fukaha
Bizden biri
|
 |
« : Mayıs 03, 2008, 01:02:52 » |
|
 |
|
 |
 |
Mavi, yeşil, sarı, beyaz: 4x4 Bolu ADEM YAVUZ ARSLAN Dört mevsim ayrı güzelliklere sahip olan Bolu ne yazık ki ne yerli ne de yabancı turistler tarafından yeterince ziyaret edilmiyor. Yeterli yatırımlar yapıldığı takdirde Bolu bir cazibe merkezi haline gelecek.
Bolu denince birçok kişinin aklına ilk etapta Abant ya da Yedigöller geliyor. Oysa Bolu’nun güzellikleri sadece bunlar ile sınırlı değil. Bolu doğal yapısı, coğrafi avantajı ile dört mevsim ayrı güzelliğe sahip. Fakat ne yerli turizmden ne kültür turizminden, ne de kongre turizminden hak ettiği payı alamıyor. Öyle ki 2004’te Türkiye’ye gelen 17,2 milyon turistten sadece 20 bini Bolu’yu gezdi. Oysa gerekli çalışmalar yapıldığı takdirde Bolu bütün yıl boyu, turistler için cazip hale gelecek. Fakat görünen o ki bunun için daha çok zaman var.
Türkiye’de ne zaman bir siyasi ya da üst düzey devlet bürokratı Bolu’da temaslarda bulunsa, ne zaman Abant’ta düzenlenen bir toplantıya katılsa “Abant’ı Ortadoğu’nun Davos’u yapacağız.” sözünü verir. Bu ifade bugüne kadar defalarca söylendi. Başbakan Erdoğan tarafından 2004 Mart’ında yerel seçimler öncesinde dile getirildi. Hatta Başbakan bizzat konuşma yaparken orman bakanını da konuyla ilgilenmesi için görevlendirdi. Aradan geçen sürede birtakım adımlar atıldı. Fakat gelinen yol hedeflenen noktaya hâlâ çok uzak.
Peki Bolu gerçekten de bir İsviçre, Abant da gerçekte bir Davos olabilir mi? Her şeyden önce Bolu ‘doğuştan’ avantajlı bir şehir. Hem Ankara’ya, hem İstanbul’a hem de sanayi merkezlerine yakın. İl sınırlarının yüzde 55’i ormanlarla kaplı. Abant ve Yedigöller gibi popüler göllerinin yanında irili ufaklı 14 doğal, 32 suni gölü var. Tam bir yayla cenneti. Çeşitli zirvelere yayılmış tam 320 ayrı yaylası mevcut. 1 milli parkı, 7 orman içi dinlenme alanı ve 4 ayrı yaban hayatı koruma alanı var. Mudurnu ve Göynük gibi Osmanlı’nın en güzel ahşap işçiliklerinin sergilendiği korunmuş şehirleri var. Kartalkaya gibi kış turizminin popüler merkezlerinden birine sahip. Yedigöller gibi yılın dört mevsimi gidilebilecek, sonbaharın renk cümbüşünün bütün coşkusuyla izlenebileceği bir doğa harikası var bu şehirde. Abant ise başlı başına ayrı bir zenginlik. Devasa ağaçların çerçevelediği göl, yaz kış ziyaretçi çekiyor. Bütün bu doğal güzellikler yanında gastronomi açısından da inanılmaz zengin bir şehir Bolu. Bugün hatırı sayılır bir kalabalık Bolu Dağları’nın nimetlerini tatmak için günü birlik de olsa Bolu’ya gidiyor. Cafer Usta’nın yerinde kahvaltı yapmaya, İsmail’in Yeri’ne ızgara yemeye gelenler var hem İstanbul’dan hem Ankara’dan. Dönüşte Bolu Dağları’nın cevizleri, ayvaları ve tereyağlarıyla dolduruluyor bagajlar. Kaplıcalar ise giderek daha popüler hale geliyor. Temiz havası yüzünden artık Anadolu futbol kulüpleri Almanya ya da İsviçre’ye gitmek yerine Abant’a geliyor. Kısacası Bolu’da turizmin alternatifi bitmiyor. Aklınıza gelen her türlü aktivite için hazır bir potansiyeli barındırıyor bu şehir. 4 mevsim her fırsatta gidilse yine memnun eder ziyaretçilerini.
Davos ezici farkla önde
Fakat yıllardır söylenen “Abant Türkiye’nin Davos’u olacak” söyleminin hayata geçmesi için Bolu’nun yapması gereken çok işi olacak. Çünkü Davos’un istatistiklere yansıyan ezici bir üstünlüğü var. Mesela Davos’taki kongre merkezlerinde yılın 270 günü kongre yapılıyor, her yıl ortalama 60 uluslararası, 90 bağımsız organizasyon yapılıyor. İstatistiklere göre bu toplantılar için her yıl ortalama 130 bin katılımcı geliyor. Dünyanın geleceğine yön veren çevreler her yıl ocak ayında bu küçük kasabada toplanıyor.
Dünya çapında bir marka haline gelmiş olan Davos’ta ise her şey turizm üzerine kurulmuş. 13 bin kişinin yaşadığı bu küçük şehirde 24 bin yatak kapasitesi var. 200’ü aşkın birinci sınıf alışveriş merkezi, 100’ü aşkın uluslararası kalitede hizmet sunan restoran var. Alplerin en yüksek yerleşim yeri olan Davos’ta 18 ayrı golf sahası var. Buz hokeyinden bisiklet yarışlarına, jazz festivalinden sinema festivallerine kadar her alanda yıl boyunca aktiviteler sürüyor. Davos’u yöneten idareciler bugün gelinen noktanın temellerinin 1969 yılında atıldığını ifade ediyorlar. Klaus Schwab adında bir Alman’ın keşfedip dünya turizmine kattığı bu kasaba adım adım gelişmiş. Bugün altyapısından üstyapısına kadar her şeyiyle turizm için yaşıyor. İşlevsel web sayfasıyla her gün milyonlarca insana ulaşıyor. Fakat özelde Abant’a, genelde de Bolu’ya bakarsak Davos karşısında durumumuz pek de parlak değil. Bolu’nun tüm ilçeleri dahil Turizm Bakanlığı belgeli 14 ayrı konaklama tesisinde 3 bin 151 yatak kapasitesi var. Belediyenin onay verdiği daha küçük çaplı işletmelerde ise toplam 2 bin yatak hizmette. Yani öğrenci yurtlarından 5 yıldızlı otellere kadar toplam yatak kapasitesi 5 bin civarında. 2004 yılı boyunca sadece 20 bin yabancı turist gelirken çoğunluğu günübirlik piknikçilerin oluşturduğu 284 bin kişi de yerli turist olarak Bolu’ya gelmiş. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın düzenlediği Abant Platformu dışında her yıl düzenli yapılan bir aktivite yok. Yani kongre turizmi, konuşulduğu kadar çok işlevsel değil. Kongre yapılabilecek 3 ayrı otelin toplamda bin kişilik salonları var. Abant Gölü etrafına kurulan otellerin toplam yatak kapasitesi ise yaklaşık beş yüz. Oysa dünya genelinde her yıl 75 milyon insan kongrelere katılmak için seyahat ediyor. Türkiye’ye ise 150 bin kişi geliyor. Türkiye’nin tüm ülke olarak bu pastadan aldığı pay ise sadece 300 milyon dolarla sınırlı. Yani binde iki.
Bolu ve çevresinin bugün ciddi anlamda eksiklikleri mevcut. Fakat atılan adımlar da yok değil. Valilik ve belediyenin gelecek adına umut veren girişimleri var. Kış turizmi için Köroğlu Dağları’nda yatırımlar devam ediyor. Mevcut bin 500 yatak kapasiteli konaklama tesislerinin yanı sıra 2 bin 124 yatak kapasiteli 150 milyon dolarlık bir proje hayata geçmeyi bekliyor. Aslında Yapı Kredi Bankası projeyi çoktan yapacaktı; ancak bankanın BDDK ile olan problemleri yüzünden iptal edildi. Turizm Bakanlığı şimdi yeni yatırımcı arıyor. Ayrıca Gerede Dağı’ndaki pist genişletme çalışmaları devam ediyor. Kaplıca turizmi için de master planlar hazır. Tescilli 206 evin bulunduğu Mudurnu ile 112 tarihi evin bulunduğu Göynük’te kültür turizmini geliştirmek için planlar yapılıyor. Kültür Bakanlığı desteğiyle İpek Yolu kapsamına alınacak olan Mudurnu ve Göynük’te toplam 64 ayrı tarihi binanın restorasyonuna önümüzdeki dönemde başlanıyor. Yıllardır kangren olan Yedigöller’in çamurlu yolları için asfaltlama çalışmalarına önümüzdeki dönemde başlanacak. Abant Gölü etrafına 2 adet nizami futbol sahası yapılacak. Bugün sadece devlet konuk evinin bulunduğu Gölcük’te ise altyapısı hazırlanmış bungalov evler projesi var. Bolu yerel yönetimi Bolu’yu özellikle iç turizme kazandırmak için her yıl çeşitli aktiviteler düzenliyor. Foto Safari ve Mengen Aşçılık Festivalleri bunlardan birkaçı. Bolu Valisi Ali Serindağ, Bolu’nun yüksek potansiyelinin harekete geçirilmesi halinde sadece kendi bölgesinde değil tüm Türkiye’de ayrı bir marka haline geleceğini söylüyor. Bolu’nun çeşitli bölgeleri için master planları olduğunu ifade eden Serindağ “Hedefimiz Bolu’yu önemli bir turizm merkezi haline getirmek.” diyor. |
|
 |
|
 |
|