanın resmi tam olarak tasvir edilemiyor.

Defaatle söylediğim şeyi bir defa daha tekrarlamak durumundayım. Yayımızı en az 150 yıl öncesine germeden durumu tespit etmemiz mümkün değildir. Bir ülkenin sosyal gerçekliği söz konusu olduğunda diş çıkaran çocuk tedirginliği merkeze konularak yol alınmaz.

Türkiye'nin muhafazakârlaştığını/ dindarlaştığını iddia edenler sokakların dili üzerinden analizde bulunuyor. Oysa sokakların dili bize sadece artık nüfusun büyük çoğunluğunun köylerde değil kentlerde yaşadığını veriyor. Sokakların dili ile ilgili diğer önemli gösterge ise insanların artık ev merkezli, aile-akraba merkezli yaşamaktan giderek uzaklaştığını gösteriyor.

Türkiye'nin ne kadar "dindarlaşamadığını" Ahmet Cevdet Paşa(1822-1895) üzerinden anlatmayı deneyeceğim. Daha doğrusu Ahmet Cevdet Paşa'nın mektupları üzerinden.

"Ahmet Cevdet Paşa'nın Aile Mektupları"nı Doç. Dr. Ahmet Cihan yayına hazırlamış. Bu mektupların birkaçından Mübahat Kütükoğlu'nun Ahmet Cevdet Paşa Sempozyumu'na sunmuş olduğu tebliğ dolayısıyla haberdardım. Nitekim Fatma Aliye: Uzak Ülke romanı için bu mektuplardan ziyadesiyle istifade ettim. Çünkü mektuplar olanca resmiliğine rağmen, yine de Ahmet Cevdet Paşa ailesinin mahrem çizgilerini vermesi açısından romanı üzerine bina edebileceğim çok özel renkler sundu. Nitekim Ahmet Cevdet Paşa'nın mektupları ile ilgili olarak İlber Ortaylı "İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı"nda şu tespiti yapıyor:"Cevdet Paşa'nın eşine yazdığı mektuplar ağırbaşlı fakat muhabbet dolu mektuplardı…" (sh.268)

Muhabbetin zarafeti için lütfen şu satırlara dikkat ediniz: "Bu hafta aldığım mektupta keyifsiz olduğunuzu yazmışsın. Kederimden bir iki gece uyku uyuyamayıp ben de keyifsiz gibi oldum. Ne yapayım, Cenab-ı Hak heman sıhhat ve afiyet idüp de kariben Dersaadetde mülakatımızı müyesser eylesin."

Ahmet Cevdet Paşa'nın imparatorluk coğrafyasının farklı vilayetlerinde görev yaparken ailesine yazdığı bu mektuplar geldiğimiz yeri anlayabilmemiz ve anlamlandırabilmemiz açısından çok önemli. Çünkü bu mektuplar ailesinden uzakta bulunan Cevdet Paşa'nın bir taraftan ağır şartlar altında geçen teftiş günlerine dair önemli bilgiler veriyor bir taraftan da İstanbul'daki konağın mali düzenini satırlar üzerinden yönetebilme çabasını: "Benim gibi, sen de paranın kadrini bilip de arttırmış olsaydın iyice paramız birikir idi. Ben, bu kadar kalabalığı idare ettikten sonra size göndermek içun para dahi artırıyorum. Bu sözüm latifedir, yoksa haset edip de zahmet çekmenizi hiç tecviz etmem bilirsin. İki gözüm efendim."

Mektupları okudukça 1864 yılında yazılmış olan satırlar üzerinden zevc ve zevcenin birbirlerine olan sitemlerinin değişmeyen renklerini yakalamak etkileyici ve düşündürücü. Adviye Hanım "efendisinin" aylar süren teftişinden bunalmıştır. Üstelik bir bebek beklerken, paşa bırakıp gitmiş; onun yokluğunda bebek dünyaya gelmiş adı Emine Semiye konmuştur. (Kitabı yayına hazırlayan Emine Sümeyye olarak okumuş ki daha önce yapılmış bütün çalışmalarda Paşa'nın ikinci kızının adı Emine Semiye olarak geçmektedir. O halde okuyucu olarak Doç .Dr. Ahmet Cihan'ın neden Sümeyye ismini tercih ettiğini bilmeye hakkımız var diye düşünüyorum.) İnşALLAH erkek olur diye dua ettiği bebek bir kız olarak dünyaya gelmiş, lakin Paşa'nın devlet işleri bir türlü bitmemiştir. Devlet işi neyse de. Ya gönül işi. Adviye Hanım türlü dedikodulara muhatap olmaktadır. Ahmet Cevdet Paşa'nın o uzak diyarlarda evlendiği bile söylenmektedir. Paşanın bu satırlara mukabelesi karakterinin bütün ipuçlarını verecek özelikler taşımaktadır adeta: "Yine evlenmek lakırdıları yazmışsın. Artık bu sözleri istemem. Halkın ağzına niçin bakıyorsun. Ben evlenecek olduğum vakit başımdan bir nikah geçmek niyetiyle evlendim ve ALLAH'tan öyle istedim. Şimdiye kadar başka suret hatırıma gelmedi ve ALLAH göstermesin. Halkın dedisi kodusu bitmez ve niçin söylüyorlar diye gücenmek iktiza etmez."

Ahmet Cevdet Paşa'nın mektuplarına Cuma günü de devam edelim. Çünkü bu vesile ile haza Osmanlı efendisinin portresindeki ana çizgilere ulaşma imkanı da bulmuş olacağız. Şimdiye kadar daima kadın ve aile kelimeleri bir terkip içinde birbirini bütünledi. Oysa İslamiyet'te aileden doğrudan sorumlu olarak erkek görülür. Tanzimat sonrası başlayan kadın ve aile vurgusunu günümüzde tekrar erkek ve aile üzerinde yoğunlaştırabilmek için öncelikle haza Osmanlı erkeğinin özelliklerinde düşünmemiz gerekiyor.


Logged

Biliyorsan konuş, biliyor desinler.
Bilmiyorsan sus, adam desinler.
Hacegan

Suffa Mektebinin Mirasçısı
Teknik Görevli
*******



Aşk Olacak Aşk, Aşk'sız Olmaz..
Offline Offline
Yaş: 23
Üye No: 14
Nerden: 72/A
Mesaj Sayısı: 7.330
Nasıl Biri:
68 Mesajına Toplam
103 Kere Teşekkür Edildi
WWW
Durumum:
« Yanıtla #1 : Nisan 25, 2008, 11:55:42 »

Türkiye'nin ne kadar muhafazakârlaştığını ya da muhafazakârlaşmadığını Ahmet Cevdet Paşa'nın mektupları üzerinden okumaya devam ediyoruz.

Paşanın mektuplarına; “kadın kısmısı kuş gibidir ne fazla sıkmaya ne de boş bırakmaya gelir” sözünün satır arası bir ilke olarak eşlik ettiğini söylemek mümkün. Paşa özellikle para konusunda, zevcesini fazla sıkmamaya itina göstererek, tutumlu olmak konusunda sık sık uyarma ihtiyacı hissetmekte.4 Ekim 1863 tarihinde yazılmış mektupta şu ifadeler dikkat çekici:

“Böyle dağlık ve taşlık yerlerde gezip de birçok dolaşık işlerle uğraşmayı kim ister ve gidip de evinde rahat etmeyi kim istemez. Fakat İstanbul'da henüz başımızı sokacak bir hanemiz yok. Oraya gidildiği gibi ibtida nasıl araba alalım diye bahse girilecek. Bilirsin ki biz sayesiz ve sermayesiz adamlarız. Şimdi de öyleyiz. Zahmetsizce para kazanılmıyor. Benim de zaten emeksiz ve zahmetsiz para kazanmak efkarım olmadığını bilirsin.”

Bir ev bir araba.1863'ü 2008 bağlayan cümle bu. Günümüzde de ihtiyaçların en başında bir ev ve araba geliyor.Devirler değişse de ev ve araba “ihtiyaç” olmaya devam ediyor.Dört küheylanın ya da dört lastiğin çekiyor olması ihtiyacın şiddetini azaltmıyor.Yaz sıcaklarının kendini hissettirmeye başladığı şu günlerde dar gelirlisinden parasının hesabını bilmeyene kadar herkes bir üst model peşinde.Dar gelirli için önemli olan ayaklarını yerden kesecek bir yerli otomobil.Ayakları nicedir yerden kesik olanlar ise bir üst model ile arabalarını yenilemek derdinde.Reklamlar bu konuda ziyadesiyle mihmandar.

Ya evler? Evler onca genişliğine rağmen sadece çekirdek ailenin barınağı. Paşa'nın evinde ise evli ve bekar baldızları da yaşamaktadır oysa, mektuplarda uzun uzun hepsine selam edilir:”Valide hanımın ellerinden öperim.Neşet Bey'e,Feride Hanım'a,ve Faika ve Fahire hanımlara selam eylerim.”

Bu seyahatten sonra Ahmet Cevdet Paşa ihtimal Bebekteki Yalı'yı alabilecek kadar para biriktirmiş olacaktır. Bebekteki yalının kaç odası vardır?Ya da yazları gidilen Göztepe'deki konakta kaç oda vardır? Odaların sayısı kadar burada kimlerin yaşadığı da önemli. Sadece Adviye Hanım'ın akrabaları değil aynı zamanda Lofça'dan okumak için İstanbul'a gelen yatılı eğitim gören öğrenciler de izin günlerinde konakta kalmaktadırlar.Aristokrat ailelerde iç güveysi adetinin olduğunu ve nitekim Fatma Aliye Hanım'ın da evlendikten sonra ailesi ile aynı evde yaşamaya devam ettiğini hatırlayacak olursak; dört salonu, on beş-yirmi odası olan bir konağın pek büyük olmadığı anlaşılacaktır.

Günümüzde ise dar gelirliler başlarını sokacak, kira belasından kurtulacak bir ev hayaliyle yaşarken, zenginler evlere yatırım gözüyle bakmakta.Sınırlı topraklar üzerinde “mekan” yatırımı yapmanın başkalarını mekansız bırakacağı endişesi taşıyan kaç kişi vardır? Ev alabilecekken almayan.Fazla talep oluşturarak ihtiyacı olanların nasibini zora koşmayayım diye düşünebilecek kaç kişi vardır?

Paşa yukarıda alıntılamış olduğum mektubunda para kazanmanın güçlüklerinden bahsettikten sonra esasında kendisinin de asla emeksiz ve zahmetsiz para kazanmak arzusunda olmadığını vurgulamakta. Bu cümle ile Ahmet Cevdet Paşa'nın muhafazakarlığını günümüz muhafazakarlığına bağlamayı deneyelim. Günümüzde muhafazakar kimlik ile “tanınma politikası” güdenler, “emeksiz ve zahmetsiz” para kazanmak istiyorlar mı istemiyorlar mı? Daha anlaşılır olması için soruyu şöyle değiştirelim. Para üzerinden para kazanmak muhafazakar kimlik için sakıncalı mıdır? Yani emek ve zahmet olmadan para kazanmak.

Buna gönül rahatlığı ile evet diyebiliyor muyuz?Hayır.

Buraya kadar dikkat ederseniz süreklilik vurgusu üzerinden yol aldım.Değişmeyen ihtiyaçlardan değişmeyen kadın erkek ilişkilerinden.Değişenin ne olduğunu bir sonraki yazıya bırakıyorum.Umarım sıkılmadınız.


Logged

Biliyorsan konuş, biliyor desinler.
Bilmiyorsan sus, adam desinler.
Sayfa: [1]   
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Site Map | Arşiv | Wap | Wap2 | Wap Forum | Rss
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.4 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks
| Sitemap
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Sitemap
1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 81, 82, 83, 84, 85, 86, 87, 88, 89, 90, 91, 92, 93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 123, 124, 125, 126, 127, 128, 129, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 137, 138, 139, 140, 141, 142