fukaha
Bizden biri
|
 |
« : Mayıs 03, 2008, 02:00:06 » |
|
 |
|
 |
 |
Okçular, tekkelerine kavuşuyor SEVİNÇ ÖZARSLAN Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan Okmeydanı'ndaki Okçular Tekkesi, Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ın talimatıyla Beyoğlu Belediyesi tarafından restore ediliyor. 2008'de bitecek olan restorasyon sonucunda bir kültür sitesi haline getirilecek olan komplekste hem okçuluk sporu yapılacak hem de her türlü kültürel faaliyete imza atılacak. Osmanlı okçuluğunun merkezi, Okçular Tekkesi yeniden inşa ediliyor. Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ın talimatıyla yapımına başlanan tekke, 2008'de bitirilecek.
Tekke'de yeniden lisanslı okçular yetiştirilmesi amaçlanıyor. Okçuluğu bir savaş aracı değil de spor olarak gören Osmanlı, 15. yüzyılın başında Edirne ve Bursa'da ok meydanları kurdu. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'u fethettikten sonra Okmeydanı'nı sahiplerinden satın alarak bu bölgeyi okçulara tahsis etti ve buraya sadece okçuların kalabileceği bir tekke yaptırdı. Bugün Keçecipiri Mahallesi'nde bulunan top sahasının hemen yanındaki arsada temelleri kalan bu tekkede, 70 yıl öncesine kadar okçular yetiştiriliyordu.
I. Dünya Savaşı'nda ordugah olarak kullanılan tekke, 1925'te tekke ve zaviyeler kanunuyla kapatılmıştı. Ancak Atatürk 1937'de okçuluk geleneğinin kaybolmaması için kemankeş (ok atan kişi) ailelerinden gelen küçük bir gruba Okspor'u kurdurtu. Atatürk'ün ölümünden bir süre sonra 1939'da o dönemin iktidar partisi CHP tarafından Okspor kapatılınca 15. yüzyılda başlayan bu geleneğe son nokta konuldu. 1950'lilerde, Okspor tekrar açıldı; ancak bu kez bir futbol kulübü olarak yeşil sahalarda faaliyet gösterdi.
Okçular Tekkesi'nden bugün geriye, yıkılmak üzere olan namazgah, bir minare, kemankeşlerin barındığı çardak, minber ve okların düştüğü yere dikilen kitabe niteliğindeki 20 adet taş kalmış. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatıyla Beyoğlu Belediyesi geçen şubat ayında Okçular Tekkesi'nin restorasyonunu yapmaya başladı. Üç aylık bir çalışma sonucunda tekkenin temelleri ortaya çıkarıldı. Proje, arşiv fotoğrafları ve gravürlerle desteklendi. Okçular Tekkesi ile ilgili bilgi veren Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, şöyle konuşuyor: "Tekkenin bulunduğu alan iki bölümden oluşuyor. Birincisi ok atışlarının yapıldığı 4 bin metrekarelik alan. Yan tarafında ise şimdi Okspor'un sahası olan, içinde tekkeye ait minberin bulunduğu ikinci alan. Okçular Tekkesi restorasyonu bittiğinde içinde küçük bir müzenin yer aldığı ve kültürel faaliyetlerin yapıldığı bir kültür sitesi inşa edilecek. Sahanın olduğu alanın altına büyük bir otopark ve semt pazarı, depremden korunmak için afet koordinasyon merkezi yapılacak. Üstü büyük bir park olacak. Kalan alanda ise ok sporunun yapıldığı bir kompleks inşa edilecek." Okmeydanı çarpık kentleşmenin en yoğun yaşandığı semtlerden biri. Okçular Tekkesi projesi bu sebeple Okmeydanı için ciddi bir kazanım. Demircan, "Okmeydanı tarihî misyonunu kaybetmiş aslında. Bu proje o bölge için bir şans olacak. Çünkü tarihî eserlerin restorasyonu yapıldığında, çevresi de hemen o güzelleşmeye endeksli bir iyileşme sürecine giriyor. Böyle bir yerin kurtarılma düşüncesi Başbakan'ımızın siyasete başladığı dönemler idealinde olan bir projeydi." diyor.
Geleneksel Osmanlı okçuluğunu yaşatmak için her pazar Beylerbeyi Stadı'nda antrenman yapan Okçuluk Araştırma Derneği (OKADER)'nden Murat Özveri, "Oysaki bundan tam bin yıl önce Osmanlı topraklarında okçuluk sportif faaliyet olarak yapılmaya başlanmıştı. Bu nedenle Okçular Tekkesi, dünyanın en eski spor kulübü olma özelliğini taşıyor." diyor.
Bir spor kulübü olarak Okçular Tekkesi
Okçular Tekkesi'nde sistemli bir eğitim söz konusu. Tekkede açık hava atışları 6 Mayıs'ta hıdrellezde başlıyor, 8 Kasım'da bitiyor. Öğrencinin kabulü ve mezuniyeti birtakım törenlerle, belli bir format çerçevesinde gerçekleştiriliyor. Okçuluğu öğrenmek isteyen kişi tekkeye geliyor. Sadece kendisine tahsis edilen, pir adı verilen kişiden eğitim alıyor, antrenmanlara katılıyor. Pirin gözetiminde 594 metreye ok düşürebildiği takdirde tekke sicil defterine kaydı yapılıyor ve tıpkı geleneksel sanatlarda olduğu gibi icazet alıyor. Ayrıca tekkede spor kulübünün sosyal imkanları da var. Sporcular yatılı kalabiliyor. Yatakhaneler, yemekhaneler, toplantı odaları, tekke şeyhinin ve meydanı yönetmekle görevli diğer yöneticilerin kaldığı bölümler işlevini uygun olarak kullanılıyor.
Tekkede ilişkiler belli bir adap çerçevesinde yürüyor. Sosyal ve siyasi sınıf farklılıkları yok. Sultan bile gelse, kendisinden daha kıdemli bir kemankeşe saygı göstermek zorunda. Ünlü kemankeşlerden bir Osmanlı vezirinin "sadaretim dışarıda kaldı, ben de burada sizlerden biriyim" dediği kayıtlara geçmiş. Önemli rekorları ve Okmeydanı'nda birçok nişan taşı bulunan II. Mahmut iyi kemankeşler arasında. II. Mahmut'un, attığı mesafeyi kendisine yaranmak için yalan söyleyen iki havacıyı işten çıkardığı biliniyor. Meydan adabına aykırı davrananlar gruptan dışlanıyor ve özür dileyene kadar hiçbir gruba dahil olamıyor, cumartesi akşamları yapılan sohbet toplantılarına katılamıyor, hatta atış yaparken yardım isterse kimse kendisiyle ilgilenmiyor.
Tarihe not düşen taşlar
Okçular Tekkesi'nde, kemankeş unvanını almak için en önemli şart, oku 594 metreye düşürmek. Bunu başaran kemankeşlerin rekorunu tescillemek için de okun düştüğü yere taş dikiliyor. Bu taşlara menzil taşı adı veriliyor. Daha süslü olan padişahların taşına ise nişan taşı deniyor. Taşların üzerinde bulunan kitabelerde, menzili atanın adı, atış tarihi ve mesafesi ebced ile tarih düşürülüp, hat yazısı ile yazılıyor. O dönemde 300'den fazla olduğu tahmin edilen taşlardan Okmeydanı'nda bugün sadece 20 tane kalmış. Her biri birer belge ve sanat eseri niteliği taşıyan taşlar, ya gecekonduların temel taşı olarak kullanılmış ya da sel baskınlarında sürüklenip harap olmuş. Şansı olanlar mezar taşı zannedilip Kulaksız mezarlığına atılmış. Fotoğraflarını çekmek için Okmeydanı'nın yokuş yollarında gezerek bulduğumuz II. Mahmut'un, III. Selim'in nişan taşlarının apartmanlar arasına sıkışmış halini görünce, buralarda gerçekten bir zamanlar padişahların yaşadığına insan inanmakta zorluk çekiyor. Piyalepaşa Mahallesi'nde bir mobilya atölyesinde bulunan Hacı Beşir Ağa'ya ait menzil taşının çöp torbaları arasında kalmış içler acısı görüntüsü bir yanda dururken, Keçecipiri Mahallesi Şahin Çıkmazı sokağı üzerindeki 7 No'lu evin bahçesinde bulunan yine II. Mahmud'a ait nişan taşının, ev sahibi izin vermediği için fotoğrafını bile çekemedik. Fetih kazanan bir padişah olan Fatih Sultan Mehmet, kimsenin toprağını gasp etmeden Okmeydanı'nı satın alıp buraya tekke kurdurmuştu, oysaki şimdi tapusu bile olup olmadığı belli olmayan evlerin bahçelerinde yer alan bu taşları görememek tarihle yaşanan zaman arasındaki farkın gün geçtikçe arasının açıldığının en acı göstergesi.
Okçuluk Osmanlı'da neden önemli?
Öncelikle okçuluk bir savaş sanatı. Büyük savaşlar kazanmış, gücünü dünyaya kabul ettirmiş bir imparatorluk olan Osmanlı, savaş sanatlarına çok fazla değer veriyor. İkinci sebebi tasavvufi bir yönünün olması. Yay, insanın içindeki iyinin ve kötünün, nefsin ve ulviliğin vahdet-i vücut inancında bir araya gelmesini simgeliyor. Alt yay kolu süfliliği, üst yay kolu ulviliği ifade ediyor. İki yay kolunun birleştiği kabza, mukaddes olarak görüldüğü için antrenman öncesinde ve sonrasında öpülüyor. Ayrıca hem meydan hem de dergah okçular için kutsal bir mekan. Bu sebeple meydana abdestsiz girmek yasak.
Üçüncü en önemli sebep ise, statü edinme ihtiyacı. Sosyal açıdan gelişmiş olan yükselme dönemindeki Osmanlı ve halkı, okçuluğa hem paralarını hem de zamanlarını ayırıyorlar. Çünkü okçuluk pahalı bir spor dalı. Yaylar ve oklar o dönemde de, günümüzde de pahalı. Bir yayın 1 ile 3 sene arasında yapıldığı düşünüldüğünde bu pahanın sebebini anlamak zor değil. Pahalı spor dalları genellikle zengin ülkelerde yapılıyor. Günümüzde ABD'de ok ve yayla avlanan iki buçuk milyon insan yaşıyor. Osmanlı'nın yükselme dönemindeki durum da aynı. Fakat gerileme dönemindeki finansal çöküntüden okçuluk da nasibini alıyor.
Dünyada Osmanlı okçuluğunu araştıran ciddi bir kitle var. Mesela Polonya kökenli Kanadalı Adam Carpoviç, Osmanlı yayı yapan ve Osmanlı stili ok atan biri. Türkiye'de ise bir grup diş hekimi ve mühendis tarafından geçen yıl kurulan OKADER geleneksel Osmanlı okçuluğunu devam ettirmeye gayret ediyor. Murat Özveri, "Okçuluk Hakkında Bilmek İstediğiz Her Şey" adlı kitabı kendi imkanlarıyla yayına hazırlamış. Yüksek Mühendis Şinasi Acar'ın menzil taşları ile ilgili hazırladığı araştırması yakında çıkacak. Ayrıca 30 yıldır Okmeydanı'nın gasp edilmesini engellemek için uğraş veren İlhan Hattatoğlu gibi isimler Osmanlı okçuluğunun öneminin günümüzdeki yansımaları.
İlk spor kulübünün yönetim hiyerarşisi
Tekkede demokratik bir yönetim söz konusu. Çünkü, tekkenin en üst makamında bulunan, yönetimden sorumlu olan meydan şeyhi, icazetli kemankeşlerin oyuyla seçiliyor. Yeniçeri ağası, meydanda hayvan otlatılmasını, bahçe yapılmasını, ev kurulmasını engellemek üzere görev yapıyor. İhtiyarlar heyetindekilerin her biri rekor sahibi kemankeşlerden oluşuyor. Hukuki anlaşmazlıkları ise meydan kadısı çözüyor. Mesela atılan menzille ilgili fikir ayrılığı çıkarsa kadıya danışılıyor. Meydanın ve tekkenin eşyasından sorumlu olan kişi ise tekye nişin. Meydan şeyhinin yardımcısı ve katiplik işlerine meydan nakibi bakıyor. Bunların dışında meydan imamı ve hatibi, korucular, havacılar, aşçı ve hizmetkarlar var. Okun düşüşünü havacılar takip ediyor, okun düştüğü yeri tam tescillemek için en az dört havacının şahitliği gerekiyor. |
|
 |
|
 |
|