fukaha
Bizden biri
|
 |
« : Ekim 19, 2008, 03:38:38 » |
|
 |
|
 |
 |
Pansiyon değil ev, müşteri değil misafir Üç odalı bir toprak ev... Zemin toprak, duvar toprak, tavan ahşap... Şimdilerin 'sağlıklı' dediği türden, içerideki tek yapaylık; sonradan kondurulmuş bir banyo ki o da mecburen... Pencerelerin tahta kapaklarını açıyorsunuz, bir tutam reyhan, bir tutam roka, dalında sivri biber...
Ev güzel, güzel olmasına da, sefasını sürmeye vakit yok. Hatay'da kalabalık bir Nusayri ailenin içindesiniz, biri tandırı yakıyor, diğeri biberli ekmek pişiriyor, bir başkası sizi kısır yemeye davet ediyor. Bir değişik turizm, hayır, turizm yavan kalır biraz, 'bir ailenin içinde o evin kızı ve oğlu gibi yaşama pratiği' diyelim biz buna. Yıkılmak üzere olan toprak evi ya da onların deyimiyle beytuturabı el birliğiyle onaran aile, bir gözü ahır, bir gözü saman deposu olan evi 'dışarıya' açtı. İstanbul'dan, İzmir'den ve yurt dışından gelen misafirler, arka bahçede, limon ağaçlarının altında aileyle kahvaltı yapıyor, yine onların rehberliğinde Antakya'yı dolaşıyor hatta Suriye'ye kadar uzanıyor. Çiftçi ruhlular için zeytin toplama, köylerde yürüme, yürürken dalında incir yeme, içli köfte yapılan bir eve buyur edilme gibi etkinlikler de var. Aile Nusayri yani Alevi Arap; ancak evi biçimlendiren kültür Arap kültürü... Hatay'da bir Sünnî ya da Ortodoks Arap ailenin misafiri olsanız da aynı dili duyacak, aynı müziği dinleyecek ve aynı yemekleri yiyecektiniz. Güz bitti, kış geliyor diyenlere, ailenin toprak eve bir teneke soba kondurma hazırlığı içinde olduğunu söyleyelim.
Toprak eve turistik dönüş
Bir varmış bir yokmuş. Hatay'ın Ekinci köyünde bir sürü toprak ev varmış. Duvarları samanla karışık çamurla sıvanan, tavanına kamış sıralanan bu evlerde oturmak o vakitler pek sıradanmış. "Aman ne sağlıklı evler, duvarları nefes alıyor. Tahta, toprak, sazlıktan toplanmış kamışlar, malzeme de nasıl doğal nasıl!" demezmiş hiç kimse... Köyün Arap sakinleri, o coğrafyada herkes nasıl yaşıyorsa öyle yaşayıp gidermiş. Sonra beton evler görünmeye başlayınca, toprak evin hanımları; "Aman çatıdan toprak dökülüyor, yok duvarı fareler deliyor." bahanesiyle 'muntazam' beton kovuklara yerleşmiş ve toprak evler bir köşede çürümeye terk edilmiş. İşte o evlerden bir ev, köyde 'Kuşlar' lakabıyla bilinen Ateş ailesinin evi tam da çatısı uçmak üzereyken acayip bir şeye, rüyasında görse inanmayacağı bir şeye dönüşüp pansiyon oluvermiş. Öyle ya, sen yarım asırdan bu yana, bir gözünde on bir çocuklu bir aileyi, diğerinde inekleri barındır, sonra birileri İstanbul'dan, İzmir'den hatta yurtdışından kalkıp sende konaklamak nasıl bir şeymiş, görmeye gelsin. Masal gibi...
Narlı, zeytinli, incirli odalar
Ev nasıl bir yerde duruyor? Hatay'ın kozmopolit yapısını bilenler için anlaşılır bir yerde; Arap Alevilerin yani Nusayrilerin yaşadığı Ekinci beldesinde, sonradan dikilmiş beton binalar ve bahçelerle çevrili bir sokakta... İster balkondan bakın, ister tam karşıya geçin ya da bir yan bakış atmak için sokağa çıkın, hep aynı şeyi göreceksiniz; mütevazı, insanî ve sevimli bir ev... Ön cephesinde üç tahta kapı, birbirinden bağımsız üç oda; hepsinin de bir ismi var; Rummenî, zeytünî ve tinî, yani narlı, zeytinli ve incirli... Dışarıda, çamur sıva içine gömülmüş yuvarlak aynalar, kapıyı saran çiçekli sarmaşık, duvar dibinde reyhan, fesleğen ve roka... İçeride bir 'yağmurdan sonra toprak' kokusu, evin kızı Aslı, toprak zemini sulayıp süpürüyor her sabah. Ahşap raflar üzerinde gecenin bir yarısı canı turşu çekenler için bidon bidon turşu... Üç odada üç eski ayna; köy evlerinde hep olduğu gibi biraz yüksekte ve biraz eğimli... İlk ayna annenin çeyizinden çıkmış, sonra anneyle aynı yaştaki teyzeler ziyaret edilmiş ve aynı 'gelinlik' aynadan iki tane daha bulunmuş. Odanın tek fazlası alafranga bir tuvalet ve duş kabini; yoksa bir kenarda duran toprak testiden su içmek hâlâ sıradan... Toprak evimiz ya da ora ahalisinin söylediği biçimiyle beytuturab işte böyle, eksiği olabilir; ama fazlası asla... Şimdi gelelim, turizm meselesine; bir köşede ha göçtü ha göçecek diye beklenen ev, Anadolu'nun bir bir yıkılıp giden kerpiç evleriyle aynı kaderi paylaşacakken nasıl oldu da turistik bir yapıya dönüştü? Denilebilir ki, turizme açılan onlarca ahşap konak var; ama biz, bir gözü saman deposu, diğer gözü ahır olan ve kaçınılmaz biçimde yoksulluğu simgeleyen ufacık bir toprak evden söz ediyoruz.
Mehmet Ateş, evin küçük oğlu, İzmir'de İngilizce öğretmenliği yapıyor. Baba ocağına her gelişte içi acıyor, çocukluğunun geçtiği ev gözünün önünde eriyor. Ne yapmalı? Yıkıp da yerine bir bahçe mi yeşertmeli? "Az kala öyle olacaktı." diyor Mehmet. Neyse ki, bir sabah 'Buldum!' diye bağırmış ve eşiyle ablasını yerinden zıplatmış. "İlk şok atlatıldıktan sonra kâğıdı kalemi aldık, bize yardım edeceklerin listesini çıkardık. Yapılacak işleri tek tek sıraladık. Evin onarımı bir ay içinde bitecekti; ama önce ailenin diğer fertlerinin ikna edilmesi lâzımdı." Baba iyi bir dinleyici, proje anlık bir heyecanın mahsulü müdür nedir, anlamaya çalışmış. Sağa sola dağılmış ablalara, ağabeylere telefonlar açılmış. İkinci perdede aileyi ve hatta mahallenin ihtiyarlarını evin duvarına elleriyle çamur sıvarken görüyoruz. Uzak köylerden 'çamur' uzmanı hünerli kadınlar bile var ekibin içinde. Çatının kiremitleri, 'Osmanlı tipi' kiremitmiş ve aslına uygun olsun diye Adana'dan sipariş edilmiş. Evin babası, bizim İsa amcamız, "Ben sanmazdım böyle olacağını." diyor şimdi, "Çok temizlik oldu, çok neşe oldu."
Evde günler nasıl geçer?
Mahalle halkının nostaljik turlar attığı toprak ev, bir yıl içinde yedisi yabancı, elli kişiyi misafir etmiş. Ev için belirli bir ücret ödeniyor tabii; ama siz 'turizm' hakkında bildiğiniz her şeyi unutun. 'Bizimle yaşamak ister misiniz?' sloganıyla yola çıkmış bir aile var karşımızda. Espri yalnızca toprak evde değil anlayacağınız, orası olabildiğince geç girmeniz gereken sağlıklı bir uyuma mekânı, asıl heyecan dışarıda... Şimdi, beytuturabda günlerin nasıl geçtiğini kendimizden hareketle anlatalım. Sabah uyanıyoruz, tandır yanmış, limon ağaçlarının altındaki masalar kahvaltı için hazırlanmış. Büyük abla Sabahat, annesi Edibe Teyze ile tandır başında, bir yiyenin bir daha unutamayacağı biberli ekmeklerden pişiriyor. Masada ne var; zeytin salatası, taze süt, tereyağı, peynir, salatalık, reçel, közlenmiş biber, domates ve isteyenler için omlet... Çayları Sonay abi dolduruyor, Feyruz şarkılarının kesintisiz devam etmesi Mehmet'in görevi. Mâaile sofra başındayız. Kahvaltı sonrası Mehmet ve kız kardeşi Firdevs rehberliğinde Antakya gezisi var. Serbest dolaşmak isteyenler telefonla uyarılıyor; "İkindi çayında kısır var, geç kalma ha!" Ev ahalisi dışarıdakini bekler ya, aynen öyle... Yorgunsunuz ve ortadan kaybolmak istediniz, sorun yok, ev zaten çok kalabalık, insanlarla sarmalanmak istediniz, buyurun akşam çayına, bahçede küçük yeğenler Berdan ve Dilan söz ve müziği kendilerine ait bir Arapça şarkı söylüyor. Uzaklaşmak isteyenler Suriye'ye götürülüyor, çiftçi ruhlular zeytin toplamaya. Köy yürüyüşlerinde içli köfte yapılan bir eve davet edilme ihtimaliniz bir hayli yüksek, en kötü ihtimalle dalından üzüm, incir yersiniz. Nusayri kültürüne gelince, evde bir Alevi kültüründen çok Arap kültürünün hâkim olduğu söylenebilir. Hatay'da bir Hıristiyan Arap ya da Sünnî Arap aileye konuk olsaydınız yine aynı dili duyacak, aynı müziği dinleyecek ve aynı yemekleri yiyecektiniz. İsa Amca vakit namazlarını camide kılan, kahvaltıda Yusuf ile Züleyha kıssasını anlatan ve fesleğen koklarken salâvat getiren zarif bir amca. Misafirlerin ondan öğreneceği çok şey var; bahçeyi dışarıya kapatmak için tellere sarmaşık yerine börülce sardıran bir 'eski toprak'...
Beytuturab yazlık bir ev, çatısından ve tahta kapılarından içeriye rüzgâr alıyor; ama Mehmet Ateş, eksikleri giderip bir teneke soba kurduktan sonra evi kış ziyaretçilerine de açmak istiyor. Henüz bir yaşındaki bu ev şekillenmeye devam ediyor. Biz göremedik; ama önümüzdeki sene gidenler duvar dibindeki sekide, karşıdaki nar, incir ve zeytin ağaçlarına bakarak oturabilecek. u.akagunduz@zaman.com.tr
Zeytin salatası nasıl yapılır?
Hatay'da yapılan zeytin salatası, biberli ekmek ve kısırın içinde neler var? Salata; kırmızıbiber, fesleğen, maydanoz, zeytinyağı ve nar ekşisiyle terbiye edilmiş kırma zeytinden yapılıyor. Kısırda ise kuru kırmızıbiber, nane, maydanoz, hem taze hem kuru soğan, biber ve domates salçası, taze fesleğen ve nar ekşisi kullanılıyor. Marulla ve asma yaprağıyla yenen kısırın sırrını Aslı'dan dinleyelim; "On beş yıldır evliyim, çarşı bulguru almadım daha. Buğdayı haşlarız, dama serip kuruturuz ve sonra değirmene veririz." Biberli ekmek ise taze çökelek, kekik, maydanoz, ince kıyılmış kuru soğan, susam ve kurutulmuş kırmızıbiberle yapılıyor. Tandır bulamayanlar fırın yoluna koyulsun, herkese afiyet olsun... |
|
 |
|
 |
|