Hacegan
|
 |
« : Temmuz 02, 2008, 04:38:56 ÖS » |
|
 |
|
 |
 |
* Kendinize değil büyüklere tâbi olunuz, iş ve
ahlakınızı düzeltiniz. Masiva ile uğraşan dolap beygiri gibi dolanıp durur.
* Baş olma sevdasına düşen, artık ibadet ve ihlastan
sıyrılır.
* Huzursuzluğun kaynağı ikidir: Birincisi bilmemek
yani ilmihali okumamak, öğrenmemek. İkincisi bildiğini tatbik etmemek.
* İki kişi bir araya gelince dedikodu, gıybet
etmeyin, ALLAH deyin. Düşüncesi yalnız dünya olan kişilerle görüşmeyin dünya
sevgisi size de tesir eder, zorunlu hallerde helâya gider gibi, görüşülebilir.
* Bir mümin kardeşine ait hoş olmayan, bir iş
duyarsan yetmişe kadar özür kapısı vardır. [Yani bunu şu haklı sebepten dolayı
işlemiştir diye yetmiş tane gerekçe bulmalı.]
* Faydasız konuşanlarla arkadaşlık etmeyin. Bidat
ehlinden haram işleyenden kaçın. İnsanların aybını görmeyin, insanların aybını
gören, insanların hedefi olur.
* En büyük tehlike kendinizi tanımamaktır. ALLAHü
teâlânın nimetlerini unutmaktır, kendinizi bir şey sanmaktır.
* Biliniz ki, nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz.
* Kâfir de olsa, fasık da olsa hiç kimsenin bedduasını
almayın.
* Her şey niyetle kaim. Her şey niyete bağlı.
Niyetsiz hiç bir şey olmaz. Hiç kimse levhalara bakmadan otobanlara yanlış girse
ve ömür boyunca gitse, bir yere varamaz, arzu ettiği yerin yanından geçemez.
Onun için niyet yol levhası gibidir. Yol levhası sizi arzu ettiğiniz yere
götürür. Yoksa, sizi yol levhası bir yere götürmeye mecbur değildir. Siz
bakıyorsunuz. Tercihinizi yapıp gidiyorsunuz. İşte niyette öyle. İyi niyetle
yaptığımız her iş bizim için sevaptır. Kötü niyetle yaptığımız her şey günahtır.
Niyetsiz yapılan da ha var, ha yok. Öyle şey olmaz zaten. Senin niyetin arzunla
olmasa bile, mutlaka kalbinden bir istikametin vardır. Olmaz başka türlü, çünkü.
* Gayeniz, maksadınız yol levhası olmak olsun. Ehl-i
sünneti göstermek için, ALLAHü teâlânın razı olduğu istikameti göstermek için,
Peygamberimiz aleyhisselamın sevgisine, rızasına kavuşturmak için yol levhası
olun
* Ruhunun katili olan, ahirette felakete uğrayacak,
azap içinde olacak, ateşte yanacak. Peki ruhunu öldürmemek için ne yapmak lazım.
Beslemek lazım. Sabah akşam yemek yediğin gibi, ruhunu da besleyeceksin. Ruhun
gıdası nedir? Ruhun birinci gıdası imandır, ikincisi namazdır, üçüncüsü oruçtur,
sohbettir, ilmihaldir. Yani onun manevi gıdaya ihtiyacı vardır.
(Senin ehlin zürriyetinden gelen değil, peşinden gelendir.)
* Bütün iş birlik beraberlikte. Birlik beraberlik
içinde olursanız kimse size zarar veremez. Kendinizi sevmeyiniz. Kendini seven
sevilmez. Kendini sevmeyeni herkes sever.
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
Linklerin - Mail adreslerinin - Ftp adreslerinin görülmesine izin verilmiyorLinkleri- Mail adreslerini - Ftp adreslerini görebilmek için Üye Olun veya Giriş Yapın
|
|
|
|
Google - Yahoo
|
Merhaba ziyaretçi. Öncelikle sitemize hoşgeldiniz. Ben robot moderatör olarak siteden daha fazla yararlanmanız için sitemize üye olmanızı öneririm.
Anahtar Kelimeler: Aşk Olacak Aşk, Aşk'sız Olmaz.. ( Ruh'un Gıdalarından : Aşk ) oyunları, Aşk Olacak Aşk, Aşk'sız Olmaz.. ( Ruh'un Gıdalarından : Aşk ) programı, Aşk Olacak Aşk, Aşk'sız Olmaz.. ( Ruh'un Gıdalarından : Aşk ) oyunu indir, Aşk Olacak Aşk, Aşk'sız Olmaz.. ( Ruh'un Gıdalarından : Aşk ) program yükle, Aşk Olacak Aşk, Aşk'sız Olmaz.. ( Ruh'un Gıdalarından : Aşk ) download, Aşk Olacak Aşk, Aşk'sız Olmaz.. ( Ruh'un Gıdalarından : Aşk ) hikayeleri, Aşk Olacak Aşk, Aşk'sız Olmaz.. ( Ruh'un Gıdalarından : Aşk ) resimleri, Aşk Olacak Aşk, Aşk'sız Olmaz.. ( Ruh'un Gıdalarından : Aşk ) haber, Aşk Olacak Aşk, Aşk'sız Olmaz.. ( Ruh'un Gıdalarından : Aşk ) yükle,
Aşk Olacak Aşk, Aşk'sız Olmaz.. ( Ruh'un Gıdalarından : Aşk ) videosu, Aşk Olacak Aşk, Aşk'sız Olmaz.. ( Ruh'un Gıdalarından : Aşk ) msn eklentisi
ismetiyye, islamiforum, Allah, peygamberefendimiz, mehdiresul, cennet, cehennem, sıratköprüsü, dini, müzik, herşey, ilahiveezgi, sevgivehoşgörü, hz.muhammed, peygamberlerinhayatları, sünnetiseniye, mehdi a.s., duatalepleri, tebrikmesajları, Islam, Kuran, sunnet, nefs, ruh, teslim, evliya, islamivideo, zativesubutisıfatlar, osmanlı, yaşayıştarzı, osmanlıdasistem, kuran-ıkerimmeali, kuranıkerim, islam, Allah, Muhammed, ihya, ahya, gazali, gazzali, imam, ihyaiulumiddin, Mekke, Mekka, Medine, cami, kuran, hizmet, quran, kerim, medrese, müderris, dua, dersiam, ibadet, siyer, nebi, ilmihal, muhtasar, namaz, abdest, taharet, kuran, kuran ı kerim, kuran meali, kuran öğreniyorum , kuran mucizeleri , kuran kerim , kuran mp3 , kuran dinle , kuran tefsiri , kuran okuma , kuran da , kuran ziyafeti , kuran ve kuran , kuran , kursu , arapça kuran , kuran ayetleri , türkçe kuran , kuran öğrenme , kuran sureleri , kuran öğrenmek, İlahi, ilahiler, ilahi yükle, bedava ilahi, türkçe ilahi, yusuf islam, ezgi ezgiler, şiir mp3, Abdulbaki Kömür - Abdulkadir Şehitoğlu - Abdullah Akbulak - Abdullah Takdim - Abdurrahman Önül - Adem Karaca - Adem Feyzi - Ali Oktay - Alper - Ayhan Özel - Aykut Kuşkaya - Bayram Büyükoruç - Celaleddin Ada - Cengiz Çelikel - Dursun Ali Erzincanlı - Emrullah Coşkun - Erkan Mutlu - Ersen Dadaşlar - Ertuğrul Erkişi - Eşref Ziya - Fatih Koca - Grup Genç - Grup Gülistan - Grup İpekyolu - Grup Kardelen - Grup Kıvılcım - GrupTAN - Hafız Murat - Hakan Aykut - Hasan Dursun - Hasan Kılıçatan - Hasan Sağındık - Hüseyin Çelik - Hüseyin Goncagül - - İlk Cemre - İsmail Erbay - Marmaradan Ezgiler - Mehmet Emin Ay - Mehmet Emin Ay & Mustafa Demirci - Mehmet Gökçe - Mehmet Kemiksiz - Mesut Çakmak - Mesut Kurtis - Mesut Şimşek - Mikail - Minik Dualar Grubu - Mustafa Cihat - Mustafa Demirci - Mustafa Dursun - Mustafa Gümüş - Mustafa Özcan Güneşdoğdu - Muzaffer Gürler - Muzaffer Yalçın - Münib Engin Noyan - Native Deen - Necip Fazıl Kısakürek - Orhan Çakmak - Ömer Karaoğlu - Özhan Eren - Ramazan Sarı - Reşit Muhtar ilahi - Sami Savni Özer ezgi - Sami Yusuf - Sedat Uçan - Sedat Uçan & Abdurrahman Önül - Selçuk Küpçük - Senai Demirci - Seyfullah Kartal - Sinan Çetin - Süleyman Şahintürk - Taha - Taner Yüncüoğlu - Umut Mürare - Yasin Konevi - Yeni Çağ - Yolcular - Yusuf Can - Yusuf İslam - Yusuf Meral ilahileri, resimleri, türkü, islami bilgiler, namaz, oruç, din, müslümanlık, nedir nedir? hakkında, islam hakkında, dinimiz, çocuk, kadın, evlilik, islamda evlilik, islami yaşam, müslümanlar, hac, zekat, sadaka, mübah, farz, farzlar, islam, ilahi indir, vacip, kurban, ramazan, ilahim , sanatçılar, hakkında, kimddir, biyografi, hayatı, eserleri , resimleri, mp3leri, ilahileri, bedava indir yükle, beleş indir, ilahli download, dini site, dini forum, din hakkında, islamiyet, kuran, hadis, fıkıh, peygamber, muhammed a.s, hazreti muhammedin hayatı, emsile dersleri videoları, bina dersi videoları, Maksud dersi videoları, izhar dersi videoları, avamil dersi videoları, kafiye dersi videoları, molla cami dersi videoları, download, Muğni tullab dersi videoları izle indir..
|
|
|
Logged
|
|
|
Hacegan
|
 |
« Yanıtla #1 : Temmuz 02, 2008, 04:39:59 ÖS » |
|
 |
|
 |
 |
Tasavvuf, kalbi saf yapmak, kötülüklerden temizlemek demektir. İnsanın kalbini, ALLAHü teâlânın muhabbetine bağlamak, Resûlullahın söz, hareket ve ahlâkına uymak, yolundan gitmektir. Kalb ile yapılması ve sakınılması gerekli şeyleri ve kalbin, rûhun, kötülüklerden temizlenmesi yollarını öğreten ilme, tasavvuf ilmi denir. Îmânın yerleşmesini, fıkıh ilmi ile bildirilen ibâdetlerin severek, kolaylıkla yapılmasını ve ALLAHü teâlânın sevgisine kavuşmayı sağlar. Tasavvuf ilmine, Ahlâk ilmi de denir. Âlimler tasavvufu çeşitli şekillerde ta'rîf etmişlerdir.
Tasavvuf, güzel ahlâktır. (İ. Kettânî)
Tasavvuf, kalbi temizlemektir. (Ebû Ali Rodbârî)
Tasavvuf, edebe riâyettir. ( Ebû Muhammed Cevîrî)
Tasavvuf, i'tirâzı bırakıp, emredilene peki demektir. (Ebû Sehl Sa'lûkî)
Tasavvuf, nefsin kötü isteklerini terk etmektir. (Ebû Hüseyn Nûrî)
Tasavvuf, faydasız işleri terk etmektir. (Ebû Saîd İbni Arabî)
Tasavvuf, vakti değerlendirmek ve vaktin kıymetini bilmektir. (İbni Osman Mekkî)
Tasavvuf, ALLAHü teâlânın ahlâkı ile ahlâklanmaktır. (Cüneyd-i Bağdâdî)
Tasavvuf, kimseye ezâ ve cefâ vermemek, herkese lütûf ve ihsânda bulunmak, hastalık ve musîbetleri herkese izhâr etmemek, düşmanlarını affetmek, insanlık mertebesinin en yüksek derecesine kavuşmayı usûl ittihaz etmektir.(Ahmed Şirbâhî)
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
Linklerin - Mail adreslerinin - Ftp adreslerinin görülmesine izin verilmiyorLinkleri- Mail adreslerini - Ftp adreslerini görebilmek için Üye Olun veya Giriş Yapın
|
|
|
Hacegan
|
 |
« Yanıtla #2 : Temmuz 02, 2008, 04:42:47 ÖS » |
|
 |
|
 |
 |
Dinimizde hubbu fillahın yani ALLAH için
ALLAHın sevdiklerini sevmenin önemi çok büyüktür
. Cenab-ı Hak, Hz. İsa'ya da vahyetti ki:
(Eğer yer ve göklerde bulunan bütün mahlukatın
ibadetlerini yapsan, dostlarımı sevmedikçe ve düşmanlarıma düşmanlık etmedikçe,
hiç faydası olmaz.) [K. Saadet]
Musa aleyhisselam, (Ya Rabbi senin için en kıymetli
amel nedir?) diye sordu. ALLAHü teâlâ, (Benim için evliyamı, dostlarımı sevmek
ve düşmanlarıma düşmanlık göstermektir) buyurdu. (Mektubat-ı Masumiyye)
Fıkıh âlimi Muhammed bin Hüseyin Becli, Resulullahı
rüyada gördü.
En iyi amel ne diye sordu. (Evliyanın yanında
bulunmaktır) buyurdu. Yaşayan veli bulamazsak deyince, (Diri iken de, ölü iken
de onu sevmek, en kıymetli ameldir) buyurdu. (Sefinetül-ırakıyye)
Evliya, Evliyaullah demektir. Türkçe de sadece evliya deniyor. Yani ALLAH
dostları demektir. Evliyayı sevmek, ALLAHü teâlâyı sevmektir. Bir kimse bir zatı
sevse, ona hiçbir iyilik ve hizmet edemese, ancak onun ana babasına veya
çocuklarına çeşitli iyilik ve ihsanda bulunsa, o zat, bu yapılanlardan memnun
olmaz mı? Onu sevmez mi? İşte ALLAH dostlarının da ALLAHü teâlânın ıyali
[yakınları] mertebesinde olduğu hadis-i şerifle bildiriliyor.
ALLAHın yakınlarını sevmek onlara hizmet etmek ne büyük nimettir.
İtikadı düzgün olmayan ne evliya olur, ne de ameli
makbul olur. |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
Linklerin - Mail adreslerinin - Ftp adreslerinin görülmesine izin verilmiyorLinkleri- Mail adreslerini - Ftp adreslerini görebilmek için Üye Olun veya Giriş Yapın
|
|
|
Hacegan
|
 |
« Yanıtla #3 : Temmuz 02, 2008, 04:44:10 ÖS » |
|
 |
|
 |
 |
Abdullah-ı Rûmî, bir sohbetinde Ebülleys-i
Semerkandî'den naklen şöyle anlattı:
Bir târihte Bağdât'ta, zenginler hacca gidiyorlardı.
Peygamber efendimizin aşkıyla yanan bir fakîr de, o sene hacca gitmeye niyet
etti ve hac kâfilesiyle yola çıktı Kâfile hareket etmeden önce, herkes eşi-dostu
ile helâllaştı. Şehir dışına çıkıldığında, zenginlerden biri bir fakîrin de
hacca gittiğini görünce;. " Bineğin yok,
azığın yok. Sen hacca nasıl gideceksin? Bâri cebinde birkaç bin altının var
mıdır?" diye alay etti. Fakîr, bu zenginin
alaylı sorusuna çok üzüldü ve; "ALLAHü teâlâ ne güzel vekîldir. Mahlûkâtın
rızkını o vermektedir. Hepimiz O'nun verdiklerini yiyoruz." diyerek, zenginin
bulunduğu yerden mahzûn bir şekilde ayrıldı.
Hac vazîfelerini yapana kadar da o zengine hiç görünmedi. Herkes Mekke-i
mükerremeden, Medîne-i münevvereye yola çıktıkları zaman, o zengin, fakîri sağ
sâlim tekrar karşısında görünce hayret etti ve; "Komşu, sen de buraya kadar
gelip hac vazîfeni yapabildin mi?" diye sormaktan kendini alamadı.
Fakîr de; "ALLAHü teâlâya sonsuz hamdü senâlar olsun.
Yüzümüzün karasına bakmayıp, bu mübârek makâmı ziyâret etmeyi nasîb etti.
Geldim, Beyt-i şerîfi tavaf ettim. Sağ sâlim dönüyorum." dedi.
Zengin; "Hacı efendi! Acabâ sana da berât verdiler
mi?" diye sordu. Fakîr; "Bu ne berâtıdır ki?"
dedi. Zengin; "Beyt-i şerîfi ziyâret edenlere, Cehennem'den âzâd olduğuna dâir
berât kâğıdı verilir." diyerek, koynundan herhangi bir kağıt çıkarıp fakîri
aldattı. Fakîr, berât kâğıdının kendisine
verilmediğine çok üzüldü. Derhal geriye dönüp Harem-i şerîfe geldi. İki gözü iki
çeşme hâlinde, kanlı yaşlar akıtarak çok inledi. ALLAHü teâlâya kırık bir
gönülle duâlar etmeye, yalvarmaya başladı: "Ey âlemleri yaratan yüce RABBİM! Sen
herşeye kâdirsin, ganî bir pâdişâhsın. İhsânların bütün kullarına her ân
yağmaktadır. Cehennem'den âzâd olup orada incinmemeleri için kullarının bâzısına
berat vermişsin. Bu fakîr kuluna berât verilmedi. Yoksa bu garîb kulun âzâd
olmadı mı?" deyip bayıldı . Baygın hâlde iken,
mânâ âleminden yanına bir kimse gelip; "Ey fakîr! Başını kaldır ve şu berâtını
alıp arkadaşlarına yetiş!" diyerek elindekini ona verdi .
O ânda fakîr kendine gelerek ayıldı. Elinde, dünyâ kâğıtlarına hiç benzemeyen,
yeşil renkli nûrdan yazıları olan ve misk gibi kokan bir berât kâğıdı vardı.
Kâğıdı defâlarca öpüp başına koyan fakîrin sevincinden
neredeyse aklı gidecekti. Şükür secdesine kapandı. Ömründe hiç görmediği o
berâtı, yüzüne ve gözüne sürdü, bağrına bastı ve koynuna sokarak arkadaşlarına
yetişmek için hızlı adımlarla yürümeğe başladı .
Arkadaşları, geriden fakîrin geldiğini görünce
gülüşmeğe başladılar . Yanlarına soluk soluğa
gelen fakîre alayla; "Cehennem'den âzâd olma berâtını alabildin mi?" diye
sordular. Fakîr de koynundan berâtını çıkararak; "İşte! RABBİMizin ihsânı olan
berâtım!" diyerek, misk kokulu berâtını zengine sunuverdi.
Herkes yerinde donakalmıştı. Berâtı alan zengin,
nûrdan yazılarla fakîrin Cehennem'den âzâd olduğunu okuyunca, aklı başından
gidip, atından düştü. Bir süre yerde baygın yatan zengini zor ayılttılar.
Kendine gelen zengin, kâğıdı öpmeye, misk kokusunu koklamağa başladı. Kendi
kendine de; "Vâh, vâh benim boşa geçen ömrüme! Keşke ben de bu fakîr gibi sâdık
bir fakîr olsa idim. Onun kavuştuğu bu saâdete ben de kavuşsaydım.
Bu fakîr, sadâkati sebebiyle bu mertebelere ulaştı.
Ben ise zenginliğim sebebiyle gurûra kapıldım ve bundan mahrûm oldum. Bütün
malımı versem, bu kâğıttakilerin bir noktasını alamam" diyerek âh eyledi.
Gözlerinden kanlı yaşlar döktü. Fakîr; "Hacı
efendi! Berâtım sende kalsın. Sakla. Ben öldüğüm zaman kefenimin arasına koyun
da kabrimde suâl meleklerine onu göstereyim." dedi. Hacı efendi berâtı büyük bir
îtinâ ile koynuna koydu. Uzun yolculuktan sonra evlerine ulaştılar. Zengin olan
hacı, berâtı sandığına koydu. Aradan günler geçti. Zengin, ticâret için başka
memlekete gittiğinde, fakir vefât etti. Yıkayıp kefenlediler, fakat
berâtını bulup kefenin içine koyamadılar. Fakîrin cenâzesini kabre defnettiler.
Ancak birkaç ay geçtikten sonra, zengin ticâretinden döndü. Fakîri sorduğunda;
"Sizlere ömür! Sen gittikten sonra vefât etti." dediler.
Zenginin sanki dünyâsı başına yıkıldı. Çok ağladı ve;
"O zavallının bende pek kıymetli bir emâneti vardı. Onu yerine getiremedim.
Böylece vasiyetini yapamamış oldum. O âhirete göçtü, berâtı ise bende kaldı.
Berâtını yanına koyamadım." dedi. Hemen sandığın yanına varıp ağzını açtı. Fakat
berâtı koyduğu yerde bulamadı. Tekrar tekrar aramasına rağmen yine bulamadı.
"Kabrine gidip bakayım. Belki, birisi beratı alıp ona vermiştir." dedi.
Kazma kürek alarak kabre gitti. Mezarını
açmak istedi. O anda; "Kabri açma! Biz ona o berâtı verdik, dışarıda
bırakmadık!" diyen bir ses işitti. Nereden geldiği belli olmayan bu ses
karşısında zengin, düşüp bayıldı. Mânâ âleminde fakîri gördü. Fakîr; "Ey hacı
efendi! ALLAHü teâlâ sana selâmet versin. O berât bana verildi. Hamdolsun.
Münker ve Nekîr meleklerine gösterdim. Onu görünce sorgu suâl bile etmediler. Bu
berâtı almama hacdan dönerken sen sebeb olmuştun. Cenâb-ı Hak senden râzı
olsun." deyip kayboldu. Zengin ayıldığında, doğru evine gidip, fakir için
hatimler okuttu. Yemekler pişirtip, yetimleri, fakirleri doyurdu." |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
Linklerin - Mail adreslerinin - Ftp adreslerinin görülmesine izin verilmiyorLinkleri- Mail adreslerini - Ftp adreslerini görebilmek için Üye Olun veya Giriş Yapın
|
|
|
Hacegan
|
 |
« Yanıtla #4 : Temmuz 02, 2008, 04:45:55 ÖS » |
|
 |
|
 |
 |
SIBGATULLÂH-I HÎZÂNÎ Hz. hazretleri talebeleriyle olan sohbeti sırasında; "Bizim yolumuzun esâsı sohbet ve muhabbettir. Sohbet muhakkak lâzımdır." buyurdu.
"Sohbet, dünyâ bağlılıklarını keser ve hakîkî îmânı kazandırır. Eshâb-ı kirâmdan bâzılarının; "Gelin bir saat îmân edelim." sözlerindeki îmândan maksat, sohbettir. (Yâni bir saat sohbet edelim de îmânımız yenilensin, kuvvetlensin.)" "Talebe, tavus gibi olmalıdır. Güzel kanatlarına, renk renk tüylerine değil, siyah bacaklarına bakmalıdır. Nefsini son derece kusurlu görmedikçe istikâmet ele geçmez. Bu şekilde görmemek büyük günâhtır. Muhabbet, ihlâslı amel ve gayret talebeliğin şartıdır. Bunlardan birinin eksik olması mânevî felâket alâmetidir." "Nefsin katli ve ölümü, müslüman olmasından ve kötü sıfatlarının değişmesinden ibârettir."
Komşu kasabadaki talebelerinden biri hastalanmıştı. Ölüm döşeğinde iken; "Himmetinizi istirham ediyorum, yâ mübârek hocam!" diyerek yardım istedi. Seyyid Sıbgatullah, o anda talebeleriyle sohbet ediyorlardı. Bir ara sohbeti yarıda keserek, Abdurrahmân Tâhî'yi o talebesine gönderdi. Hemen yola çıkan Abdurrahmân, kısa bir zaman sonra hasta talebenin evine vardı, onu iyileşmiş oturuyor gördü. Bâzı sohbetlerinde uzun zaman konuşmazdı. Bu yüksek zümrenin hâllerini bilmeyen bâzı zâhir âlimleri, acabâ Şeyh niçin bize bir şeyler anlatmıyor dediklerinde; "Sükûtumuzdan istifâde edemeyen, konuşmamızdan da edemez." buyururdu.
Abdurrahmân Tâgî hazretleri bir sohbetinde, sohbetin fazîleti ile ilgili olarak, buyurdu ki:
Yolumuz sohbet yoludur. İnsanlara hayret ediyorum niçin sohbeti istemezler, niçin sohbet meclisine katılmazlar, niçin ALLAH adamlarının yanında bulunmazlar? Halbuki sohbet ehlinin ev sâhibi ALLAHü teâlâ, teşrîfâtçısı hazret-i Ali, sâkîsi yâni su dağıtanı Hızır aleyhisselâmdır. Şâyet sohbet etmek için yedi kişi bir araya gelse, yüksek makamlara erişirler ki, Aralarında bir ALLAH dostunun varlığı umulur.
Cehrî, açıktan Kur'ân-ı kerîm okumak ve sohbet evlerden zulmeti giderir. Onun için sohbet olunan evin sâhibi bildiği sûreleri açık olarak okusun.
Sohbet peşinde koşmayı severim. Nerede sohbet ehli varsa oraya gitmek isterim. Mümkün mertebe hiç bir dervişin sohbetini kaçırmak istemem."
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
Linklerin - Mail adreslerinin - Ftp adreslerinin görülmesine izin verilmiyorLinkleri- Mail adreslerini - Ftp adreslerini görebilmek için Üye Olun veya Giriş Yapın
|
|
|
Hacegan
|
 |
« Yanıtla #5 : Temmuz 02, 2008, 04:46:44 ÖS » |
|
 |
|
 |
 |
Şeyh Hâlid isminde büyük bir âlim vardı. Şark vilâyetinin adliye müfettişliğini yapardı. Tefsîr, hadîs ve fıkıh gibi zâhirî ilimlerde, İbn-i Hacer ve Seyyid Şerîf Cürcânî hazretleri kadar âlim olduğunu iddiâ ederdi. "Bütün din kitapları ortadan kalksa, bu ilimleri yeniden ihyâ ederim." derdi. İşte bu Şeyh Hâlid, Seyyid Sıbgatullah hazretlerinin ismini ve nâmını işitmiş, gidip görmeyi niyet etmişti. Giderken de bâzı zor sorular hazırlayıp sormayı ve onu müşkil durumda bırakmayı düşündü. Şeyh Hâlid geldiğinde, Seyyid Sıbgatullah onu yolda karşıladı, güzelce misâfir edip ağırladı. Sohbet esnâsında da Seyyid Sıbgatullah; "Bir kimse bir talebemize şöyle bir suâl sorsa, talebemiz o sorana şu şekilde cevap verir diyerek, Şeyh Hâlid'in gelirken hazırladığı bütün soruları teker teker, pek güzel cevaplandırdı. Son soruyu cevaplandırdığında, Hâlid; "Üstâdım! Beni affediniz, tövbe ettim." diyerek ellerine sarılıp öptü. Birkaç gün sonra müfettişlik gibi dünyâ makamlarını terkederek, Seyyid Sıbgatullah hazretlerinin huzûrunda diz çöktü. Pek çetin riyâzet ve mücâhedeler çekerek nefsini terbiye etmeye başladı. Nefsinin kötülüklerinden kurtulmak için nefsin istediklerini hiç yapmaz, istemedikleri yapardı. Seyyid Sıbgatullah ata binerken, sırtıma basarak binsin diyerek koşar, önünde eğilirdi. Sıbgatullah hazretleri ise, onu bundan meneder, bir daha böyle yapmamasını tenbih ederdi. Şeyh Hâlid bu ihlâslı hareketleri ile pekçok teveccühlere kavuşarak, evliyâlıkta yüksek makamlar sâhibi oldu.
Seyyid Abdullah-ı Dehlevî hazretleri "kuddise sirruh" buyurdu ki;
Biz muhabbet şerbetini içenlerdeniz. Bizim muhabbetimizin artmasına sebep; kalblerimize çeşit çeşit zevk bahşeden hadîs-i şerîfler ve salevât-ı şerîfelerdir.
Rüyâda Peygamber efendimize sallALLAHü aleyhi ve sellem sual edip; "Yâ ResûlALLAH; "Rüyâda, beni gören gerçekten beni görmüştür." sizin hadîsiniz midir? dedim. "Evet." buyurdu. Devamlı tesbih, sübhânellah ve tahmîd, elhamdülillah okuyup, mübârek rûhuna hediye ederdim. Bir defâ okuyamadım. Rüyâda Resûlullah'ı, Tirmizî'nin Şemâil'inde anlatılan şekilde gördüm. Geldiler ve; "Okumadın!" buyurdular.
Bir defâ Cehennem ateşi korkusu beni kapladı. Rüyâda Resûl-i ekremi sallALLAHü aleyhi ve sellem gördüm. Geldi ve; "Bizi seven, Cehennem'e girmeyecek." buyurdu.,
Hiçbir kerâmet ve hârika, ALLAHü teâlâyı sevmek ve peygamberlerin efendisine sallALLAHü aleyhi ve sellem tâbi olmak gibi olamaz.
Hadis-i şerifte, (Kendinize, evladınıza, kötü duâ etmeyiniz. ALLAHın kaderine râzı olunuz. Nîmetlerini arttırması için duâ ediniz) ve (Ananın, babanın çocuğuna olan ve mazlumun, zâlime olan bedduâları, red olunmaz) buyuruldu. Bir müslümanın kâfir olması için duâ edenin kendisi kâfir olur. Bir zâlimin, kâfir olarak ölerek, sonsuz azâb çekmesini istemek, küfür olmaz. Mûsâ aleyhisselâmın böyle duâ ettiği, Kur'an-ı kerimde bildirilmiştir. İmâm-ı a'zam Ebû Hanîfe, başkasının kâfir olmasını istemek, küfür olur buyurdu. Zâlimden başkasına bedduâ etmek haramdır. Zâlime, zulmü kadar bedduâ etmek câiz olur. Câiz olan birşeyin miktârı, özrün miktârı kadar olur. Zâlime de bedduâ etmemek, sabr etmek ve hattâ, afetmek daha iyidir. Zimmîye ve herhangi bir kâfire, ALLAH ömr versin demek, câiz değildir. Müslüman olması için veya cizye vererek müslümanların kuvvetlenmesi için, böyle duâ etmek, câiz olur. Kâfire saygı ile selâm veren, kâfir olur. Kâfire saygı bildiren bir söz söylemek, meselâ üstâdım demek, küfür olur.
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
Linklerin - Mail adreslerinin - Ftp adreslerinin görülmesine izin verilmiyorLinkleri- Mail adreslerini - Ftp adreslerini görebilmek için Üye Olun veya Giriş Yapın
|
|
|
|
|
|
|
|