Tasavvuf, İslam, Dini Resimler, Şiir, Kıssadan Hisseler, Hikayeler | ismetiyye.com
Kasım 20, 2008, 08:19:54 ÖS
22 Zil-kade 1429 *
....................................Selamün aleyküm, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Üyeler Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]   
  Yazdır  
Gönderen Konu: Osmanlı'nın Evliyaullah'a Hürmet ve Muhabbeti  (Okunma Sayısı 115 defa)
 
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Hacegan

Suffa Mektebinin Mirasçısı
Teknik Görevli
*******



Aşk Olacak Aşk, Aşk'sız Olmaz..
Offline Offline
Yaş: 23
Üye No: 14
Nerden: 72/A
Mesaj Sayısı: 7.215
Nasıl Biri: "Ayna"
WWW
Durumum:
« : Ağustos 09, 2007, 09:05:58 ÖS »

Osmanlının İlim ve Tasavvuf Erbabına Muhabbeti

Osmanlı Sultanları, hakkı söyleyen, eğriyi doğrultan, rızâ-i ilahî ve istikametten ayrılmayan, mümtaz ulema ve din ulularının hatırına son derece önem vermiş, onlara derin bir hürmet ve muhabbet duymuştur.

Osmanlı Devleti; temellerini atmada, cemiyet ve devlet hayatının esasını oluşturup müşkülatlarını çözmede ve kurduğu medeniyeti sağlam dinî-dünyevî köklere dayandırmada pek çok manevî önderin himmet, himaye, dua ve rehberliğine başvurmuş, devlet şuuru ve millet birliğinin teşekkülünde onların kıvama erdirdiği tasavvufî ruh ve anlayıştan beslenmiştir.

Padişahlar, fetih için her sefere çıkışlarında mutlaka güzergah üzerindeki alim ve evliyaların tekke, zaviye ve türbelerini ziyaret eder, manevî desteklerini dualarını talep ederlerdi. Her şehirde, sultanların kabirlerine komşu olan Edebâliler, Somuncu Babalar, Emir Sultanlar, Helvacı Babalar, Yazmacı Babalar, Geyikli Babalar, Akşemseddinler, Molla Hüsrevler, Güraniler, Kemal Paşalar, Hasan Canlar, Horasan Erenleri ve binlerce Gâzi bu hakikatin en güzel nişanesidir.

Tarihçi Osman Turan'ın şu tespitleri bu noktada fevkalade isabetlidir: "Hiçbir Müslüman devleti, Osmanlılar kadar bütün ilim, din, tarikat ve tasavvuf mensuplarını bu denli İslâm davasına bağlayamamış; onların devletin kuruluşunda bu ölçüde rol oynadıkları tarihte görülmemiş; tarikatlar arasında bu derece sağlam bir ahenk vücuda gelmemiş; hiçbiri Türk-İslâm davası uğrunda birleşmemiştir."

Bu yazıda, kuruluş ve yükselme devri padişahlarından bir kısmının, yanı başlarında adeta bir istinat direği yada gölgelik gibi ağırladıkları devrin manevî kutupları büyük mürşitlerle olan münasebetlerini, onlara karşı sergiledikleri engin sevgi, hürmet ve sadakatlerini müşahhas misaller eşliğinde aktarma gayretinde olacağız.
   

Osman Gazi ve Şeyh Edebali

Ertuğrul Gâzi, Konya'ya Anadolu Selçuklu Sultanı ile görüşmeye gittiğinde yanında çocuk yaştaki oğlu Osman'ı da götürmüş, resmi temaslarından sonra Mevlana Hazretlerini de ziyaret etmişti. Ertuğrul Gâzi, oğluna Mevlana'nın elini öptürmüş ve iltifat dolu şu hayır duayı almasını sağlamıştı: "Madem ki bunun oğulları ve torunları benim neslime inanırlar, devletleri daim olsun!"

Bu kadarıyla da yetinmeyen Ertuğrul Gazi, küçük yaşlardan itibaren oğlunu Ahi Tarikatı Şeyhi Edebali'ye teslim edecek ve "Bana karşı gel; ama, ona karşı gelme" vasiyetinde bulunarak, Osmancık'a son bir büyük edep ve kemâl dersi verecekti.

Ertuğrul Gâzi onu, Şeyh Edebâli'nin manevî çekim alanında tutarak, tam bir İslâmî terbiyeyle yoğrulmasına hususî bir ehemmiyet göstermişti. İşte, Osman Gâzi'nin yetişmesi, manevî kemâle ermesinde en fazla hissedar olanların başında, birçok vakfı ve müridi olan bu Ahi Şeyhi Edebâli gelecekti.

Aşık Paşazâde, Edebâli ile Osman Gâzi arasındaki özel ilişki hakkında şu bilgiyi aktarmaktadır: "Osman Gâzi niyaz etti ve bir an ağladı. Uyku galip oldu, yattı uyudu. Gördü ki bir aziz Şeyh vardı; hayli kerameti görünür olmuştu ve hepsi halkın itibar ettiği idi. Dünyası, nimeti ve davası çoktu. Ve ışık sahibi ve âlimdi. Hiçbir zaman misafirhanesi boş olmazdı. Osman ki, bu dervişe konuk olurdu."

Şeyh Edebâli'nin sohbet ve ziyaretlerine düzenli bir biçimde devam eden Osman Gazi, zamanla "Ahirete meyli ziyade, haramlardan son derece kaçınası"; güzel ahlâkı, yiğitliği ve olgun davranışlarıyla çevresinin takdirini kazanıp gönüllerini fetheden salih bir zat haline gelmişti.

Yine bir gece Şeyh Edebâli'nin Bilecik'teki tekkesine misafir olmuş, odanın duvarında asılı olan Kur'an-ı Kerim'e sonsuz hürmet ve edebinden ayaklarını uzatıp yatmaktan haya ederek sabaha kadar huşu içerisinde oturmayı tercih etmişti. "Bu, onun imanının kuvvetine, itikadının sıhhatine hüccetti." Ve o "ulu devletin" rüyasını ve müjdesini Edebali'nin o ulu tekkesinde Hak katından şöyle almıştı: "Mâdem sen benim kelâmıma hürmet eyledin; ben de seni, senin evlâdını, bağlılarını âlemde aziz ve kerim kılacak, kıyâmete kadar sürecek bir ulu devlet verdim!.."

Henüz 23 yaşında beyliği babasından devraldığında Osman Gazi'nin etrafında; Bizans'a karşı "gazâ ülküsünü" bayraklaştırdığından ötürü adeta bir mıknatıs gibi sayısız ulemâ, şeyh, "delişmen tabiatlı" derviş, alperen, abdal toplanmış, Anadolu'nun farklı köşelerinden koşup onun "i'lâ-yı kelimetullah davası" uğrunda çarpışmaya koyulmuşlardı.

Çevresi, Hacı Bektaş-ı Velî, Ahi Evran, Şeyh Edebâli, Şeyh Mahmud, Ahi Şemsüddin, Dursun Fakih, Kasım Karahisarî, Şeyh Muhlis Karamanî, Aşık Paşa ve Elvan Çelebi gibi iman, ilim ve irfan ehli kişilerle, evliyaullahtan şahsiyetlerle dolup taşmıştı. Bu yüzden Osman Gâzi'ye, gazâ düşüncesine olan hizmet ve gayretlerinden dolayı "Fahrü'd-din" (Dinin övüncü) unvanı layık görülmüş, "gâzilik kılıcı" da bizzat Şeyh Edebâli tarafından kuşandırılmıştı.


Orhan Gazi ve Geyikli Baba

Orhan Bey de, babasının yolundan giderek, Mevlana Sinan, Dursun Fakih, Davud-i Kayserî ve Tâcü'd-Din Kürdî gibi sufî ve âlimler; Abdal Murad, Abdal Musa, Geyikli Baba gibi dervişleri çevresinde toplamış ve onları mühim mevkilere getirmişti.

Osmanlı Sultanları ile tasavvuf büyükleri arasındaki ilişkilere verilecek en güzel misâllerden biri de Orhan Gâzi ile Geyikli Baba arasındaki ilişkidir: "Geyikli Baba" namıyla bilinen evliyâullahtan bir mürşit, Bursa'nın fethinden (1326) sonra (ki, geyiği üzerinde altmış okkalık kılıçla harp etmişti) gelip orduya yetişmişti. Hatta, "Ne gelsin, ne geleyim" kararlılığında olmasına rağmen Orhan Gâzi'nin ısrarlı davetlerine daha fazla dayanamamıştı. Gelir gelmez de saray kapısının önüne bir çınar ağacı dikmiş ve şöyle dua etmişti: "Teberrükümüz oldukça dervişlerin duası sana ve senin nesline makbuldür."

Orhan Gâzi, Geyikli Baba'ya çok hürmet ve sevgi besliyordu. Dünya Sultanı, bir "Gönül Sultanı" önünde edebinden eriyor, zaman zaman yanına gidip, duasını ve manevî yardımlarını alıyordu. İnegöl'ü, etrafındaki köyler ve tarlalarla beraber ona vermek istediğinde şu ibretli irşatla karşılaşmıştı: "Bizim gayemiz ALLAH'ın rızasını kazanmaktır. Siz bu arazileri fakir ailelere dağıtırsanız daha büyük bir hayır işlemiş olursunuz."

Geyikli Baba da, Orhan Gâzi'ye halkın işlerini görmenin ve adaleti hakkaniyetle dağıtmanın; dergahlara devam edip kalp ve ruh hayatının zevklerinden daha kutsî bir hizmet olduğunu nasihat edenlerdendi: "Tahtınız, Kâbe'nin nuruna, feyiz ve bereketine mazhardır. Dualarımız gece-gündüz size yöneliktir ve devamlı şekilde şerefle yükselen devletinizle beraberdir."


Yıldırım Beyazıd ve Emir Sultan

Aslen Buharalı olup, soyu Hazreti Hüseyin'e dayanan Emir Sultan Hazretleri, Osmanlı'nın manevî mimarlarındandı. Bursa ve etrafını manevî feyzi, derin ilim ve irfanıyla aydınlatan, kuruluş devrinin en parlak kandillerinden biriydi.

Ledünnî ilme sahip, pek çok kerameti zâhir olduğundan dolayı bu âlim ve evliyaya "Kerâmetler Sultanı" da denmişti.

Yıldırım Beyazıd'ın, Emir Sultan'la tanışması, ona kızını vermesi, Niğbolu Zaferi'nde (1396) onun manevî himayesini görmesi de bir dizi sır ve keramet dolu olayın sonucunda gerçekleşmişti. Yıldırım Beyazıd, Macarlarla savaşında kolundan yaralanmış ve genç bir hekim ona yardım ederek yarasını sarmıştı. Yarası derin olmasına rağmen hekim öyle bir sarmıştı ki, Yıldırım Bâyezid sabah sargıyı çözdüğünde hayretten donakalmış ve yaradan eser kalmamıştı. Bir de sargıda kullanılan bezin bir parçası hanımının nişanlıyken kendisine verdiği mendilin yarısıydı. Bunun sebebini öğrenmek, sırrını çözmek istedi; ancak yarasını saran hekim çoktan sırra kadem basmıştı.

Osmanlı ordusu Niğbolu'da büyük kayıplar vermiş ve kaleye girmekte oldukça zorlanmıştı. Ama Sultan Beyazıd büyük bir azim ve kararlılıkla taarruza geçecek ve kale kapısını açmayı başaracaktı. Orduyu âdeta kaleye buyur eden asker, yarasını saran aynı genç hekimdi. Bu arada padişah Edirne'deyken, kızı Hundi hanımın kendi rızası alınmadan evlendirildiğini duymuş ve çok öfkelenmişti. Bu işi gerçekleştirenleri cezalandırmak için bir adamını Bursa'ya gönderecek; fakat araya hatırı sayılır kişilerin girmesi üzerine, cezadan vazgeçecekti.

Nihayet, Niğbolu Zaferi dönüşünde kendisini karşılayan halk arasında Yıldırım Beyazıd'ın dikkatini bir genç çekmişti. O genç, yarasını saran hekimin ve Niğbolu'da kale kapısını açan askerin ta kendisiydi. Zira, elini sardığı mendilin diğer yarısı onun cebindeydi. Olan biten bunca sırlı hadiseden sonra Yıldırım Beyazıd anlar ki, kendisine savaşta yardım eden bu kişi, damadı Emir Sultan'dan başkası değildir.

Yıldırım Beyazid, bundan sonra Emir Sultan'a daha bir gönülden bağlanıp tesirli nefeslerinden imdat dileyerek nice defa muradına nail olacaktı. Bir keresinde, Rumeli tarafında küffarla vuruşurken ordusu ve kendisi çok çaresiz durumda kalmıştı. Bu sırada Emir Sultan ortaya çıkmış ve "İşaret ve feth-ü nusret guzat-ı Müsliminindir" diye müjde vermişti. Bunun üzerine Yıldırım ve askerleri de atlarını düşmana sürmüş ve ALLAH Teâlâ'nın izniyle bolca ganimetle birlikte galip gelmişlerdi.

Öte yandan Emir Sultan, çok gayret göstermesine rağmen, Timur-Yıldırım çatışmasının önüne geçemeyecek ve 1402'deki Ankara Savaşı, işaret ettiği üzere Yıldırım Beyazid'in yenilgisiyle (padişah da esirler arasındaydı) sonuçlanacaktı.

Emir Sultan ayrıca, II. Murad zamanındaki İstanbul kuşatmasına (1422) da 500 dervişiyle beraber katılacak ve ordunun manevî destekçilerinden olacaktı.


Logged

Linklerin - Mail adreslerinin - Ftp adreslerinin görülmesine izin verilmiyor
Linkleri- Mail adreslerini - Ftp adreslerini görebilmek için Üye Olun veya Giriş Yapın
Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
Google - Yahoo
Admin Çırağı
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 13.959


View Profile
Re: Osmanlı'nın Evliyaullah'a Hürmet ve Muhabbeti
« Posted on: Kasım 20, 2008, 08:19:54 ÖS »

 


      uyari
Merhaba ziyaretçi. Öncelikle sitemize hoşgeldiniz. Ben robot moderatör olarak siteden daha fazla yararlanmanız için sitemize üye olmanızı öneririm.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Osmanlı'nın Evliyaullah'a Hürmet ve Muhabbeti oyunları, Osmanlı'nın Evliyaullah'a Hürmet ve Muhabbeti programı, Osmanlı'nın Evliyaullah'a Hürmet ve Muhabbeti oyunu indir, Osmanlı'nın Evliyaullah'a Hürmet ve Muhabbeti program yükle, Osmanlı'nın Evliyaullah'a Hürmet ve Muhabbeti download, Osmanlı'nın Evliyaullah'a Hürmet ve Muhabbeti hikayeleri, Osmanlı'nın Evliyaullah'a Hürmet ve Muhabbeti resimleri, Osmanlı'nın Evliyaullah'a Hürmet ve Muhabbeti haber, Osmanlı'nın Evliyaullah'a Hürmet ve Muhabbeti yükle, Osmanlı'nın Evliyaullah'a Hürmet ve Muhabbeti videosu, Osmanlı'nın Evliyaullah'a Hürmet ve Muhabbeti msn eklentisi

ismetiyye, islamiforum, Allah, peygamberefendimiz, mehdiresul, cennet, cehennem, sıratköprüsü, dini, müzik, herşey, ilahiveezgi, sevgivehoşgörü, hz.muhammed, peygamberlerinhayatları, sünnetiseniye, mehdi a.s., duatalepleri, tebrikmesajları, Islam, Kuran, sunnet, nefs, ruh, teslim, evliya, islamivideo, zativesubutisıfatlar, osmanlı, yaşayıştarzı, osmanlıdasistem, kuran-ıkerimmeali, kuranıkerim, islam, Allah, Muhammed, ihya, ahya, gazali, gazzali, imam, ihyaiulumiddin, Mekke, Mekka, Medine, cami, kuran, hizmet, quran, kerim, medrese, müderris, dua, dersiam, ibadet, siyer, nebi, ilmihal, muhtasar, namaz, abdest, taharet, kuran, kuran ı kerim, kuran meali, kuran öğreniyorum , kuran mucizeleri , kuran kerim , kuran mp3 , kuran dinle , kuran tefsiri , kuran okuma , kuran da , kuran ziyafeti , kuran ve kuran , kuran , kursu , arapça kuran , kuran ayetleri , türkçe kuran , kuran öğrenme , kuran sureleri , kuran öğrenmek, İlahi, ilahiler, ilahi yükle, bedava ilahi, türkçe ilahi, yusuf islam, ezgi ezgiler, şiir mp3, Abdulbaki Kömür - Abdulkadir Şehitoğlu - Abdullah Akbulak - Abdullah Takdim - Abdurrahman Önül - Adem Karaca - Adem Feyzi - Ali Oktay - Alper - Ayhan Özel - Aykut Kuşkaya - Bayram Büyükoruç - Celaleddin Ada - Cengiz Çelikel - Dursun Ali Erzincanlı - Emrullah Coşkun - Erkan Mutlu - Ersen Dadaşlar - Ertuğrul Erkişi - Eşref Ziya - Fatih Koca - Grup Genç - Grup Gülistan - Grup İpekyolu - Grup Kardelen - Grup Kıvılcım - GrupTAN - Hafız Murat - Hakan Aykut - Hasan Dursun - Hasan Kılıçatan - Hasan Sağındık - Hüseyin Çelik - Hüseyin Goncagül - - İlk Cemre - İsmail Erbay - Marmaradan Ezgiler - Mehmet Emin Ay - Mehmet Emin Ay & Mustafa Demirci - Mehmet Gökçe - Mehmet Kemiksiz - Mesut Çakmak - Mesut Kurtis - Mesut Şimşek - Mikail - Minik Dualar Grubu - Mustafa Cihat - Mustafa Demirci - Mustafa Dursun - Mustafa Gümüş - Mustafa Özcan Güneşdoğdu - Muzaffer Gürler - Muzaffer Yalçın - Münib Engin Noyan - Native Deen - Necip Fazıl Kısakürek - Orhan Çakmak - Ömer Karaoğlu - Özhan Eren - Ramazan Sarı - Reşit Muhtar ilahi - Sami Savni Özer ezgi - Sami Yusuf - Sedat Uçan - Sedat Uçan & Abdurrahman Önül - Selçuk Küpçük - Senai Demirci - Seyfullah Kartal - Sinan Çetin - Süleyman Şahintürk - Taha - Taner Yüncüoğlu - Umut Mürare - Yasin Konevi - Yeni Çağ - Yolcular - Yusuf Can - Yusuf İslam - Yusuf Meral ilahileri, resimleri, türkü, islami bilgiler, namaz, oruç, din, müslümanlık, nedir nedir? hakkında, islam hakkında, dinimiz, çocuk, kadın, evlilik, islamda evlilik, islami yaşam, müslümanlar, hac, zekat, sadaka, mübah, farz, farzlar, islam, ilahi indir, vacip, kurban, ramazan, ilahim , sanatçılar, hakkında, kimddir, biyografi, hayatı, eserleri , resimleri, mp3leri, ilahileri, bedava indir yükle, beleş indir, ilahli download, dini site, dini forum, din hakkında, islamiyet, kuran, hadis, fıkıh, peygamber, muhammed a.s, hazreti muhammedin hayatı, emsile dersleri videoları, bina dersi videoları, Maksud dersi videoları, izhar dersi videoları, avamil dersi videoları, kafiye dersi videoları, molla cami dersi videoları, download, Muğni tullab dersi videoları izle indir..
Logged
Hacegan

Suffa Mektebinin Mirasçısı
Teknik Görevli
*******



Aşk Olacak Aşk, Aşk'sız Olmaz..
Offline Offline
Yaş: 23
Üye No: 14
Nerden: 72/A
Mesaj Sayısı: 7.215
Nasıl Biri: "Ayna"
WWW
Durumum:
« Yanıtla #1 : Ağustos 09, 2007, 09:07:44 ÖS »

Fatih Sultan ve Akşemseddin

"İslâmbol Fatihi" Sultan Mehmed'in, manevi ve ruhî terbiyesini Akşemseddin Hazretleri üstlenmişti. Fatih Sultan, Ak Şeyh'ten aldığı ruhî eğitimle, maddî tedbirlere sarılmanın yanında evliyanın manevi desteğine müracaatı da ihmal etmemişti. Divanındaki bir mısrada bunu, "enbiya ve evliyaya istinadım var benim" sözüyle dile getirmişti.

Fâtih'in, mürşidi Akşemseddin'e hürmet ve muhabbeti sonsuzdu. Bir gün veziri Mahmud Paşa'ya: "Bu pîre hürmetim ihtiyârsızdır. Yanında heyecanlanırım, ellerim titrer. Diğer şeyhlerin ise benim yanıma gelince heyecandan elleri titrer" demişti.

İstanbul'un fethinden dolayı duyduğu haz ve saadeti izah ederken de devlet erkânına şunları söylemişti: "Bu ferah ki bende görürsünüz, yalnız bu kal'a fethine değildir. Akşemseddin gibi bir azizin benim zamanımda olduğuna sevinirim!"

Fatih'in fethi, "manevî fatih" Akşemseddin'in gayreti ile gerçekleştirdiği şüphe götürmez bir gerçektir. Şöyle ki: Kuşatma uzadıkça uzuyor, Fatih'in sabırsızlığı da son haddine varıyordu.

Derhal veziri Veliyüddin Ahmed Paşa'yı Akşemseddin'e göndermiş ve "Kale feth olunmak ve zafere ulaşmak var mı?" diye sormuştu. Şeyh ise: "Ümmet-i Muhammed'den bu kadar Müslüman ve gâzi bir kâfir kalesine müteveccih oldu, inşALLAHuteâlâ fetholur. İşbu senenin Rebiülevvelinin yirminci günü seher vaktinde sıdk-u himmetle filan cânibden yürüyüş etsinler! Ol gün fethola, Konstantiniyeye sada-i ezan dola!" karşılığını vermişti. Akşemseddin'in belirttiği gün Osmanlı askeri hisara yürüyüp hücum etmeye başlayacaktı.

Bu sırada Şeyh, çıplak toprak üzerine secdeye varmış Cenab-ı Hakk'a yakarıyordu. O kadar ki, başındaki sarık yere yuvarlanmış, ak saçları yerlere dökülmüş ve akıttığı gözyaşından yerde küçük bir gölet oluşmuştu. Fatih, bu müthiş hal karşısında fevkalade heyecanlanmış ve askeriyle beraber derhal hücuma geçmişti.

Tam bu esnada, askerin önünde beyaz elbiseler giymiş bir taife ile birlikte İslâm askeri de kaleye girecek ve fetih hemen o saatte nasip olacaktı.

Fethin ardından Akşemseddin Hazretlerine şöyle sordular: "Gâibi nereden bildin; fethin saatine nasıl hükmettin?" O da şu hikmet ve sır dolu müthiş cevabı lütfetti: "Karındaşım Hızır (as) ile İlm-i Ledün'de Konstantiniye'nin fethini vaktiyle istihrac eylemiştik. Kale fetholunduğu gün Hızır'ı gördüm. Birçok veliler ile askerin önünde kaleye geldiler. Kale fetholunduktan sonra Hızır karındaşımı gördüm; kale duvarı üzerine çıkmış ayaklarını salmış oturuyordu."

Padişah fetihten sonra, bir gün Akşemseddin'in çadırına girmiş; ancak şeyh hiç kımıldamadan öylece oturmaya devam etmişti. Buna çok üzülen Fâtih Sultan, "Şeyh bize kıyâm etmeyip, yerinden kımıldamadığı için hatırım kalmıştır ve gönlüm mahzundur!" sözüyle kırgınlığını izhar etmişti.

Akşemseddin'i yakından tanıyan Ahmed Paşa, padişaha şeyhin bu hareketini şöyle izah edecekti: "Bu büyük fetih, önceki padişahlara ve mübarek ecdadımıza müyesser olmayıp size nasip olmakla; sizde bir çeşit gurur müşahede eylemiş, bu yüzden riâyet ve tâzimde kusur göstermiştir. Gerçekten maksatları, sizden o gururun izâlesine gayret göstermekti, ondan ayağa kalkmadı."

Ayrıca Akşemseddin, Fâtih'in tahtını ve tacını bir kenara bırakarak kendisine bağlanma arzusunu dizginlemeye de çalışmış ve Sultanın 'derviş olma' talebini geri çevirmişti. Fakat yine de cihan pâdişahını durduramayacağını anlayınca; Göynük'e dönüp inzivâya çekilmekten başka çaresi kalmayacaktı.

Sultan buna darılınca da, mazeretini şu mânâlı sözlerle dile getirmişti: "Dervişlikte bir hâlet vardır ki, eğer lezzet alınırsa; saltanat işlerinden kesin olarak el çekmek lazım gelir. Memleketin işleri ihtilâl bulur. O takdirde, hem siz hem de biz vebâle gireriz."


Yavuz Sultan ve Zembilli Ali

Zembilli Ali Cemali Efendi, Sultan II. Beyazid, Yavuz ve Kanuni'ye, toplam 23 yıl şeyhülislamlık yapmış, zühdü ve takvası ile tanınan, doğru bildiğini söylemekten (padişah da olsa) çekinmemesiyle dikkat çeken Osmanlı yükselme döneminin gözde alimlerinden biriydi.

Özellikle, pek celâlli, tez parlayan ve sert bir karaktere sahip olan Yavuz Sultan Selim'i çok etkilemiş ve onu dengeleyip yumuşatmıştı. Yavuz Selim, devlete millete yararlı olanları mükafatlandırmayı çok iyi bildiği gibi, en ufak hatayı da şiddetle cezalandırmadan geri durmazdı; lâkin haksız yere asla can yakmazdı.

Bir gün Zembilli Ali Efendi, Yavuz Sultan Selim'in birkaç memurun kafasını vurduracağını duymuş ve hemen saraya koşmuştu. Divan toplantısında olmasına rağmen padişahın huzuruna çıkmış ve Yavuz'un ifadesini almıştı. Ancak Yavuz kararlıydı: "Vazifelerini ihmal ettiler, cezalarını vermem gerek hocam!" diyecekti.

Zembilli Ali Efendi ise kaşlarını çatacak ve padişahı yatıştırıp hizaya sokacak şu etkili konuşmayı yapacaktı: "Benim şeyhülislamlıktan anladığım tek şey var: Senin Ahiretini kollamak! Halbuki sen vebâle yürüyorsun. İnan, elim azaba duçar olursun. Benden söylemesi!" Ve çekmiş kapıyı gitmiş; Yavuz'a da tek söz düşmüştü: "Öyleyse affettik gitti!"

Zembilli Ali Efendi, kendisine yapılanları görmezden gelir, ancak mukaddesatımıza saldıranları da asla affetmezdi; hatta Yavuz Sultanı Çaldıran Savaşı'na (1514) sürükleyip, Şah İsmail ve Şiiliğe karşı tavır almaya zorlayan da oydu. Yine, Mısır Seferini de sonuna kadar desteklemişti.


Kanuni Süleyman ve Zembilli/Ebusuud Efendi

Rivayete göre Kanuni Sultan Süleyman doğduğunda, ismi için Kur'an-ı Kerim açılmış ve "İnnehû min Süleyman" ayeti denk gelmişti. Bu durum kendisi için uğur sayılmış, ALLAH tarafından teyid edildiğine inanılmış ve ismi bundan ötürü "Süleyman" konulmuştu.

Beden ve iman mükemmeliyeti, fikir, ahlak ve mefkûre yüksekliği ile temayüz eden Kanuni Sultan, irfan sahibi, âlim, maddi ve manevi kemâlatı şahsında toplamış mümtaz bir padişahtı. İlim, tasavvuf, sanat ve edebiyat erbabına büyük hürmet ve alaka gösteriyordu.

Ecdadının adet edindiği üzere, her seferden önce mutlaka, Eyüb Sultan ve Şeyh Ebu'l-Vefa Hazretleri gibi İslam büyüklerinin türbelerini ziyaret ediyor, zafer için dua ve himaye talebinde bulunuyordu.

Cihan padişahı olmasına, kendisine "Muhteşem Süleyman" denmesine karşılık ilim-irfan ehline son derece nazik, mültefit ve müşfik davranıyordu. Bu hususta o kadar ince fikirliydi ki, bir defasında sarayın bahçesindeki elma ağaçlarını karıncaların istila etmesi üzerine bunlara dokunamamış ve hocası Zembilli Ali Efendi'den fetva istemeye de utanmıştı.

Çareyi, bahçedeki bir ağacın üzerine şu beyti yazıp, hocasına okutturulmasında bulmuştu:

Dırahtı eğer sarmış ise karınca
Ne lazım gelir karıncayı kırınca.

Beyti, Şeyhülislâm Zembilli Ali Efendi okuyunca, aynı incelikteki şu güzel cevabî beyti yazacaktı:

Yarın Hakk'ın divanına varınca
Süleyman'dan hakkın alır karınca.

Hocasının yazdığı bu beyiti okuyan Kanuni Sultan Süleyman, bahçedeki karıncaya dokunamamıştı. Diğer yandan Zembilli Ali, Kanuni'yi Rodos'un fethine de inandırıp ön ayak olacak; hatta bizzat sefere katılıp adanın fethine iştirak edecekti.

Kanuni Sultan Süleyman, 72 yaşında 13. ve son seferi olan Zigetvar Kalesinin 1566'da fethi esnasında şehadete erişmişti. Vasiyeti gereği, kabrine defnedilmek üzere bir de çekmece getirilmişti. Hastalığında, Şeyhülislâm Ebu’s-suud Efendiye kendi eliyle teslim etmişti.

Alimler, kabre konulup konulamayacağını tartışırken, çekmece birden yere düşecek ve açılıverecekti. İçinden çıkan tomar tomar kağıtlar etrafa saçılmıştı. Bunlar, Kanuni'nin hükümdarlığındaki tüm icraatlarıyla ilgili Ebusuud Efendi'den aldığı fetvalardı.

Fetvaları gören Şeyhülislâm, mesuliyetinin ne denli ağır olduğunu bir kere daha anlamış ve şu ibret dolu sözü sarf etmişti: "Ah Süleyman, sen kendini kurtardın, ya biz ne yapacağız?"


Kaynakça: Tâcizâde Cafer Çelebi, Mahrûse-i İstanbul Fetihnâmesi, İstanbul, 1331; Aşıkpaşazade, Aşıkpaşazade Tarihi, İstanbul, 1332; Solakzâde Tarihi, C.1, Ankara, 1989; Hoca Sadeddin Efendi, Tâcü't-Tevârih, C.1, Ankara, 1992; Nişancızâde Mehmed, Mir'at-ı Kâinât, C.1-2, İstanbul, 1290; Tarih-i Nişancı, İstanbul, 1279; Mehmed Neşrî, Kitab-ı Cihannüma, Ankara, 1987; İsmail Beliğ, Güldeste, Bursa 1287; Hüseyin Enisî, Menâkib-i Akşemseddin, Süleymaniye Kütüphanesi, Hacı Mahmud ks., No: 4666; Hammer, Osmanlı Tarihi, C.1-2, İstanbul, 1997; Osman Turan, Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresi, C.2, İstanbul, 1980; İ. Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, Ankara, 1972; M. Fuad Köprülü, Osmanlı İmparatorluğunun Kuruluşu, Ankara, 1972; Yılmaz Öztuna, Büyük Türkiye Tarihi, C.2, İstanbul, 1977; Nihad Sami Banarlı, Fatih'in Zafer Sırları, İstanbul, 1959; Ali İhsan Yurd, Fatih'in Hocası Akşemseddin Hayatı ve Eserleri, İstanbul, 1972; Hasan Küçük, Osmanlı Devleti'ni Tarih Sahnesine Çıkaran Kuvvetlerden Biri: Tarikatlar, İstanbul, 1976; Hüseyin Algül, Osmanlı Sultanları ve Emir Sultan, İstanbul, 1982; İrfan Gündüz, Osmanlılarda Devlet-Tekke Münasebetleri, İstanbul, 1989; İsmail Çolak, Tarihin Gizem Dolu Sırları, İstanbul, 2006, 2.Baskı, Akis Kitap.


İSMAİL ÇOLAK
Logged

Linklerin - Mail adreslerinin - Ftp adreslerinin görülmesine izin verilmiyor
Linkleri- Mail adreslerini - Ftp adreslerini görebilmek için Üye Olun veya Giriş Yapın
Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Olun veya Giriş Yapın
AhmedMuhammed
Bizden biri
*



Offline Offline
Üye No: 63
Nerden:
Mesaj Sayısı: 1.037
Durumum:
« Yanıtla #2 : Ağustos 09, 2007, 09:49:35 ÖS »

ALLAH razı olsun hocam...
Logged
zembilli

Rabbim razı olduğu yoldan razı olduğu ilimden ayırmasın...
Site yöneticisi
*****



EDEP aklın sûretidir.
Offline Offline
Yaş: Yok
Üye No: 208
Nerden: İSTANBUL
Mesaj Sayısı: 1.798
Nasıl Biri: hedefine odaklanmış bir aciz
Durumum:
« Yanıtla #3 : Temmuz 07, 2008, 02:31:22 ÖS »


geçmişini bilmeyen geleceğe ışık tutamaz...
 bu desturla yaşıyoruz inş... osmanlıyız biz ...
   ALLAH razı olsun..çok çok gerekli bir paylaşım...sık sık okuyalım inş...çevremize  de anlatalım...


Logged

Veradan kimseyi kadh etme SABRET            Seni zem etse affet nefsi KAHRET
Umuru Hakka terk et sadrı BAHR ET           Kanaat mevcuda kıl fakrı FAHRET
Ümidin Hakka tut Hakka gidelim                 Cemali ba kemale seyr'idelim
Sayfa: [1]   
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

|Site Map | Arşiv | Wap | Wap2 | Wap Forum | Rss
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.4 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks
| Sitemap
XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!
Sitemap
1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 81, 82, 83, 84, 85, 86, 87, 88, 89, 90, 91, 92, 93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 123, 124, 125, 126, 127, 128, 129, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 137, 138, 139, 140