fukaha
Bizden biri
|
 |
« : Ekim 19, 2008, 03:24:13 » |
|
 |
|
 |
 |
Tasavvuf kültürümüzde alıç "Kim giden bu mülkte, kimler kalıcı,Kim sunan himmet, nasip kim alıcı?Şiir diliyle yorumlayın dostlarYunus Emre'nin sunduğu alıcı". Feyzi Halıcı.
Bilinen hikâyedir, Yunus Emre, Anadolu'yu kasıp kavuran bir kıtlık döneminde Hacı Bektaş-ı Veli'nin kapısına varır. Kıtlığa rağmen, gelenek ve göreneklere uygun olarak, yanında çam sakızı çoban armağanı, bir heybe de alıç hediye getirmiştir. Hacı Bektaş-ı Veli'ye durumu anlatırlar; o da adamlarına der ki: "Söyleyin o dervişe, bana sunacağı her 'alıç'ına karşılık olarak ona bir nefes, bir himmet ve nasip vereyim"... Yunus Emre'ye söylerler; ancak, o, "Evde çoluk çocuk aç, buğday isterim." der. Bu cevap üzerine Hacı Bektaş-ı Veli tekrar haber gönderir: "Söyleyin o dervişe her 'alıç'ına karşı ona on nefes, on himmet ve nasip vereyim". Yunus Emre on misli çoğalan bu kısmeti de kabul etmez. İki çuval buğday verirler; hayvanına buğdayları yükler ve yola düşer. Yarım saat kadar gittikten sonra birden durumu kavrar, "Vay ben ne yaptım da buğdayları aldım; nefes, himmet ve nasip almalıydım." der ve yana yakıla geri döner. Hacı Bektaş-ı Veli'ye durumu anlatırlar, gülerek cevap verir: "Söyleyin kendisine, bizim kapımızda ona nefes, himmet ve nasip kısmet değildir. Varsın Taptuk Emre'ye gitsin." der. Bundan sonra Taptuk Emre'nin kapısına varan Yunus Emre orada "Yunus miskin çiğ idik, piştik Elhamdülillah." mertebelerine yükselecek duruma erişir.
Ahmet Yesevi'nin hurması, Hz. Mev-lânâ'nın nohudu, elması; Yunus Emre'nin alıcı ve daha niceleri yiyeceklerin tasavvuf kültürümüzdeki rolü ve önemini gösteriyor. Hz. Mevlânâ nohut hikâyesinde yiyeceklerin de insandan düşünce ve ruh olarak ALLAH'a ulaştıklarını anlatıyor.
Çatalhöyük'e kadar uzanan bir geçmişe sahip olan ve beş-altı yüz yıl ömrü olan alıç, çoğu kişi tarafından bilinmez. Tatlı-ekşi tada sahiptir. Kolesterol ve tansiyona iyi geldiği gibi kalp ve damar hastalıklarında, kan dolaşımında da yararlı olduğu söylenir. Pazarlarda satılan alıç, meyve olarak yenildiği gibi Konya'da şekerle veya pekmezle reçeli yapılır, lezzet vermesi için turşulara atılır. Anadolu'da Konya'dan başka alıcın yemek ya da tatlı olarak değerlendirildiği bir ilimiz var mıdır, bilemiyorum. Yurtdışında, belki olabilir, ama alıçla yapılmış bir yemek ya da tatlıya ben rastlamadım. İspanya'da davetli olduğum bir yemek programı sırasında, alıcın lüks bir manavda jelatinler içinde satıldığını gördüğümde hayretler içinde kalmıştım. İspanyol arkadaşım bizdeki gibi meyve olarak tüketildiğini söylemişti. Günümüzde sirkesi yapılıyor. Geçenlerde bir yakınım ülkemizin ünlü sirke firmalarından birinin imalatı olan küçük bir şişe alıç sirkesi göndermişti. Üzerinde, Bolu çevresindeki alıçlardan ve meşe fıçılarda iki yıl bekletilerek elde edildiği yazılıydı. Sirkenin tadı gayet güzeldi. Belki zamanla reçeli ve turşusu da ticari olarak yapılır ve dağlarda kendiliğinden yetişen bu meyve değerlendirilebilir.
Dönelim, Yunus Emre'ye ve onun çok sevdiğim bir dörtlüğü ile sözümüzü noktalayalım:
"Yunus Emre der hoca,
İster bin kez git Hac'ca,
Hepisinden iyice
Bir gönüle girmektir".
Kaynaklar:
Halıcı, F. Tasavvuf Kültürümüzde Üç Meyve" Çağrı Dergisi. Sayı: 519, sayfa: 1.2003.
Halıcı,N. Konya Yemek Kültürü Ve Konya Yemekleri. Rumi Yayınları. 2005.
Alıç reçeli
MALZEME:
Pişme Süresi: 30 dakika
½ kg alıç
2 sb su
1 kg toz şeker
3 sb su
1 çk limon tuzu
Yapılışı: Alıçları yıka, su ile ateşe koy, yumuşayıncaya kadar haşla. Çekirdeklerini şeklini bozmadan çıkar. Şekerle suyu ateşe koy. Kaynamaya başlayınca haşlanmış alıçları içine at. Birkaç taşım kaynayınca porselen veya cam bir kaseye al, temiz bir tülbent bağla, güneşte kıvama getir. Kavanozlara koy. |
|
 |
|
 |
|