sarıklı mücahid
Bağımlı üye
|
 |
« : Temmuz 09, 2008, 10:29:49 » |
|
 |
|
 |
 |
Bu hususta yüreğimi dağlayan bir mevzuu sizlerle paylaşmak isterim. Türkiye’de yaşayan Müslümanlar olarak, “Kur’ân-ı Kerim’le haşir-neşir olmak hususunda” çok ciddi ihmalimiz ve eksiğimiz var. Hacca veya umreye gidenler görmüştür: Harem-i Şerifte ve Mescid-i Nebevi’de, diğer ülkelerden gelmiş olan Müslümanlar, ezana birkaç dakika kalsa bile, mescide girer girmez hemen Kur’ân-ı Kerim’e uzanıp okuyorlar. Bizim mübarekler ise bazen saatlerce sohbet ediyorlar. Aynı durum Türkiye’deki camilerde de mevzubahis. Şahsen camide oturup Kur’ân-ı Kerim okuyarak namaz vaktini bekleyen, ya da namazdan sonra vaktini böyle değerlendiren nadir insanlar gördüm. Bazı camilerde birkaç Kur’an-ı Kerim ancak var. Bazılarında da çok süslü kütüphane yapmışlar, ama içlerine ya ilgisiz kitaplar doldurmuşlar, ya da Kur’an-ı Kerim’in bulunduğu kütüphaneyi kilitlemişler.
Şöyle bir hatıramı anlatmadan geçemiyeceğim. Hacca veya umreye gittiğimde, genellikle görevli olarak gittiğim için hem Kabe’de hem de Mescid-i Nebi’de hep aynı yerde bulunmaya çalışırım ki, beni arayanlar kolay bulabilsinler. Bir keresinde yatsı sıralarında Mescid-i Nebi’de bulunduğum yerde başladığım Kur’an-ı Kerim hatmini okurken, yanıma oturan bir Medineli bana selam verdi. Selamını aldıktan sonra, bana Arapça olarak nereli olduğumu sordu. Ben de: “Türkiye’liyim” dedim. Bana:
- Hayır! Sen Türk değilsin, dedi. Ben de:
- Hayır! Ben Türküm, Türkiye’liyim diye ısrar ettim. Bunun üzerine,
- Hayret! Sen Türkiye’li olamazsın. Çünkü birkaç akşamdır seni buralarda görüyorum, elinde Kur’an-ı Kerim var, okuyorsun. Halbuki Türkler Kur’an okumaz, dedi.
Gerçekten çok zoruma gitmişti. Her ne kadar ırkçı olmasak da, bu sözü kanıma dokunmuştu. Bu sebeple Kur’an-ı Kerim’i mutlaka öğrenmeliyiz.
Yine Kâbe’de bulunduğumuz bir sırada, yanımda bulunan bir hacımız, az ilerimizde ayaklarını kıbleye karşı uzatmış ve iki dizi arasında da yere Kur’an-ı Kerim’i koymuş ve o şekilde Kur’an-ı Kerim’i okuyan birisini bana göstererek:
- Hocam! Bunun bu şekilde Kur’an-ı Kerim’i okuması edebe aykırı değil mi? Ayıb ve günah değil mi? Dedi.
- Evet, bunun bu şekilde Kur’an-ı Kerim’i okuması edebe aykırıdır, dedim. Peşine de: Sen Kur’an-ı Kerim’i okumasını biliyor musun? diye sordum.
- Hayır! Maalesef bilmiyorum, cevabını verdi. Ben de:
- Fakat, senin Kur’an-ı Kerim’i okumasını bilmemen, daha büyük bir ayıb ve daha büyük bir günahtır, dedim. Nasıl! İyi demiş miyim?
Camilerimizde, tıpkı Mekke-i Mükerreme’de ve Medine-i Münevvere’de olduğu gibi, bol sayıda Kur’an-ı Kerim bulunmalı. Camilerde bol bol Kur’ân-ı Kerim okumalıyız. Bu bir… İkincisi, evlerimizde çoluk çocuğumuzla bol bol Kur’ân-ı Kerim okumalıyız. Kur’an-ı Kerim okumak ne demektir, farkında mıyız? Kur’an-ı Kerim okuyan, bir yerde Cenab-ı Hakk’la konuşuyor, doğrudan emirlerini dinliyor demektir.
Kur’ân-ı Kerim’i çok okuyacağız. Bunun yanı sıra, hem Kur’an-ı Azimüşşan’ı bize en mükemmel şekilde tefsir eden Resul-i Ekrem (S.A.V.) Efendimizin delâletiyle RABBİMizin emirlerini öğreneceğiz ve aynı zamanda hayatımıza hâkim kılacağız. Laklakiyatla ömür geçirmenin ne faydası var. Sabahtan akşama kadar konuş, dedikodu yap, boş. Bizi hem bu dünyada, hem âhirette kurtaracak, Kur’an-ı Azimüşşan’dır. Sünnet-i Seniyyeye ittibadır. Şimdi okullar tatil oldu. Yavrularımıza Kur’ân-ı Kerim öğretelim. Kur’ân-ı Kerim’i yüzünden okumasını bilenlerin tecvit öğrenmelerine gayret gösterelim. Tecvit bilenleri, ezber yapmaya teşvik edelim. Temel dinî bilgileri öğretelim.
Tatile çıkanlar, gittiğiniz her tatil köyü veya şehrinde kaldığınız yere yakın bir yerde Cami mutlaka vardır. Orada Diyanet İşleri Başkanlığının tayin ettiği bir görevli de var ve size Kur’ân-ı Kerim’i öğretme görevi var. Hem tatilinizi yapınız hem de Kur’ân-ı Kerim’i öğreniniz. “Ben biliyorum” diyorsanız iyi ya işte, hemen bir insan bulunuz ve siz öğretiniz. Bu tatilin size kazandırdığı faydalardan biri de bu olsun.
MEHMET TALU |
|
 |
|
 |
|